Pazartesi, Nisan 22, 2024
spot_img

53 SANİYE! (Naci Özonay)

Değerli Antrenör, Öğretmen ve Yönetici Arkadaşlarım;

Ara ara antrenör arkadaşlarımızla yaptığımız sohbetlerde, Sporcularımızın fiziksel kapasiteleri yeterli olduğu halde oyuna hiçbir yaratıcılık katmadıkları, oyunla ilgili yorum yapamadıkları, çakılı oynadıkları ve top ellerine gelmeden hareket etmedikleri, pası verdikten sonra savunmanın-kendi arkadaşlarının pozisyonuna göre kat ve benzeri hareketleri yapmadıkları, hepsinden öte antrenörden-kenardan talimat gelmedikçe inisiyatif kullanmadıklarını konuşur olduk.

BAŞARI KÜTÜPHANESİ

California Üniversitesi’nden araştırmacılar;

Bir çocuğun başarısı evinde bulunan nesnelerden en çok neye bağlıdır? Televizyona? Babasının kredi kartı limitine? Mutfakta en sık pişen yemeğe? Kanepelerin markasına? Kütüphanedeki kitap sayısına?

Sorusunun cevabını merak etmişler. Bu konudaki en kapsamlı bilimsel araştırmayı tasarlamışlar. Araştırma tam 20 yıl boyunca devam etmiş. Katılan ülke sayısı 27, katılımcı sayısı ise 70.000’den fazla. 2010 yılında sonuçlar yayımlanmış.

Şaşırmaya hazır mısınız? Sorunun cevabı evdeki kitap sayısı! Evinde daha çok kitap olan ailelerin çocukları hem daha fazla eğitim görüyor hem de daha çok kazanıyor. İyi bir kütüphane hem ‘AKIL’ hem de para getiriyor.

Dev araştırmadan çıkan en heyecan verici sonuç şu: Evdeki kitap sayısının, hangi ülkede doğduğundan, ailenin eğitim düzeyinden, ülkenin refah seviyesinden, babanın mesleğinden ve ülkedeki politik sistemden daha önemli olduğu ortaya çıkmış!

Değerli Antrenör ve Öğretmen Arkadaşlarım;

Çocuklar Nasıl Başarır Kitabının yazarları, Mümin Sekman ve Bahar Eriş devamında şunları söylüyor,

“Bu elbette iyi bir haber. Çünkü kitap okumak elimizde olan ve pahalı olmayan bir araç. İyi bir kütüphane, aynı zamanda fırsat eşitliği demek. ‘Gözü arkada kalmadan’ çocuk büyütmek isteyen her aile çocuğuna iyi bir ‘KÜTÜPHANE’ miras bırakabilir”

Yine aynı kitabın “KELİME HAZİNESİ” bölümünde;

Kansas Üniversitesinden Betty Hart ve Todd Risley’in eğitim alanında yapmış oldukları büyük araştırmada,

Bir çocuğun 3 yaşına gelene kadar kullandığı sözcüklerin %86 ile %98’i, anne babasının dil havuzundan geldiği,

Çocukların aileyle aynı sözcükleri kullanmakla kalmayıp, aynı zamanda kullandığı sözcük sayısının, sohbetlerinin uzunluğu ve konuşma kalıplarının da anne ve babasıyla yüksek oranda benzediğini tespit etmişler.

Devlet yardımı alan ailelerin çocuklarının, saatte ortalama 616 sözcük duyduğu,
İşçi sınıfı ailelerdeki çocukların ortalama 1251 sözcük duyduğu,
Yüksek gelirli ailelerde ise çocukların 2153 sözcük duyduğu ortaya çıkmış.

Sonuç olarak yüksek sosyoekonomik düzeyden olan çocuklar 3 yaşına geldiklerinde, düşük gelirli yaşıtlarına kıyasla yaklaşık 3,5 kat daha fazla kelime duymuş oluyorlar. Bu da 3 yaşına kadar “30 MİLYON” daha fazla sözcük demek.

Türkiye’de durum nasıl? Ona bir bakalım;

Kırsal kesimde birinin günde konuştuğu sözcük sayısı 40-50 civarında

Üniversite gençliğinde bu rakam 300-400 civarında!

Araştırma sonucu, çocukların kullandıkları kelime sayısının, ileriki yıllarda dil becerisi, okuduğunu anlama, özgüven, akademik başarı, sosyal beceri ve ‘HAYAT BAŞARILARINA’ büyük katkısının olduğunu ortaya koymuş.

Mümin Bey ve Bahar Hanım, ülkemiz için durumun dramatik olduğunu ama çözümünde mümkün olduğunu ifade ediyor,

Çevremizdeki insanlara mahkûm olmadığımızı, kitapların bunun için var olduğunu söyleyip,

“KİTAP OKUMANIN, SOHBETTEN DAHA FAZLA KELİME ÖĞRETTİĞİNİ” belirtiyorlar.

Sevgili Cem Akdağ, Basketfaul sitesinde Genç Dinozorlar ile yapmış olduğu sohbette, oyuncuların fiziki yeterlilikleri olduğu halde IQ’larının yeterli düzeyde olmaması sonucu fiziki kapasiteyi de kullanamadıklarını ve oyun kurucu bölgesi için IQ’nun önemini belirtiyor.

Sevgili Cem sonuna kadar haklı. Çocuğumuz ne kadar fizikli olursa olsun, fizik gücünü düşünce ve yaratıcılıkla harekete geçirmiyorsa hiçbir anlamı olmuyor.

Değerli Antrenör, Öğretmen ve Yönetici Arkadaşlarım;

Tarihte başarılı olan insanlara bakıldığında bu kişilerin bilerek ya da bilmeyerek sağ ve sol beyinlerini geliştirdikleri görülmüştür.

IQ’nun ilerlemesi için beyin ile ilgili egzersizlerin yapılması gerekiyor. Bu egzersizlerin ilki ve en önemlisi KİTAP OKUMAK, kitap okumak sağ ve sol lobu birlikte geliştiriyor. Çünkü kitap okurken sol tarafla takip edilen ve kavranan kavramlar sağ tarafta hayal ediliyor.

Dana Suskınd, “Otuz Milyon Kelime” kitabında, dil, kültür, kelimelerdeki nüanslar ya da sosyo ekonomik statüler fark etmeksizin “DİL BEYNİN OPTİMUM POTANSİYELİNE” ulaşmasına yardımcı olur. Aynı şekilde “DİLİN EKSİKLİĞİ BEYİN GELİŞİMİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR” diye ifade etmektedir.

Konfüçyüs, sanırım çok güzel özetlemiş;

“Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlamazsınız”

Değerli Antrenör, Öğretmen ve Yönetici Arkadaşlarım;

Tam da burada biz antrenörlere çok önemli bir görev düşmektedir. Çocuklarımıza, anne ve babalarında desteğini alarak kitap okumalarını sağlamak ilk görevimiz olmalıdır.

Şöyle bir konu gündeme gelebilir, antrenman salonlarının okul olmadığı ve antrenörlerin okul öğretmenleri olmadığı gibi. Değerli arkadaşlarım tam 40 yıldır eğitimin içindeyim. Bunun yaklaşık 30 yılı basketbol antrenörlüğü, (aynı zaman dilimi içinde yaklaşık 7 yıl İlkokul-Ortaokul-Lise düzeyinde Beden Eğitimi derslerine de girdim), 10 yılı da okul yöneticiliği ile geçti. Bu esnada yüzlerce sporcu ve yüzlerce öğrenci ve değerli anne babalarla temaslarım oldu. Siz değerli antrenör, öğretmen ve yönetici arkadaşlarıma şu veriyi rahatlıkla verebilirim;

“BİZ ANTRENÖRLERİN YAPTIRIM GÜCÜ HİÇBİR ÖĞRETMENDE YOK!!”

Buna önemle inanmanızı rica ediyorum. Ne matematik ne başka bir dersin öğretmeninin çocuklar ve anne-babaları üzerindeki yaptırım gücü biz antrenörlerin gücü kadar etkili değil.

Bizler gücümüzü, öncelikle evlatlarımızın iyi birer insan olması ve nitelikli eğitimler alması yönünde kullanmalıyız. Çocuklarımızın iyi birer insan ve eğitimli olmaları işimizi her anlamda kolaylaştıracaktır. Şunu unutmamız gerekiyor, “doğumla başlayan öğrenmenin sonu yoktur.”

Peki, eğitimi yakından ilgilendiren istatistiklerde ülkece ne durumdayız;

TÜİK, İPSOS KMG ve Uluslararası Yayıncılar Birliği araştırma sonuçlarına hep birlikte bir bakalım;

Bir günde,
Televizyon izlemeye 6 saat
İnternete 3 saat.
“KİTAP OKUMAYA” 24 saat içerisinde ayırmış olduğumuz süre ise ‘53 SANİYE!!’ (1 dakika bile değil)

Toplumun yüzde 39’u hiç kitap okumuyor, yüzde 47’si hiç dergi okumuyor. En sık yapılan iş televizyon izlemek

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre evinde en fazla 10 kitap olan ailelerin oranı yüzde 27. Evlerin yüzde 54’ünde kitap sayısı 25’i geçmiyor. Evdeki kitabın çoğunluğu da ders kitabı veya test kitabı…

İngiltere ve Fransa’da insanların yüzde 21’i, Japonya’da yüzde 14’ü Amerika’da yüzde 12’si düzenli kitap okurken,

Türkiye’de yalnızca “BİNDE BİR” kişi kitap okuyor.

Bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7 kitap okurken bir Türk ise “10 YILDA ANCAK BİR KİTAP” okumaktadır.

Çocuklarına kitap hediye edilmesinde ise Türkiye 180 ülke arasında 140. sırada yer almaktadır.

En son yapılan araştırmada ise eğitim düzeyimiz ise 6. sınıf terk çıktı.

Sormak isterim bu verilerle nasıl yaratıcı, sorgulayan, yorum yapabilen, oyuna değer katan sporcular çıkacak. Onun için hepimizin el birliği ile çocuklarımızın her türlü gelişimine katkıda bulunması gerekiyor. Hiç birimizin ortaya bir bahane sürmemesi gerekiyor. Her türlü olumsuzluğa rağmen başarmamız gerekiyor.

Yazımı çok beğendiğim Kızılderili sözü ile bitirmek istiyorum

“Çocuğun midesine yemekten önce söz cini girmeli”

Saygılarımla.

*Kaynak: Çocuklar Nasıl Başarır Mümin Sekman-Bahar Eriş

5 YORUMLAR

  1. Naci hocam çok etkilendim. Ülkemizle ilgili bazı ortalamaların içersinde olmak beni utandırdı bunu belirtmeden geçemeyeceğim.
    Fakat yaşam insana bir çok şey öğretiyor, özellikle uğraştığınız işiniz, meslek arkadaşlarınız, üst düzey yöneticileriniz, tabiki aileniz ve hatta çocuklarınız.
    Ben bu birikimlerimi zaman içersinde genç basketçilere aktarırken önemli bir detay dikkatimi çekti, oda özellikle takım sporlarının çocukların vede gençlerin kişisel gelişimlerinde çok etkili olduğuydu.
    Eğitim sistemimizde hiç bulunmayan ekip çalışması, beraber üretmek, yardımlaşmak vs gibi çok basit olgular yerine onlara kendi yaşıtlarını geçmek, testlerde en başarılı olmak, her anlaşmazlığı mutlaka kazanmak için her yola başvurmak gibi bireysellik aşılanmaktaydı.
    Zaten daha küçükken “top benim” diyen doğal çocuksal egolar sonucu oyuncaklarını vermek istemeyen çocukların bu duyguları eğitimle artırılarak egoları yüksek, bireysel başarının peşinde koşan gençler yetiştiriliyor. Büyüyüp toplum içersine girince kendini ifade edemeyen, beraber çalışma konusunda başarı gösteremeyen kişilere dönüşüyorlar.
    Seninde yazdığın gibi “BİZ ANTRENÖRLERİN YAPTIRIM GÜCÜ HİÇBİR ÖĞRETMENDE YOK!!” sözü çok doğru. Onların hayata hazırlanması konusunda takım sporlarının vede antrenörlerin çok önemi var. Yaşayarak, gözlemleyerek bunu yaşadım.

  2. Sn Özonay yazılarınız ile çok kıymetli paylaşımlar yapıyorsunuz. Kendi adıma size teşekkür etmek isterim. Bu güzel yazınızın altına olumsuz bir şey yazmak hiç hoş olmayacak! Ama “basketbol ve eğitim hayatı” ülkemizde birbirine ne kadar zıt süreçler değil mi?

  3. Adınızı bilmediğimden dolayı size hitap edemediğim için kusura bakmayın lütfen. Sadece basketbol değil hiçbir spor branşı eğitim hayatı ile zıt değil. Kısa zaman içinde siz değerli anne ve babalarla bu konu ile ilgili bir yazı paylaşacağım. Saygılarımla

  4. Buna benzer yorumları bilgiler sizden defalarca dinlemiş biri olarak yazınızı aynı heyecanla okudum ve her seferinde öyle doğru ki demekten kendimi alamıyorum.

    • Sevgili Ceren, değerli öğretmen ve çalışma arkadaşım; bu yazdığım yazıların benzerini sen ve senin gibi kıymetli öğretmen arkadaşlarımla birlikte yazmanın gururu ve mutluluğunu yaşadığımı bilmeni isterim. Değerli yorumun için teşekkür ederim, sevgiler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medya

15,872TakipçilerTakip Et
36,695TakipçilerTakip Et
65,321AboneAbone Ol

REKLAMLAR

popüler

izmir travesti
travesti izmir