Fenerbahçe BEKO çok etkisiz kaldığı Valencia deplasmanında 94-79 kaybetti ve yedinci haftada dördüncü mağlubiyetini aldı. Valencia ise dördüncü kez kazandı.
Savunmadaki düşük enerjisi hücuma da yansıyan Fenerbahçe rakibin iyi savunması dışında yaptığı basit top kayıpları ile oyundan erken düştü ve fark 20 sayının üzerine çıktı. Talen Horton Tucker 16 sayı, 5 ribaund, 3 asist, Wade Baldwin 13 sayı, 4 ribaund, 5 asist, Tarık Biberovic 18 sayı (4/8 üçlük), 2 ribaundla oynadı.
Valencia iki üçlükle başladı, birebir zorlamalarla hücum eden Fenerbahçe 4. dakikada 11-5 geri düştü. TV molasına Valencia 14-6 önde gitti, 8. dakikada skor 21-10 iken Valencia 4/7 ile üçlük attı (Fenerbahçe 0/2). 17 sayıya kadar öne geçen İspanyol ekibi periyodu 27-13 önde tamamladı.
Fenerbahçe’nin top kayıplarının yanı sıra savunma yapmaması ile Valencia ikinci çeyreğin 2. dakikasında farkı 20 sayıya (33-13) çıkardı. Hücum faulleri ile topu çembere atamadan dönen Fenerbahçe 7. dakikada 24 sayı (47-23) geri düştü. İlk yarı Valencia’nın 51-35 Valencia üstünlüğü ile sona ererken Fenerbahçe 7 asiste karşın 10 top kaybı yaptı.
Üçüncü çeyrekte Fenerbahçe farkı eritmek için savunmada çok çalıştı, ancak farkı 14’ün altına çekemedi. Wade Baldwin ve Tucker dışındakilerden skor katkısı alamayan Fenerbahçe son periyoda girilirken farkın yenden 20’ye (76-56) gelmesini önleyemedi.
Tarık Biberovic’in üçlükleri ile bitime 7 dakika kala fark 13’e düştü ve “Acaba?” dedik… Ancak Fenerbahçe hücumda birkaç oyuncu ile sınırlı kalınca Valencia savunmasının işi kolaylaştı ve karşılaşma 94-79 sona erdi.
GÜNÜN SONUÇLARI
Zalgiris-Bologna: 86-65
Kızılyıldız-ASVEL: 79-65
Bayern Münih-Real Madrid: 90-84
Panathinaikos-Maccabi: 99-85
Barcelona-Milano: 74-72
Baskonia-Dubai: 92-85
Paris-Anadolu Efes_ 80-90
Valencia-Fenerbahçe: 94-79




İki maçı aynı anda izledim. O kadar belirigin ki Efes’in düz bir çizgide gidişi ile Fener’in yüksek dalga boylu frekans gibi gidişi. Geçen haftaki “derbinin” galibi görüldü ki EL’e bu sezon daha kötü başlayan takım. Bu hafta dalganın dip halindeydi bu takım. Bunda Efes maçına daha çok yoğunlaşmış olmanın ve onu “atlatmanın” içgüdüsel rehaveti de var, bu da bir sonraki rakip küçümsenmese de “geride” başlamayı getiriyor. Tabi ki asıl büyük dezavantaj “son şampiyon” olmak ve herkesin diş bilemesi. Bunların hiçbiri bilinmiyor değilken maç boyu bütün ribauntları vermek, bütün “kordorları” buyur geç tarzında boş bırakmak yine de can sıkıcı. Oysa Valencia son periyotta “ben şahane oynasam da maç sonu eli ayağına dolaşan, şutları girmeyen vb bir müsait lokmayım, tut yakala ye beni” dercesine bocaladı ama “savunma sertliği” denen şey 40 dk. boyunca uygulanmayınca Tarık ve Scotty’nin sayıları farkı bile kapatmaya yetmedi. Bir de stafımız benç kullanmada bilindiği gibi gayet ketum, ama bu en önemsiz etmen, çünkü bugünkü oyun ve “havamız” ile bu takımı yenemezdik. Efes’in bugünkü özel avantajı ise geçen yıl kendine “haddini bildirenleri” gözüne fena halde kestirmiş olmaktı, soğukkanlı, inatçı ve disiplinli oyunlarıyla karşılarındaki “çılgın çocuklara” insiyatifi bu kez hiç kaptırmadan oynadılar. Tescilli Türk katili hatunun bugünkü maçta hakemlik yapması ise benim çok komiğime gitti. “Bizdeysen” Sırp bile olsan Türk muamelesi görürsün, bizler benç ya da parkedeki Türk oranına hayıflansak da rakiplerin (buna bu tür hakemler de dahil) gözünde “hepimiz” Türk’üz. İyi ki Paris’te görev vermişler ki ona, Ercan ve arkadaşları bir güzel morarttı onu, görevi Valencia’da olsaydı FB bir 10 fark daha yerdi. Bu arada gurbetçimizin bol olduğu bir ülkede alınan galibiyetin burada hiç umursanmayan ama büyük olan bir önemi vardır. Biraz uzun oldu ama bu (ve çoğu) maçlarda teknik değil bu tür psikolojik durumlar ağır basıyor, o yönlerden ele almak istedim.