Pazartesi akşamı iki maç seyrettim, birini televizyondan diğerini salondan. Bana biri Euroleague finalini, diğeri de Eurocup finalini anımsattı. Hatta el yükseltiyorum… Ta kendisi oynandı.
Tofaş-Bahçeşehir maçı başından sonuna kadar büyük bir tansiyonda oynandı. Yazık ki salon dolu değildi. Bursa ve Tofaş arasında nasıl bir sıkıntı var bilemem ama geçen yıllarda bu salon çok daha fazla doluyordu. Bunu yöneticiler çözecek diyelim ve önemli tespitlere geçelim.
Sezon başı Orhun Ene takım planlaması yaparken Türk ve genç oyunculara ciddi süreler verme isteği çok net anlaşılıyordu. Bu da çok saygı duyulası bir şey ama maç kazanmak için de özellikle yabancı seçimleri yaparken en az 3 veya 4 oyuncunun pozisyonlarına göre topa yön verecek oyunculardan seçilmesi gerektiği de önemli bir gerçek. Bu maçta sezonun oyuncusu Reed bu konuda yalnız kaldı. Belki biraz Perez’den destek aldı ama o da yeterli olmadı. Beni orada en çok şaşırtan oyuncu Trifunovic oldu. 24 yaşındaki oyuncu Obradoviç’li Partizan’dan çıkarak katıldığı Tofaş takımında toplamda 32 maç oynadı, 11 sayı 2 ribaund 1 asist ortalamaları ile hayal kırıklığı yarattı.
Bahçeşehir takımında Furkan Korkmaz maça damga vurdu. Son bölüm performansı ve uzatmanın sonunda attığı ‘karşı mahalle’ 3’lüğü ile maçın kaderini çizdi. Bu 3’lük bana 1988 yılındaki Çukurova’nın, NBA takımı Lakers’tan dönemin sansayonel transferi olarak getirmiş olduğu Larry Sprigs’in basketini hatırlattı. Beklentilerin uzağında geçirdiği sezonun sonunda İstanbul’da oynanan yarı final maçının son anında orta sahanın oradan attığı üçlük (yüz bin dolarlık basket – o zaman büyük para , transfer ücreti) ile takımına maçı kazandırmış. Takım finale kalmıştı şimdi de Bahcesehir, Furkan – Ponitka – Kenan – Odiasey ile sezonun boyunu uzattı. Koç Radonjic önümüzdeki sezonun planında olmadığını bile bile (ki hiç anlamadığım bir yöneticilik kararı – en azından zamanlaması itibariyle) önemli bir başarı elde etti. Bu arada bronzlaşmış görüntüsüyle kendisi zaten tatil moduna girmiş gözüküyor ama genede işine saygısı takdire şayan.
Kenan’a ayrı bir paragraf açmak lazım. Onun basketbol hayatındaki kırılma noktası yurtdışı, İspanya transferi ile oluştu. Erken biten Zaragoza macerasından sonra döndüğü önce Beşiktaş, sonra da Ufuk Sarıca ile 2.5 sezonluk Karşıyaka performansı çok etkileyici oldu. Çok ilginç bir kariyer yolu var Kenan’ın. Türkiye de oynadığı Fenerbahçe – Beşiktaş – Karşıyaka takımlarına aralıklarla 2’şer kez transfer oldu. Bu sezon ara dönemde transfer olduğu Bahçeşehir takımına son maç dahil büyük katkı yaptı. Kariyerinin en olgun ve etkili dönemini yaşıyor.
Gelelim ikinci Eurolegue finaline! İlki 8 gün önce Abu Dabi’de oynandı ama önceki akşamki maç herhalde o maçtan sonra zar zor ayakta kalan taraftarları da indirdi aşağıya. Erdem Can takımını müthiş hazırlamış maça. Özellikle Anthony Brown (21 sayı 4 rib.- %71 ikilik – % 60 üçlük yüzdesi) – Braian Angola (18 sayı – 6 ass.) – Yoan Makoundou (16 sayı – 2 rib.) performansları etkileyiciydi. Bir de Melih Tunca performansına dikkat çekmek isterim. İstatistik olarak panoya çok birşey yazdıramadı ama eminim ki bu maç onun kariyerinde en etkili öğrenim – tecrübe kazanım günlerinden biri olarak yerini alacak. Hiç geri adım atmadan kora kor oyunun içinde oldu. Keşke bu tecrübeden bir veya iki sezon daha yararlansa – en az 20 dakika oynayacağı bir Euroleague veya Eurocup takımında devam etse de, olası Avrupa veya Amerika seyahatine daha hazır ve güçlü gidebilse.
Fenerbahçe artık çok yorgun. Toplamda 70 maçın üzerinde mücadeleye çıktı bu sezon. Dünkü maçta savunmada bazı pozisyonlardaki konsantrasyon ve güç kaybı takımın artık ciddi deformasyonunu ortaya çıkarttı. Tarık ve Birch’ün olmaması, uzun rotasyonunda Sertaç’ın kötü performansı, McCollum ve Bonzi’den de istediği katkıyı alamayan Saras, sadece 4 oyuncuya kaldı. Fenerbahçe, Guduric (26 sayı – % 83 ikilik – %40 üçlük yüzdesi) – Hayes (18 sayı – 5 rib- 2 BÜYÜK BLOK) – Baldwin (19 sayı – 5 ass. – 4 rib.) – Melli (5 sayı- 4 rib. ve harika savunması) ile maçta kaldı. Şampiyon maçın sonunu kendine yakışır şekilde oynadı ve kazanmayı başardı. Salondaki 7.000 taraftar da erken bitebilecek sezonun uzamasını kutladı.
Gecenin iki önemli olayı da maçın sonunda yaşandı. Bundan iki hafta önce TBL’den BSL’ye çıkma maçlarının en önemlisinde , İstanbul’daki ikinci Erokspor – Ankaragücü maçının başhakemi tüm camianın gözü önünde maçın hükmüne karar vermişti. O hakeme ödül olarak 2 play-off maçı daha verildi. Maç bitiminde koç Erdem Can, sahanın ortasında hakemle birbirine girdi. Anlamakta zorluk çekiyorum derkennn aklıma ülke gerçekleri geliyor ve diyorum ki: Büyüklerimizin yüce gönülleri rahatsa bize oturup sessizce maç seyretmek düşer !!
Gelelim son notumuza: Tabii ki Marco Guduric… Hiç kimse Marco’ya kızmasın , gönül koymasın. Kariyerlerinin sonlarına doğru güzel teklifler alan oyuncular özellikle de uzun süre oynadıkları takımlarında hem saha içinde hem de saha dışında camiayı layıkıyla temsil etmişlerse her türlü kararı da almaya hakları vardır. Sporda herşey olabilir ama maçın sonundaki bütün taraftarların tezahüratına ağlayarak kalp işareti yapmasını gördüğümde esasında bu insanlarin da ne kadar duygularıyla oynadıkları gerçeğini bir kez gördüm ve dedim ki ‘Ben bu sporu çok seviyorum’.
Biz senden razıyız Marko Paşa, yolun açık olsun.
Bir küçük not: İstatistikteki arkadaşların daha dikkatli olmaları lazım , atlıyorlar maalesef. Oyuncuların emeğine yazık !
Kalın sağlıcakla…




Marko Paşa ve Hayes gönlümüzde taht kurdular. Kıymetli yazı için teşekkürler ve iyi bayramlar diliyorum.
Harika bir yazı! Yine güzel yorumlar!
Sağolasın İnancım. Kalemine sağlık!