BGL Koçlarına Notlar
Maçlar Bitti, Asıl Yolculuk Şimdi...
Basketbol Gençler Ligi’nin ikinci bölümü de sona erdi.
Takımların geneline baktığımızda, EuroLeague ve BSL gibi üst düzey liglerde kullanılan hücum ve savunma sistemlerinin altyapıya doğrudan taşındığını gördük.
Bu noktada durup şu soruyu sormak gerekiyor:
Altyapı ve A Takım organizasyonlarında, tüm oyuncuların gelişimine hizmet eden farklı sistemler mümkün mü?
Bu, üzerinde düşünülmesi ve cesaretle tartışılması gereken önemli bir konu.
BGL’nin bu bölümünde üç gün boyunca maçları kazananlar oldu; haliyle kaybedenler de…
Ama yıllardır bu işin içinde olan herkes bilir ki, bu tür organizasyonlarda asıl mesele puan tablosunda yazandan çok daha fazlasıdır.
Bu satırları;
bir dönem Süper Lig ve TBL’de görev yapmış,
son beş yıldır yetenek gelişimi ve şut gelişimi koçu ve antrenör eğitmeni olarak çalışan, sahada kazanıp kaybetmiş, doğru ve yanlış kararların bedelini ödemiş biri olarak yazıyorum.
Çünkü Basketbol Gençler Ligi sadece oyuncular için değil, siz antrenörler için de güçlü bir aynadır.
Az Oynattığın Oyuncudan da Sorumlusun
2025 Mart ayında beni ameliyat eden doktor, yıllar önce çalıştığım bir oyuncumdu.
İki ay sonra kardeşimin hayatını kurtaran kişi de yine aynı oyuncuydu.
Sevgili Halil Dilek, değerli doktorum; sana minnettarız, iyi ki varsın.
Bu arada doktorumuz, fazla süre vermediğim bir oyuncumdu…
Hayatımızı ona emanet ettiğimiz o günlerde şunu tekrar hatırladım:
Biz sadece oynattıklarımızdan değil, oynatmadıklarımızdan da sorumluyuz.
Bir oyuncuya süre vermemek, ona hayatı yönetmeyi öğretmeye engel değildir.
Disiplin, saygı, doğru iletişim…
Bunlar sadece sahada değil, hayatta da karşılığını bulur.
Daha az yetenekli bir genç…
Takımın 11. adamı mesela…
Ona az süre verebilirsin, kulübün yönlendirmesi ile başka bir oyuncuya yatırım yapmayı tercih edebilirsin.
Ama hala ona basketbolu sevdirebilirsin.
Hala bu takımın bir parçası olduğunu, değerli ve biricik olduğunu hissettirebilirsin.
İşte bu, bir antrenör olarak senin asıl görevlerinden biridir.
Ve unutma; seni “iyi” değil, “değerli” antrenör yapan şey tam olarak budur.
Kung Fu Panda Olmaya Cesaretin Var mı?
Yazının başında değindiğimiz sisteme kısa bir dönüş yapalım.
Şunu düşünelim:
Sezonun bu bölümüne kadar BGL’de savunulması en zor takım hangisiydi?
Hücum edilmesi en zor takım hangisiydi?
Bu soruların cevabını özellikle BGL’de görev yapan antrenör arkadaşlarımdan duymak isterim.
“Çok farklı oynuyorlar” ya da televizyon spikerlerinin tabiriyle
“Onlar bize ters geliyor” dediğimiz takımlar…
Kim bunlar?
Bu cevaplar, hepimizin gelişmesi ve yeni pencereler açılması için çok kıymetli.
Çünkü şurası net:
Her koçun bir imzası olmalı.
Sahaya baktığında “Bu takım şu KOÇUN takımı” dedirtecek bir kartvizit…
Yaratıcı olmak, cesur olmak bugün her zamankinden daha önemli.
Geçen hafta tam da bu “fark yaratma” meselesi üzerine, Houston Rockets’ta Alperen Şengün’ün takım arkadaşlarından Steven Adams’ın bir röportajını dinledim.
Konu Alperen olunca ister istemez dikkat kesildim.
Steven Adams şöyle diyordu:
“Alpi’nin hareket kalıpları çok absürt. Onu savunurken zamanlamanı ayarlamak çok zor. Çünkü Kung Fu Panda gibi hareket ediyor. İri ama aynı zamanda çok çevik. Bu çok tuhaf ve savunması gerçekten zor.”
Kung Fu Panda olmak;
cesaret ister, yaratıcılık ister ve en önemlisi bundan keyif almayı gerektirir.
Değerli BGL koçu arkadaşlarım,
sezonun devamı için Kung Fu Panda konseptini bir düşünün derim.
Kazanınca da Kaybedince de Aynı Kişi Kalabilmek
Bulunduğumuz coğrafyada, bu mesleğe dair bir alışkanlık var:
Kaybettiğimizde suç işlemişiz gibi kabuğumuza çekiliyor, kimseyle konuşmuyoruz, kimseye görünmek istemiyoruz.
Kazandığımızda ise her galibiyeti bir zafer, neredeyse sezon sonu şampiyonluğu gibi yaşıyoruz.
Çevre de bunu körüklüyor.
Bir gün “imparator”, ertesi gün “beceriksiz” ilan edilebiliyorsunuz.
Oysa kazandığında havaya giren, kaybettiğinde dağılan bir koç uzun vadede takımına zarar verir.
Sadece ne yaptığın değil, nasıl davrandığın da senin kimliğini oluşturur.
Bu yüzden yaşayan efsane koçlardan Gregg Popovich’in sözü hala çok kıymetlidir:
“Never too high, never too low.”
Sonuç ne olursa olsun; merkezde, odaklı ve dengede kalabilmek, gerçek koçluk kariyerinin ana hedeflerinden biri olmalıdır.
25–35 Yaş Arası: Sessizce Hayatı Belirleyen Dönem
Genç koçlara özellikle seslenmek isterim.
25–35 yaş arası verilen kararlar, mesleğin yönünü belirler.
Her koçun bir yedek çantası olmalı.
Bir B planı, bir güvenli alan…
Spor okulu ortaklığı, farklı gelişim alanları, kendini koruyacak profesyonel bağlar…
Bu bir zayıflık değil, aksine mesleki olgunluktur.
Göz ardı etmeyin; zaman gerçekten çok hızlı geçiyor.
Sözleşme Yönetimi = Kariyer Yönetimi
Belki de bu bölümü sezon başında yazmalıydım.
Kasım–Aralık ayları, üst liglerde koçlar için zor aylardır.
Çoğu zaman işler bu dönemlerde sona erer.
Bazen kan uyuşmazlığı, bazen de kontrol edemeyeceğiniz sebepler…
Unutmayalım:
Bir sözleşme sadece imza değildir; kariyer yönetimidir.
Hukuki destek almadan atılan her imza risk taşır.
Bu konuda yalnız kalmamak herkesin hakkıdır.
Bu meslek sahada kazanıldığı kadar, masada da korunur.
TÜBAD, hukuki destek konusunda hukuk birimiyle yanınızda olacaktır.
2026: Cloud Dancer ve Rage Bait Arasında Koçluk
Pantone 2026’nın rengini “Cloud Dancer” olarak açıkladı:
dinginlik, sadeleşme, zihne alan açma…
Oxford’un yılın kelimesi ise “Rage bait”:
öfkeyi körükleyen, insanları kutuplaştıran içerikler.
İşte tam bu iki uç arasında koçluk yapıyoruz.
Güncel bir örnek vermek gerekirse;
39 yaşındaki Beşiktaş Erkek Basketbol Takımı koçu Dušan Alimpijević, bol ve sert temaslı takım savunmasını ön plana çıkararak saha içinde önemli işler başarıyor.
Saha dışı iletişim ve davranış olgunluğu için ise zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
49 yaşındaki Šarūnas Jasikevičius ise Fenerbahçe ile;
geçen sezondan takımın ana iskeletinin %60’ını kaybetmesine rağmen,
hem savunmada hem hücumda sistemini kısa sürede oturttu.
Saha dışında ise taraftarını gerektiğinde uyarabiliyor, oyuncularının ne zaman üzerine gideceğini çok iyi biliyor.
İki koç arasındaki 10 yaş farkı, belki de olgunluğun, ustalığın ve tecrübenin kazanıldığı süreci anlatıyor.
Göz önündeki koçları izleyin, sorgulayın; sonra kendinize rol model olarak alın.
Son Söz
BGL sezonunun ilk bölümü neredeyse tamamlandı.
Oynadığınız maçları, saha içi ve saha dışı davranışlarınızı, paydaşlarla kurduğunuz iletişimi bir de bu yazıdan sonra gözden geçirmenizi dilerim.
Kamera kayıtlarından sadece takımınızı değil, kendinizi de izleyin.
Yanlı kalıpları bir kenara bırakıp aynaya dürüstçe bakın.
Unutmayın:
Biz antrenörler sadece teknik ve taktik öğretmiyoruz;
bakış açısı, duruş ve insanlık öğretiyoruz.
Hepinize;
iz bırakan, imzası olan, sakin ama güçlü bir sezon diliyorum.
Kolay gelsin, yolunuz açık olsun.
Murat Özyer
Basketbol İnsanı




Bir spor insanından okuduğum en özgün yorum. Belki hep böyleydi de ben geç tanıdım. O da benim hatam olur.Kolay gelsin. yolunuz açık olsun.