Ayın Arka Yüzünde Dönenler… Alperen Elde Var İki (Yalçın Gerek)

- Reklam-

Bazı maçlar ilk beş dakikada kaybedilmiş gibi görünür. Sonra bir şey olur; sanki salona basketbol değil, başka bir gezegenden akıl iner. Bu sabaha karşı oynanan Phoenix-Houston maçı tam olarak oydu. İlk çeyreğin bitmesine 5:44 kala skor 26-5 idi; yani Houston daha maçın başında 21 sayı geri düşmüştü. Hatta Phoenix’in serisi bir ara 24-0’a kadar çıktı. Ama sonra sanki ayın arka yüzünde uyuyan, pas tutmuş Transformer’lara bir anda Artemis II’nin Orion’u geldi de “yeter artık, dünyaya dönüyorsunuz” dedi. Houston da tam o anda uyandı. Ve o andan sonra maçın geri kalanı, basketbolun en eski gerçeğini hatırlattı: Ruh gelince sistem değişir. Houston son üç çeyrekte Phoenix’i 98-68 ezdi ve maçı 119-105 kazandı.

Bu uyanışın merkezindeki isimse yine tanıdık: Alperen Şengün
Başlık boşuna değil: Elde var iki

Geçen yazıda “elde var bir” diyorduk; bu kez muhasebe kalemine bir çizik daha atılıyor. Çünkü bu maç, sadece bir geri dönüş değildi. Bu maç, Alperen’in büyük uzunlar masasına “ben de buradayım” diye vurduğu ikinci tok sesti. Toplamda 12 sayı, 14 ribaund, 6 asist üretti. Rakam ilk bakışta gürültülü değil; ama bazen istatistik kağıdında bağıran değil, maçın omurgasına yerleşen oyuncu belirleyicidir. Alperen tam da öyleydi. İlk çeyrekte 2 sayı, 2 asist ile daha çok ayakta kalmaya çalışan, oyunu yoklayan bir figürdü. İkinci çeyrekte 2 sayı ile motoru yeniden çalıştırdı. Ama asıl mesele ikinci yarıydı: O bölümde 8 sayı ve 4 asist ile sadece geri dönmedi, geri dönen ordunun kumandasını da eline aldı.

İlk bölümde Houston hakikaten şaşkın sakindi. Sanki Optimus Prime toplantıyı kaçırmış, Bumblebee’nin şarjı bitmiş, Megatron da yanlış salona gitmiş gibiydi. Her top yarım akıl, her set yarım niyet. Phoenix ise Booker’ın liderliğinde erken ateşi yaktı; o sırada Rockets’in yüzünde “biz daha ısınma hareketindeydik” ifadesi vardı. Ama sonra Alperen’in oyunu yavaş yavaş tanıdık frekansına girdi. Hani eski radyolarda cızırtı arasından bir anda net bir istasyon bulursun ya, Houston da o frekansı onun üzerinden buldu. Çünkü Alperen’in oyunu yalnızca post oyunu değil; bir çeşit saha içi tercümanlığı. Karmaşayı Türkçe’den basketbola, basketbolu da düzene çeviriyor.

Burada onu Jokic’ten de Wembanyama’dan da ayırmak lazım. Jokic bir satranç büyük ustası gibi hamle üstüne hamle kuruyor. Wembanyama ise potaya bilimkurgu getiren bir fiziki mucize. Alperen’in güzelliği başka: O, oyuna temas, denge, pas aklı ve ritim getiriyor. Yani dev olmak için illa gökdelen olman gerekmiyor; bazen büyüklük, takım arkadaşlarını daha iyi oyuncuya çevirebilmekte saklıdır. Bu maçın ikinci yarısında yaptığı tam olarak buydu.

Ve yalnız da değildi. Houston’ın diğer parçaları da bir anda sanki “Voltron olalım artık” diye karar verdi. Amen Thompson 22 sayı, 11 ribaund, 8 asist ile adeta hareketli bir motor oldu. Jabari Smith Jr. 20 sayı üretti ve beş üçlük gönderdi; hani eskilerin tabiriyle “şutu ısındı mı soba gibi yakıyor” _du. Kevin Durant ise ilk bölümde zangır zangır aksasa da maçı 24 sayıyla bitirdi ve ikinci yarıya ağırlığını koydu. Bir noktadan sonra Houston parça parça oyuncular topluluğu değildi; gerçekten tek gövde, tek irade gibi oynadı. Yani Voltron kuruldu. Karşı tarafta ise Devin Booker 31 sayı attı ama biraz _“ben tek başıma hallederim” tonuna girince, Voltron o bireysel kahramanlığı dağıttı. Basketbol bazen çizgi film kadar nettir: Tek kişilik kahramanlık, iyi kurulmuş robota karşı her zaman yetmez.

Bu maçın en güzel tarafı şu: Alperen burada “sayı kralı” gibi değil, kumanda merkezi gibi davrandı. İlk yarıda maçın içine girmeye çalışan oyuncuydu; ikinci yarıda ise maçı kendi usulünde yöneten oyuncuya dönüştü. Yani önce salona geldi, sonra sahneye çıktı, en son da orkestrayı yönetti. Ve işte tam burada başlık anlam kazanıyor: Elde var iki

Çünkü bazen “iki”, bir önceki iddianın tekrar edilmesi değildir. Birinciyi tesadüf olmaktan çıkarıp, karaktere çeviren ikinci imzadır. Geçen gece büyük uzunlar masasına uzaktan bakıyorduk. Bu gece Houston tarafından o masaya bir sandalye daha çekildi.

Şimdi sırada Philadelphia 76ers var. Orada Joel Embiid var, orada Adem Bona var; hız, çabukluk, uzunluk ve atletizm taşıyan bir yapı var. Yani bu kez ilk saniyeden itibaren Voltron olmak zorundalar. Çünkü Orion artık dünya yolunda. Bir daha ayın karanlık yüzünde kalırlarsa, bu kez onları uyandıracak mekanizma da kalmayabilir. Houston’ın Phoenix karşısında yaptığı geri dönüş güzeldi; ama her hikayeye ikinci perde nasip olmaz. Bazen büyük takım olmak, uyanmayı bilmek değil, hiç uyumamaktır.

Ve insan ister istemez şunu düşünüyor:
Eğer Houston bu ruhu, bu ikinci yarı aklını ve bu Voltron halini play-off’a taşırsa, “elde var iki” daha yolun başlangıcı bile olabilir. Çünkü bazen en büyük hikayeler birden yazılmaz. Önce biri gelir. Sonra ikincisi. Sonra artık kimse ona tesadüf demez.

- Reklam-

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medya

33,250TakipçilerTakip Et
38,158TakipçilerTakip Et
65,321AboneAbone Ol

En Son Haberler