Bir kulüpte gerçek güç nerede başlar, nerede biter?
Geçtiğimiz günlerde Real Madrid’de görev yapmış bir beslenme uzmanı olan Itziar Gonzalez’in yaşadıkları kamuoyuna yansıdı. Okuduklarım yalnızca bir meslek insanının hayal kırıklığı değildi; yıllardır sporun içinde olan herkesin bildiği ama yüksek sesle söylemekten kaçındığı bir gerçeğin açık itirafıydı.
Oyuncuların beslenme düzenine müdahale etmek isteyen bir uzmana verilen yanıt şuydu:
“Biz bu şekilde 15 Şampiyonlar Ligi kazandık. Bir şeyi değiştirme.”
Görev tanımı var ama yetkisi yok.
Masada adı var ama sahada sesi yok.
Oyuncuyla teması engelleniyor, ürettiği değer görünmez kılınıyor.
Ve en acı cümle:
“Sessiz kal, köşende otur, maaşını al.”
Bu sadece Real Madrid’e özgü bir hikâye değil.
Bu, spor dünyasının birçok yerinde sessizce yaşanan bir gerçeklik.
Kağıt Üzerindeki Organizasyon, Sahadaki Gerçek
Kâğıt üzerinde her şey kusursuzdur:
Başkan – yönetim – teknik ekip – destek birimleri…
Yönetim şemaları düzgün, oklar yerli yerinde, görev tanımları eksiksizdir.
Ama işler kötü gitmeye başladığında o şema çöker.
İletişim daralır.
Sorumluluk aşağı doğru akar.
Şemadan kopanlar hep aynı olur: psikolog, performans uzmanı, beslenme uzmanı, analiz ekibi…
“Koçumuzun ARKASINDAYIZ” mesajı…
Ve final: “KOÇUMUZA TEŞEKKÜR EDERİZ.”
Oysa modern sporda başarı, yalnızca baş antrenörün bilgisiyle değil; doğru insanların doğru zamanda konuşabilmesi, uzmanlıklarıyla katkı verebilmesi ile gelir.
Burada kilit rol, çoğu zaman görmezden gelinen bir pozisyondadır:
Genel menajer / sportif direktör.
Koç ile yönetim arasındaki dengeyi kuran, çatışmayı yöneten, süreci koruyan bu pozisyon doğru çalışmıyorsa; ne teknik ekip nefes alabilir ne de kulüp sağlıklı ilerler.
Ne yazık ki ülkemizde, yangın çıktığında su taşıyan değil; yangına bakıp kenara çekilen yöneticiler daha uzun süre koltukta kalabiliyor.
“Başımıza iş almayalım” refleksi, liyakatin önüne geçiyor.
Sessizlik, cesaretten daha güvenli görülüyor.
“Bu İş Bizde Olmaz” Diyen Zihniyet
Bu haberi okurken aklımdan tek bir cümle geçti:
“Eğer bu İspanya’da oluyorsa, her yerde olur.”
Ama benim hayata bakışım şudur:
“Bu iş bizde olmaz” diyenin yanından uzak dururum.
“Bu iş nasıl olur?” diye soranın yanına yaklaşırım.
Çünkü gelişim, konfor alanında değil; rahatsız edici soruların içinde başlar.
Destek Uzmanları: Bilgi ve Güven Meselesi
Bir destek uzmanı yalnızca işini bilmekle başarılı olamaz.
Bu rol üç sacayağı üzerinde durur:
1. Teknik yetkinlik – Ne yaptığını bilimsel olarak bilmek
2. İnsan psikolojisi – Oyuncunun, koçun ve yöneticinin duygusal dünyasını okuyabilmek
3. İletişim becerisi ve sosyoloji bilgisi– Doğru anda, doğru kişiye, doğru dili kullanabilmek
Bu üçü bir araya gelmediğinde sistem işlemiyor.
Birisi eksikse, en iyi niyet bile sonuç üretmiyor.
Son Söz
Gerçek profesyonellik;
– Unvan vermekle değil, alan açmakla başlar.
– CV’ye isim yazmakla değil, fikre değer vermekle gelişir.
– “Biz yıllardır böyleyiz” demekle değil, “Daha iyisi mümkün mü?” diye sormakla büyür.
Bir kulüp, destek uzmanlarını yalnızca web sitesinde vitrin olarak kullanıyorsa;
orada gelişim değil, sadece görüntü vardır.
Ve son olarak şunu sormadan bitiremiyorum:
Son günlerde BSL ve TBL’de yaşanan teknik direktör değişimlerine baktığımızda, sizce hangi kulüp yapısı gerçekten doğru bir örnek?
Türkiye’de ideal kulüp modeli nasıl olmalı?
TBF bu denklemde nerede durmalı?
Yılın son gününde bu soruları sizlere bırakıyorum.
Basketbolumuzda ve hayatımızda; cesaretin, aklın ve iyiliğin çoğaldığı bir yıl diliyorum.
Murat Özyer




Çok kıymetli bir yazı olmuş Sn Özyer. Elinize kaleminize sağlık. Yeni yıl yeni ümitler… Yeni yıl basketbol camiasına ve ülkemizin tümüne sağlık ve huzur getirmesi dileklerimle…