Çocuğunuzun Yeteneğini Değil, Kendi Hayalinizi İzliyorsunuz! (Coşkun Teziç)

- Reklam-

Sporcu ailelerinin en büyük yanılgısı: Gerçekle yüzleşmek yerine beklentiyi büyütmek…
Türk basketbolunun görünmeyen sorunlarından biri sahada değil, tribünde oturuyor.
Çocuğunun maçını izleyen anne-babanın gözlerinde…
Bir kısmı çocuğunun mutluluğunu izliyor.
Bir kısmı ise geleceğini.
Daha doğrusu, kendi çocuğuna biçtiği geleceği.
“İyi bir oyuncu olacak.”
“Profesyonel olacak.”
“Milli takımda oynayacak.”
“Yurtdışına gidecek.”
“Bu çocukta çok büyük potansiyel var.”
Belki gerçekten vardır.
Ama kritik soru şudur:
Bunu kim söylüyor?
Anne-babanın gözü objektif değildir
Ebeveyn çocuğuna bakarken bilimsel bir değerlendirme yapamaz.
Çünkü ortada yalnızca bir sporcu yoktur.
Bir çocuk vardır.
Emek vardır.
Fedakarlık vardır.
Para vardır.
Umut vardır.
Hayal vardır.
Ve bütün bunlar değerlendirmeyi bulanıklaştırır.
Çocuğu her gün antrenmana götüren baba, onun gelişimini yalnızca teknik bir veri olarak göremez.
Antrenman ücretini ödeyen anne, çocuğunun sahadaki başarısını yalnızca performans olarak değerlendiremez.
Çünkü bilinçaltında başka bir denklem oluşur:
“Bu kadar emek verdiysek, bunun karşılığını almalıyız.”
Hayır.
Spor böyle çalışmaz.
Spor, harcanan paranın makbuzunu vermez
Belki de sporcu ailelerinin kabul etmekte en çok zorlandığı gerçek budur.
Bir çocuğun sporuna yılda yüz binlerce lira harcamak, onun profesyonel sporcu olacağını garanti etmez.
Onu en iyi özel antrenörlere götürmek garanti etmez.
En iyi spor okuluna göndermek garanti etmez.
Turnuvalara götürmek garanti etmez.
İyi ekipman almak garanti etmez.
Hatta olağanüstü yetenek bile garanti etmez.
Çünkü sporun içerisinde seçim, rekabet, fiziksel gelişim, psikoloji, sakatlık, zamanlama, fırsat ve tesadüf vardır.
Aile bunların tamamını kontrol edemez.
Ve kontrol edemediği bir sonucu çocuğundan talep edemez.
En tehlikeli cümle: “Benim çocuğum hak ediyor”
Bu cümle Türk sporunda çok sık duyulur.
“Benim çocuğum oynamayı hak ediyor.”
“Benim çocuğum milli takımı hak ediyor.”
“Benim çocuğum diğerlerinden daha iyi.”
Peki…
Hangi veriye göre?
Daha fazla sayı attığı için mi?
Daha fazla antrenman yaptığı için mi?
Ailesi daha fazla para harcadığı için mi?
Yoksa anne-babası onun daha iyi olduğuna inandığı için mi?
Sporun en zor taraflarından biri budur:
Hak ettiğimizi düşündüğümüz şey ile gerçekten hak ettiğimiz şey aynı olmayabilir.
Bunu yetişkinlerin kabul etmesi bile zorken, çocuklardan kabul etmelerini bekliyoruz.
Çocuğunuzun koçu siz değilsiniz
Bir başka problem daha var.
Aileler giderek antrenörün rolünü üstlenmeye başladı.
Maçtan sonra teknik analiz…
Oyuncu değişiklikleri üzerine yorum…
Dakika hesabı…
Rakip oyuncu değerlendirmesi…
Antrenöre ilişkin karakter analizi…
Hakem eleştirisi…
Takım arkadaşlarıyla kıyaslama…
Ve sonunda çocuk eve geliyor:
“Bugün neden oynamadın?”
“Antrenör seni niye çıkardı?”
“Şu çocuk senden daha mı iyi?”
“Sen aslında ondan iyisin.”
Bu cümlelerin tamamı sevgiyle söylenebilir.
Ama sevgiyle söylenmesi, doğru olduğu anlamına gelmez.
Çünkü çocuk artık antrenmanda bir şey öğrenmek yerine, ailesinin onayını kazanmak için oynamaya başlar.
Çocuk artık hata yapmaktan korkuyor
Bunun sonucu ağırdır.
Çocuk şut kaçırmaktan korkar.
Top kaybetmekten korkar.
Koç tarafından kenara alınmaktan korkar.
Maç kaybetmekten korkar.
Ama en kötüsü:
Eve döndüğünde ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan korkar.
İşte burada spor gelişim alanı olmaktan çıkar.
Bir performans sınavına dönüşür.
Çocuk basketbol oynamaz.
Basketbol üzerinden kendisini kanıtlamaya çalışır.
Ve bu iki durum arasında psikolojik olarak büyük fark vardır.
Tribündeki baba bazen rakip koçtan daha büyük baskıdır
Bunu söylemek sert olabilir.
Ama söylemek gerekiyor.
Bazı çocuklar rakip takımdan korkmuyor.
Kendi babalarının maç sonrası tepkisinden korkuyor.
Bazıları koçtan çekinmiyor.
Maçtan sonra arabada başlayacak konuşmadan çekiniyor.
“Niye böyle oynadın?”
“Niye şut atmadın?”
“Senin seviyendeki oyuncu bunu yapmaz.”
“Bak, sana söyledim.”
Bir çocuk için en ağır eleştiri bazen tribünden değil, eve dönüş yolundan gelir.
Anne-baba çocuğunun menajeri değildir
Çocuk sporunda ebeveynin görevi kariyer yönetmek değildir.
Görevi ortam yaratmaktır.
Çocuğunun sağlıklı beslenmesini sağlamak.
Antrenmana zamanında götürmek.
Dinlenmesini desteklemek.
Eğitimini ihmal etmemesini sağlamak.
Maddi ve manevi imkanları ölçüsünde destek olmak.
Ve gerektiğinde çocuğun önünden çekilmek.
Evet, çekilmek.
Çünkü bazı ailelerin yapması gereken en önemli şey daha fazla müdahale etmek değil, biraz geri çekilmektir.
Çocuğun koçuyla konuşmasına izin vermek.
Kendi problemini çözmesine izin vermek.
Kötü maç oynamasına izin vermek.
Kaybetmesine izin vermek.
Hatta bazen seçilmemesine bile izin vermek.
Çünkü hayatta herkesin çocuğunu koruyamayacağı bir dönem gelecektir.
Spor, o döneme hazırlanmak için mükemmel bir okuldur.
Çocuğunuz profesyonel olmayabilir
Bunu yüksek sesle söylemek gerekiyor.
Çocuğunuz profesyonel basketbolcu olmayabilir.
Bu başarısızlık değildir.
Belki 15 yaşında basketbolu bırakacaktır.
Belki üniversiteye gidecek ve başka bir alanda başarılı olacaktır.
Belki basketbolu yalnızca hayatının güzel bir döneminde oynayacaktır.
Peki ne olacak?
Ailenin bütün emeği boşa mı gidecek?
Hayır.
Eğer doğru yaklaşılmışsa çocuk;
disiplin öğrenmiştir.
Takım olmayı öğrenmiştir.
Kaybetmeyi öğrenmiştir.
Kazanmanın sorumluluğunu öğrenmiştir.
Otoriteyle iletişim kurmayı öğrenmiştir.
Eleştiri almayı öğrenmiştir.
Sabretmeyi öğrenmiştir.
Ve en önemlisi:
Her istediğinin gerçekleşmeyeceğini öğrenmiştir.
Bunlar, profesyonel sporculuktan çok daha değerli hayat becerileridir.
Asıl tehlike: Çocuğun hayalini çalmak
Bir çocuk basketbolu gerçekten seviyor olabilir.
Ama bir süre sonra anne-babasının hayali, çocuğun hayalinden daha büyük hale gelebilir.
Başlangıçta:
“Basketbol oynamayı seviyorum.”
Sonra:
“İyi bir oyuncu olmalıyım.”
Sonra:
“Profesyonel olmalıyım.”
Sonunda:
“Başarısız olursam ailemi hayal kırıklığına uğratırım.”
İşte kırılma noktası budur.
Çünkü çocuk artık kendi hayatını yaşamıyordur.
Ailesinin yatırımının karşılığını ödemeye çalışıyordur.
Peki aile ne yapmalı?
Çok basit.
Çocuğuna şunu söylemeli:
“Senin profesyonel olup olmaman benim sevgimi değiştirmeyecek.”
“İyi oynadığında da yanındayım.”
“Kötü oynadığında da.”
“Seçildiğinde de.”
“Seçilmediğinde de.”
“Şampiyon olduğunda da.”
“Kaybettiğinde de.”
“Basketbolu bıraktığında da.”
Bu cümle çocuğun üzerindeki en büyük baskıyı kaldırır:
Sevilmek için başarılı olmak zorunda değildir.
İşte gerçek özgüven burada başlar.
Ve belki en zor soru…
Tribünde oturan her anne-babanın kendisine bir kez sorması gerekiyor:
“Ben çocuğumun gerçekten yapabileceği şeyi mi görüyorum, yoksa onun yapmasını istediğim şeyi mi?”
Bu sorunun cevabı kolay değildir.
Çünkü ebeveynlik duygusal bir iştir.
Ama spor objektif olmak zorundadır.
Aile “benim çocuğum” der.
Spor “bu oyuncu” der.
Aile geçmişe bakar.
Spor bugünkü performansa bakar.
Aile potansiyeli görmek ister.
Spor, potansiyelin performansa dönüşüp dönüşmediğine bakar.
Aile çocuğunu korumak ister.
Spor ise onu rekabete sokar.
İşte bu iki dünyanın arasında sağlıklı bir denge kurulamazsa, en büyük bedeli çocuk öder.
Sonuç olarak;
Çocuğunuz sizin ikinci hayatınız değildir.
Gerçekleştiremediğiniz hayallerin yeni sahibi değildir.
Ödediğiniz paranın karşılığı değildir.
Fedakarlıklarınızın geri ödeme planı değildir.
Ve başarısı, sizin ebeveynlik karneniz değildir.
Çocuğunuz yalnızca çocuktur.
Spor ise onun hayatında bir araçtır.
Belki profesyonel olacak.
Belki olmayacak.
Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele, spor bittiğinde karşımızda nasıl bir insan olacağıdır.
Bu nedenle tribünde biraz daha az teknik direktör, biraz daha fazla anne-baba olalım.
Çünkü bazen çocuğun ihtiyacı yeni bir antrenman programı değil;
“Bugün kötü oynadın ama sorun değil. Yine de seninle gurur duyuyorum.”
cümlesidir.
Ve belki Türk basketbolunun geleceği için yapılabilecek en büyük yatırım da budur:
Çocukların yeteneklerini büyütmek kadar, üzerlerindeki yetişkin hayallerini küçültmek.

- Reklam-

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medya

33,250TakipçilerTakip Et
38,158TakipçilerTakip Et
65,321AboneAbone Ol

En Son Haberler