Fenerbahçe Beko çok zorlandığı maçta Partizan’ı 81-78 yenerek galibiyet serisine 8 maça çıkardı.
Maç boyunca harika oynayan Talen Horton Tucker’a (29 sayı, 4 ribaund, 2 asist) ikinci yarıda Wade Baldwin (17 sayı, 3 asist) ve Tarık Biberovic (11 sayı, 4 ribaund) de katıldı. Partizan maçın içinde kalmayı başardı ve son saniyelerde serbest atışlar sonucu belirledi.
Fenerbahçe iki top kaybıyla başladı ve Partizan 3. dakikada 6-0 öne geçti. Talen Horton Tucker’ın sahaya girmesiyle oyun değişti, Partizan savunmasına üçlükleri göndermeye başlayan Fenerbahçe Tucker’ın yüklenmeleri ile kontrolü eline geçirdi ve 6. dakikada skoru 15-12’ye getirdi. Birinci periyod 20-20 sona ererken Bruno Fernando ve Talen Horton Tucker’dan 10’ar sayı geldi.
Fenerbahçe geri koşma sorunu yaşayınca Partizan savunma yerleşmeden bulduğu sayılarla ikinci çeyreğin 3. dakikasında 31-24 öne geçti. Savunmada kolay geçilen Fenerbahçe: Tarık ve Wade’den de skor katkısı alamayınca 8. dakikada 6 sayı geri düştü. 9 hücum ribaundundan yeterince yararlanamayan Fenerbahçe 39-35 yenik kapattığı ilk yarıda 7 asiste karşın 8 top kaybetti.
İlk yarının suskun ismi Wade Baldwin ve Tarık Biberovic üçüncü çeyreğin başlarında biraz hareketlendi, Fenerbahçe 5. dakikada skoru 46-45 lehine çevirdi. Fenerbahçe net üstünlük sağlayamasa da son periyoda 57-56 önde girdi.
Fenerbahçe dördüncü periyodun başında çok iyi savunma yaptı, Tucker ile skor bulup 6 dakika kala 6 sayılık (66-60) avantaj elde etti. Skor 66-65 olunca Jasijevicius’un molası geldi. Sahanın en iyisi Tucker’ın üçlüğü ile Fenerbahçe 3 dakika kala 4 sayı (71-67) öne geçti. 34 saniye kala Tarık skoru 75-71 yaptı, 26 saniye kala Dylan Osetkowski farkı basketfaulle 1 sayıya (75-74) çekti. 14 saniye kala Tucker çizgiden kaçırmadı: 77-74. Carlik Jones’un 2 serbest atışından sonra 8.9 saniye kala Tarık Biberovic çizgiye gitti ve 2/2 isabeti buldu: 79-76. Carlik Jones’un 6 saniye kala serbest atışlarının ardından (79-78), 6.8 saniye kala Tarık Biberovic yeniden çizgiyi ziyaret etti ve kaçırmadı: 81-78. Carlik Jones’u son topta Tucker iyi savundu ve galibiyet Fenerbahçe’de kaldı.




Bu geceki çifte zaferin asıl kıymetli olanı Girona’da Potanın kraliçelerinin zaferiydi, 2-0 yaparak F4’un ilk takımı oldular. GS ise yenildi, 1-1 oldu, dilerim 2-1 yaparlar, Zaragoza’ya onlar da gelir, her iki temsilci de yarıfinali geçerse muhteşem bir final olur. Kıymetli olan orasıydı, ama anlamlı olan Ataşehir’de Sırp takımına rövanşı vermemekti. Efes de başarılı olsaydı onlara çifte “hüzün” yaşatacaktık ama gece 1-1 bitti. Şimdi kimse “basketbola bak, bu hesaplar ne”, demesin, bütün Avrupa “bunları” hesaplar, bunların davasındadır (sadece bizim takımlarla oynarken, aralarında değil), burada bilmiyor kimse bu ulusötesi maçlarımızın anlamını, kıtada bunlara ne anlamlar yüklendiğini. Bunlar Avrupa’nın kompleksinden ileri gelir ve bitmez-tükenmez. Öyle bakmayan uygar insanlar azınlıktadır oralarda, medya ve sokak muhabbetinde onlar değildir egemen olan. Onun için bizim takımların – hangisi olursa olsun – Avrupa’daki zaferleri sporun çok ötesinde anlamlar taşır, bunu bilmeyenler, araştırsın onların medyalarını öğrensin, ya da orada ekmek kovalayıp çoluk-çocuk orada yaşayanlara sorsun, ancak sonra pankartlara-koreografilere, hakem biçmelerine, onlara göstermelik – bize ağır cezalara, özür mektuplarına şaşırmamayı öğrenebilirler..
Son zamanlarda sanki yeteri kadar yokmus gibi yeni hastaliklarin ortaya cikmaya basladigini gozlemliyorum;
Birincisi “Biz ne zaman yenilecegiz, yenilsek iyi olur” sendromu, ikincisi, internet video programlari artik bir aciya donustu: İki dakika mac sonra mecburi ezber “bireysel performans” ardindan “transfer” geyigi. Bunun Turkce meali su: Olan beni mutlu etmiyor transfer yapalim! Hadi takimin efes gibi olsa bunu yap ama oynayan, ter doken, bir kupa canavarina donusmus Fenerbahce’ye karsi boyle davranmak akil ve mantik otesi. Kisisel olarak yasamdaki ilk prensibim “Var olana, sahip olduguna sükret” Bence yasananla mutlu olmayip surekli transfer konusmak surekli bir mutsuzlugun belirtisi. Cunku hic bir seyin dibi yok, onu aldin bunu aldin, eee daha iyileri var, onlari aldin daha da iyileri var. Bugunun degeri yarin daha kotusu oldugunda anlasilacaksa gunu yasamanin ne anlami kalir ki? Euroleague ilk besi sahada degil; Melli, Silva, Nando, Hall, Zagars… Yorgunsun, cok yorgunsun, Jantunen ve Tarik eeh, Onuralp ve Metecan aktif dinleniyor, Bacot alisamadi, Kadersiz Bango kenarda, Wilbekin iyilesme surecinde ama sen “Kalan saglar bizimdir” deyip berbat oynayip formunun zirvesinde partizan’i yeniyorsun. Titanic filmi gibi mubarek, final belli, sonunda batacak iste ama kimsenin aklina bir saniye bile “Acaba” demek gelmiyor. Bu arada benim takimla ilgili tek endisem var, o da Talen “THE TANK” Horton Tucker. Sut secimleri de inanilmaz gelisti ki icimden S.O.S sinyalleri geliyor. Hele aldigi para aklima geldikce tuylerim diken diken oluyor. Oynarken Saras’i da seyrettim, Alaskan Sniper Trajan Langdon ve Carlton Myers’i da ama Talen bir baska. Seneye geliyorum dese hapci baskan ona bir 10’luk (milyon euro) rahat verir tabi eger bu lanet nba geri almazsa…
Frenkler surpriz takimlara “CINDRELLA TEAM” derler, Fenerbahce Beko bunun sozlukteki karsiligi, ama EN BUYUK KOC ŠARŪNAS JASIKEVIČIUS bize bir sey ogretti: Hayatta KOCUN kadar konusacaksin…
Gerisi milyon eurolar harcayip yine rezil olmak…