Sevgili Necip Ağabey ile yapmış olduğumuz sohbetlerde ara ara Atatürk üzerine okumuş olduğum kitaplardan, izlemiş olduğum kayıtlardan öğrenmiş olduğum Mustafa Kemal Paşamızla ilgili anıları anlatıyorum. Bir hafta önce yine Atatürk’le ilgili bir anı anlatınca sevgili Necip Ağabey bana, “Naci sana Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili bildiğin anıları yazma ‘ev ödevi’ veriyorum, bu yazıda 19 Mayıs’a yetişmeli” dedikten sonra bana da bu şerefli görevi yerine getirme olayı kaldı…
Beni etkileyen ve bilmiş olduğum anıları ‘gençlik bayramımızda’ sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Atatürk gibi sıra dışı özel bir insanın, dehanın anılarını böyle özel bir günde anlatmaya çalışırken umarım hata yapmam…
BEN YERİNE BİZ DİYEBİLMEK, HALKININ NEŞE VE MUTLULUĞUNU DÜŞÜNMEK…
Atatürk Kurtuluş Savaşı sonrasında kendisine verilmek istenen ödüllerin önemli bir kısmını” milletin ortak mücadelesine gölge düşürmemek” ve “bu başarıyı şahsileştirmemek” adına kabul etmemiştir.” Kazanılan başarıyı ve kahramanlığı şahsında toplamayı uygun bulmamıştır. Kurtuluş savaşında cephede canını veren her askerin ve geride kalan halkın en az kendisi kadar kahraman olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bu dünya çapındaki başarıyı bireysel bir ödüle indirgemenin, cumhuriyetin kurucu felsefesi olan ‘halk egemenliği’ (egemenlik kayıtsız şartsız milletindir) ilkesiyle ters düşeceğine inanmıştır… Uluslararası alanda Atatürk’ün en önemli özelliklerinden birinin de ‘BEN’den ‘BİZ’e geçmesi olduğu belirtilmektedir.
Bir tek Mark Twain cemiyetinin vermiş olduğu ve Atatürk’ün insan yanını onore eden ödülü kabul etmiştir. O ödülü neden kabul ettiğini soranlara da “bakın bu ödül benim hangi özelliğime verilmiş; Türk milletine gülmeyi ve neşe içinde yaşamayı öğrettiğim için” diye ifade etmiştir. Atatürk, liderlerin halklarının neşe ve mutluluk içinde yaşaması için önderlik yapması gerektiğini, neşesiz ve mutsuz olan milletlerin de devamına imkân olmadığına açıklamasında yer vermiştir.
Cemiyetin gönderdiği mektupta şunlar yazmaktadır: “Mark Twain hayatta olsaydı, bugün Türk milletine gülmesini ve hayattan zevk almasını öğretmiş olan sizden başka kimseye hayran olmazdı…
KIYAMADIM…
İzmir düşmandan kurtarılmış ve trenle Ankara’ya geri dönüş başlamıştır. Herkes kompartımanına girip uykuya geçmiştir. Atatürk’ün Yaveri sabah kompartmanın kapısını çalıp içeri girer Atatürk’ü yorgun görür ve Paşam uyuyamadınız mı? diye sorar. Atatürk, “çocuk bana yastık ve battaniye vermeyi unutmuşsunuz. Ceketimi yastık yaptım bedenim üşüdü. Kolumu başımın altına aldım kolum uyuştu. Bende kalkıp oturdum der… Yaverin Paşam bize niye haber vermediniz? Sorusuna Atatürk; “evlat hepiniz benden çok daha yorgun ve bitkin durumdasınız hiçbirinize kıyamadım…” Diye cevap verir.
BİZ KENDİMİZ ÜRETİRİZ…
İngiliz filmciler Atatürk’e gelip; “sizin hayatınızı ve kurtuluş savaşını filme çekmek istiyoruz” derler… Atatürk, kısa ve net olarak; “Biz kendi filmimizi kendimiz çekeriz” dedikten sonra oturur Münir Hayri Egeli ile ‘Ben Bir İnkılap Çocuğuyum’ adında bir senaryo yazar. Münir Hayri Egeli’yi filmin nasıl çekildiğini öğrenmesi için Almanya’ya yollar. Ancak yıl 1937’dir… filmin tamamlanması yarım kalmış Atatürk’ün ömrü vefa etmemiştir…
Atatürk Münir Hayri Egeli’ye filmin son cümlesinin şöyle olmasını öğütler; “bir gün gelecek beni unutmak ve unutturmak isteyen gayretler belirecektir. Hatta bunlar benim en yakın bildiklerimden olacaktır. Ama Türk milleti bir şeyi hiç unutmasın ki ektiğimiz tohumlar o kadar fezli ki Mısır’dan Hindistan’dan dönüp dolaşıp gelecek tekrar kalplerini aydınlatacaktır.”
ANZAK ASKERLERİ, EVRENSELLİK VE HÜMANİZM…
Atatürk’te evlat ve anne kavramı evrenseldir. Bu kavramları ulusla, ırkla, düşünceyle, dinle, dille sınırlamamaktadır. Atatürk’ün hümanizm ve barış düşüncesini çok güzel tanımlayan bir anekdotu da Anzak askerlerinin ailelerine yazdığı mektupta görüyoruz.
Atatürk 1934 yılında Anzak askerlerin ailelerine şu mektubu yazar:
“Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır…”
Buna karşılık Anzak askerlerinin anneleri de Atatürk’e bir mektup yazar:
“Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını alicenap (soylu/cömert) sözleriniz hafifletti, gözyaşlarımız dindi… Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyurursa bizler de kendilerine ‘ATA’ demek istiyoruz. Çünkü yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce. Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi…”
Günümüzde yaşanan savaşlar sonrası lider! Konumundaki insanların! Sarf ettikleri insanlık dışı sözlere bakınca Mustafa Kemal Atatürk’ün insan yanını özlemle hatırlıyoruz…
BEN LEŞKEREM SEN SERDARSEN…
İran Şahı Rıza Pehlevi Türkiye’ye gelir. Tören sırasında Atatürk’le yürürlerken Atatürk nezaketen Şahın önden yürümesini ister. Atatürk’e olan derin saygısı ve hayranlığından dolayı İran Şahı Atatürk’e yol verir ve Atatürk’e Azerbaycan Türkçesiyle şunları söyler: “Men leşkerem, sen serdarsen (Ben erim-askerim, sen serdarsın-komutansın…)
İran şahı İran’a geri dönerken Atatürk’e elini uzatıp şunları söyler; “benim birader bilesiniz ki şarkta bir kolordu komutanınız hazır beklemektedir…”
İLK OPERA OKAY, OKAY, OKAY…
İran Şahı Rıza Pehlevi’nin resmi ziyareti esnasında, Atatürk Şaha İran ile aramızdaki barışı temsil eden özel bir şey yapmak ister. Bunun üzerine ilk operamızı yapmaya karar verir. Türk ve İran halklarının dostluğunu konu alan librettoyu Münir Hayri Egeli ile birlikte yazıp operayı henüz 27 yaşında olan Adnan Saygun’a teslim eder…
Adnan Saygun kaç günümüz var? Diye sorar. Atatürk 20 günümüz var der. Soprano yoktur, libretto yoktur, koro yoktur moraller bozuk bir şekilde Adnan Saygun provalara başlar. Prova yaparken gece 02.00 gibi kapı açılır Atatürk içeri girer ve provayı izler. (Adnan Saygun Atatürk’ün provayı izlemesi ile ilgili olarak şunu söyler: biz o moralle operayı on günde bile çıkarırdık.) Prova bitince Atatürk ayağa kalkar ve “okay okay okay diye bağırır. Opera üzerine çalışanlar Atatürk’ün beğenip beğenmediğini anlamazlar ve Atatürk’e; “Paşam okay ne demek? Diye sorarlar. Atatürk: Okay öz Türkçe bir kelimedir. Okun yaydan çıkıp hedefi tam isabetle vurması demektir” diye açıklamada bulunur…
ASIL ZENGİNLİK MANEVİ ŞAHSİYETTİR…
Bir gazeteci Atatürk’e “neden bütün mal ve mülk varlığınızı milletinize bağışladınız? Diye bir soru sorar. Atatürk; “mal ve mülk bana ağırlık yapıyor. Onları asıl sahibi olan milletimize bağışlamaktan ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar? Asıl zenginlik insanın manevi şahsiyetinde olmalı” diyerek gazetecinin sorusunu yanıtlar.
FATİH SULTAN MEHMET’İ HEMEN HATIRLIYORUZ…
İstanbul’un adının değiştirilmesi ve adının Atatürk yapılması için kanun teklifi hazırlığı yapıldığını duyan Atatürk hazırlığı yapanları çağırır ve onlara şunları söyler; “bir ismin dillerde kalabilmesi için şehrin temellerine sığınmasına gerek yoktur. Bakın bu şehrin ismi İstanbul. Ama Fatih Sultan Mehmet’i hemen hatırlıyoruz. Eğer ben bir şey yapabildiysem bunu şehrin temellerine sığınarak değil, halkımın kalbine yazarak yapmak isterim. Ve isminin verilme olayını reddeder…
ÖĞRETMENE SAYGI, LİYAKAT…
İstanbul Üniversitesinin açılış töreni için Atatürk salona eğitimcilerle birlikte girer. Tahta sandalyeler arasına Atatürk’ün oturması için ortaya süslü bir koltuk konmuştur. Bunu gören Atatürk eğitimcilere dönerek “benim sizlerden öğreneceğim çok şey var. Bu koltuk sadece sizlere layıktır” dedikten sonra, en kıdemli kadın hocayı süslü koltuğa oturtur. Kendisi tahta sandalyeye oturarak töreni izler.
Sevgili Okurlar;
Atatürk 21.yüzyıla kendi döneminin liderlerinden geçebilen ve saygınlığını koruyan tek önderdir. Öbür liderler kendi halkları tarafından yok edilmişken Atatürk kendi halkı ve dünya nezdinde yerini koruyabilen tek liderdir. Atatürk Türk ulusu rahat etsin, mutlu olsun diye hayata dair her alanda büyük bir çaba sarf etmiştir. Atatürk’ü bizler asker ve devlet adamı kimliği ile tanıdık. Bu kimliklerinin yanı sıra Atatürk, insani yanıyla da diğer liderlerden farklı bir şekilde öne çıkmış durumdadır.
Atatürk’ü lider yapan en temel olay; her türlü eleştiriye ve sorgulamaya açık olması, aklı ve bilimi esas almasıdır. Atatürk, kendiyle barışık, mütevazi, halkıyla bütünleşen ve söyledikleri ile yaptıkları arasında kopukluk olmayan tek liderdir.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımızı kutlarken Atatürk, silah arkadaşları ve bu vatanın özgür olması uğruna canlarını düşünmeden feda eden insanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.
Saygılarımla.
Not: Kaleme almış olduğum anılar, Atatürk konusunda yıllardır araştırmalar yapan Sayın İlknur Güntürkün Kalıpçı’nın kitapları, konuşmaları ve yapmış olduğum etütlerden derlenmiştir.




Tek başkan tek reis tek başkomutan tek lider. Herşeyimizi ona borçluyuz, bölücü, gerici, yobaz,kanı şüphelilere inat Mustafa Kemal Atatürk’ün askeriyiz ve her zaman öyle kalacağız…
Ellerine sağlık Naci hocam. Çok güzel bir Atatürk anıları düzenlemesi.