Eğitimin kalitesi hiçbir zaman öğretmenin kalitesini aşamaz.
Okul öğretmenleri kadar iyi olabilir; ne fazla ne eksik.
Eğitimin en güçlü aktörü öğretmendir.
Okulun bahçesi, spor salonu, laboratuvarları, teknik donanımı ne kadar iyi olursa olsun, öğretmen iyi değilse okul iyi eğitim veremez.
Her öğretmen, öğrenciyi güçlü bir şekilde etkileme potansiyeline sahiptir.
Öğretmenin bu gizil gücünün farkına varılmasını istiyorum.
Öğretmenin gücü toplumun geleceğine yön verir.
‘Öğretmenin Gücü’ tanımı rahmetli Doğan Cüceloğlu hocamıza aittir. ‘Öğretmenim Bir Bakar mısın? Öğretmenin Gücü Üzerine’ kitabından alıntılanmıştır. Bu tanımlamayı başta biz öğretmenler olmak üzere anne ve babalar hepimiz önemle dikkate almak zorundayız.
Okullarımızda son dönemde yaşanan olayları büyük bir üzüntü ile ellerimiz kollarımız bağlı bir şekilde izlemekteyiz. ‘Öğretmenin gizil gücü’ göz ardı edildiği müddetçe de ülkemizin her köşesinde görmeye devam edeceğimizi üzülerek belirtmek zorundayım…
İki bölümden oluşacak yazımda bugünlere nasıl geldiğimizi, öğretmenin elinden çocuklarımızı ‘EĞİTME’ gücünün son 15-20 yılda nasıl alındığını, öğretmenlerimizin okulların içinde nasıl etkisiz hale getirildiğini anlatmaya çalışacağım.
Sizlere bugünlere nasıl geldiğimizi (maalesef anne ve babaların da katkılarıyla) daha iyi anlatabilmek adına benim yaşadığım iki, üst dönem mezunu bir Beden Eğitimi Öğretmeni arkadaşımın aktardığı bir olayı sizlere yazacağım.
“Naci bundan sonra okulu ateşe verseler de karışmayacağım…”
1-Okulda idarecilik yaparken Fen Bilimleri alanında görev yapan bir öğretmenimiz vermiş olduğu ödevleri değerlendirirken-notlandırırken ödevleri yazılıdan daha büyük bir dikkatle incelerdi.
Bir gün bir anne bana gelip “ilgili Fen Bilimleri hocamızla görüştüğünü hocamızın vermiş olduğu ödev notunu düşük bulduğunu öğretmenden ödev notunu yükseltmesini istemesine rağmen öğretmenin notu değiştirmediğini” söyledi.
Anneye ilgili zümre başkanı ve Md. Yardımcısı ile görüşüp görüşmediğini sorduğumda, görüştüğünü onlarında olumlu yaklaşmadığını belirtti. Bunun üzerine benden ne istediğini sorduğumda; “hocamızın vermiş olduğu ödev notundan şikayetçi olduğunu söyledikten sonra, notu değiştirmesi için öğretmenimiz ile görüşmemi istedi!” Kendisine bunun mümkün olamayacağını ödevler ile ilgili prosedürü sene başında anlattığımızı” söyledikten sonra çocuğumuzun annesi bana “o zaman sizi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne şikâyet edeceğim!” Diyerek ve yanımdan ayrıldı.
Ve velimiz dediğini yapıp bizi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikâyet etti!
Hızla!!! Gelen müfettişler okulda yaklaşık on gün kaldı! (Detayları yazmıyorum.) Müfettişe, eğitim öğretim yılı başlamadan tüm velilerimizi işleyişimiz konusunda hem sözlü hem de yazılı bilgilendirdiğimizi belirtmeme ve diğer dayanaklarımızı anlatmama rağmen hem ben hem de ilgili öğretmenimiz ‘KINAMA CEZASI’ aldık!..
2- Her yıl sömestr tatilinde düzenlenen eğitim ile ilgili çalıştayların birinde Antalya’da toplantıda iken sekreterimin ısrarla araması sonucu telefonumu açmak üzere dışarı çıktım.
Sekreterim “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden arandığımı ve oraya gitmemi istediklerini belirtti.” Sekreterime Ankara dışında toplantıda olduğumu söylemedin mi? diye sorduğumda sekreterim “Hocam söyledim ısrarla sizi istiyorlar” deyince İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünü aradım… Görüştüğüm yetkili bana “hakkımda şikâyet olduğunu bunun için beni istediklerini söylediler.” Ankara’ya döner dönmez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile temasa geçip konunun ne olduğunu sordum…
“Sömestr tatilinde ödev vermek yasak! Olduğundan dolayı şikâyet olduğunu ve savunmamı vermemi” istediler. Tabi ki savunmamı verdim! Ve bir ‘KINAMA’ cezası daha aldım…
3- Benden bir dönem önce mezun olan Beden Eğitimi Öğretmeni arkadaşım Adana’da devlet okulunda görev yapıyordu. Bir gün nasılsın demek için aradım. Sesi kötü gelince ne oldu? diye sordum.
Kendisi bana “Naci Mayıs ayına yeni girdik. Ve bu sabah müfettişe savunma verdim. Bu sene bu üçüncü savunma verişim oldu” dedikten sonra olayı anlattı:
“Öğrencilerden birkaçı tuvaletteki musluklara zarar veriyormuş. Ne yapıyorsunuz burada dedikten sonra, öğrencileri dışarı çıkarıp durumu idareye bildirmiş.” Devamında ise; “Çocuklardan birisinin velisi beni şikâyet etmiş ve yine müfettiş geldi…” Dedikten sonra bana şunları söyledi:
” Naci yemin ettim bundan sonra okulu da yaksalar sesimi çıkarmayacağım!..”
Arkadaşım ondan sonra ne yaptı inanın bilmiyorum…
Sizlere yazdığım bu üç olayın Türkiye’de öğretmenlerin okullarda yaşamış olduğu sıkıntılar içerisinde okyanustan alınmış bir bardak su olduğunu da bilmenizi isterim…
Almış olduğum kınama cezaları ve diğer meslektaşlarımızın (resmi-özel okul) almış oldukları kınama ve benzeri cezalar anne ve babalara haklı! Olduklarını düşündürdüğü gibi maalesef zafer kazanmış kumandan duygularıyla hareket etmelerine de neden oldu. Ve (çocuklarının!) İstedikleri olmayan her konuyu Alo 147 ya da Cimer üzerinden hızla şikâyete dönüştürdüler… Çünkü günün sonunda zafer! Onların oluyordu…
Kıymetli velilerimizin aralarında kurmuş oldukları WhatsApp! Grupları ise onlar için öğretmenleri istedikleri gibi yargılayacakları, öğretmenliği bilip bilmediklerini sorgulayacakları, dersi doğru anlatıp anlatamadıklarına karar verecekleri ayrı bir organizasyondu. (Velilerimizin kendi aralarında kurmuş oldukları WhatsApp grupları ayrı bir yazı, hatta tez konusu diyebilirim…)
Aslında bu üç olayda da velilerimiz çocuklarına; verilen ödevlerin (öğretmene yük olmasına rağmen) hatırlatma ve tekrar etme açısından değerli olduğunu, okuldaki materyalleri korumanın vatandaşlık görevi olduğunu, tuvalette zarar verdikleri muslukların kendi! Vergileriyle alındığını söylemiş olsalar inanın bugün yaşadığımız bir kısım olayı yaşamazdık.
Çocuklarımıza ‘HAYIR’ demeyi başaramayan velilerimiz işin ucuz ve kolay tarafını seçip, evlatlarını uyarmak yerine haksız oldukları halde öğretmeni ve okulu şikâyet etme yolunu seçtiler. Velilerimize;
Kimin kaybettiğini oturup iyice düşünmelerini öneririm…
Devlet ya da özel okullarımızın önemli bir kısmında öğretmenlerimiz almış oldukları kınama veya benzeri cezalarla pasifize edilerek kenara çekilmek zorunda bırakıldılar. Evet anneler ve babalar büyük zaferler! Kazanmış oldular… Yani bugün yaşamış olduğumuz sıkıntıların temellerine velilerimiz önemli katkılarda bulundu…
1 Mart 2012 tarihinde faaliyete geçen Alo 147 hattına gelen şikayetler öğretmenleri iş göremez ve çocuklarımızı da EĞİTEMEZ hale getirdi. Alo 147 hattı, öğretmenler okullarda ‘adım’ bile atamaz duruma gelince 30 Temmuz 2018 yılında kapatıldı. Ancak şikayetler e-devlet üzerinden CİMER aracılığıyla devam ediyor!!!
Çocuklarımızı kim, kimler eğitecek?
Okullarımızda Matematik, İngilizce, Fizik ve diğer dersleri başarıyla öğrettik. (Onu da sorgulayabiliriz, sorgulamamız da gerekir…) Ama maalesef çocuklarımızı eğitmeyi başaramadık…
Oğlum yapma, kızım sessiz ol, yavrum otur, arkadaşını rahatsız etme dediğimizde çocuklarımız bizleri siz anne ve babalara şikâyet etti ve sizlerde ertesi gün okul müdürünün kapısında bittiniz. Hırsını alamayıp tatmin olamayanlar soluğu MEB’de, Alo 147 ya da Cimer şikâyet hattında aldı. Okul ya da ilgili idareci-öğretmen sindirilene kadar üstüne gidildi…
Eğitme gücünün öğretmenin elinden alınması sonucu ne mi oldu?
Öğretmenler hayati bir konu olan ‘EĞİTİM’ olayından elini eteğini neredeyse tamamen çekti. Ve bugünlere gelmiş olduk…
Şu durumu tüm ebeveynlerin iyi bilmesi gerekir:
Okulda öğretmeni ile nezaket içinde iletişim kuramayan hiçbir çocuk evde anne ve babasıyla sağlıklı iletişim kuramaz. Bunu tersinden de okuyabiliriz; evde anne ve babasıyla kelimeleri seçmeden iletişim kuran çocuklar okulda öğretmenleri ile kelimeleri seçmeden konuşur.
Çocuklarımız en zinde zaman diliminde biz öğretmenlerle iç içe durumdalar. Tam 8-9 saat arası… Biz öğretmenler çocuklarınızı bu zaman diliminde eğitemeyeceksek, oğlum yapma, kızım dikkatli davran, arkadaşına kullandığın kelimelere dikkat et diyemeyeceksek siz anne ve babalar hangi arada bu ülkenin geleceği olan evlatlarını eğiteceksiniz?.. Hangi zaman diliminde?..
Saygılarımla.
Not: Yazımın ikinci bölümünde; Özel Okullarda velinin ‘müşteri mi veli mi?’ Olduğuna, çözüm önerilerine ve en önemlisi anne ve babaların eğitilmelerinin önemine değinmeye çalışacağım…




Hocam kalemine sağlık. Okurken inan yüreğim daraldı. Çok can sıkıcı bir durum bu. Ama siyasilerin amacı da bu yönde yani eğitimsiz cahil bir nesil yetiştirmek. Halbuki alınacak basit bir kararla bütün sıkıntılar bir günde çözülür. Ne Cimer nede başka yolla öğretmen şikayetleri dikkate alınmayacaktır kararı verilirse o zaman Eğitim vede öğretim yoluna girer. Eğer öğretmeninden memnun olmayan olursa okulunu değiştirir.
Naci Hocam,
Kaleminize ve emeğinize sağlık. Yazınız, eğitim üzerine düşünülmesi gereken çok önemli bir noktayı son derece açık ve etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. Öğretmenin sınıftaki varlığını, etkisini ve çocukların hayatındaki belirleyici rolünü çok güçlü anlatmışsınız. Anlattıklarınız, eğitim ortamında öğretmenin ne kadar merkezi bir yerde durduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bu bakımdan yazınız hem çok değerli hem de çok düşündürücü. Devamının da benim beklediğim gibi ilgiyle beklendiğine inanıyorum.
Bu önemli konuyu böylesine içten ve güçlü bir dille gündeme taşıdığınız için teşekkür ederim.
Dr. Yalçın Gerek
Naci hocam
Meselenin özüne daha yazınızın ilk cümlesinde değinmişsiniz. Üzerinde çok düşünülmesi, dersler çıkarılması gereken çok değerli fikirler ve tecrübeler içeren bu yazının çok daha geniş kitleler tarafından okunmasını dilerim.
Her satırı o kadar doğru ki. Hatta üzerine eklenecek çok şey var. Kaleminize sağlik Naci bey.