Değeri Antrenör, Öğretmen Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Bu yazıma sevgili Oktay’ın ara ara büyük heyecan duyarak dile getirdiği ve çok değerli bulduğu ‘TUTKU’ kelimesi ile başlamak istiyorum. Sevgili Oktay tutkunun önemini heyecanla anlatırken Üsküp’te antrenörlüğe yeni başladığında başından geçen bir olayı anlattı:
TUTKU…
Üsküp’e o gün inanılmaz bir kar yağıyor. Okullar kar gibi nedenlerden dolayı hiçbir şekilde tatil edilmezken o gün yağan 1,5 metrelik kar nedeniyle tatil ediliyor. Sevgili Oktay bir üstündeki antrenörü olan Aleksandar Knjazev’i arayıp akşam yapacakları antrenman konusunu görüşüyor. Knjazev Mahmuti’ye “bu havada antrenman mı olur? dedikten sonra, İstiyorsa sporcuları aramasını ve gelmek isteyenlerle antrenmanı yapabileceğini söylüyor.”
O akşam saat: 20.00’de olan antrenmana evden 18.00’de çıkıp 8 kilometrelik yolu yürüyerek gidiyor. Ve kendisi gibi yürüyerek gelen sporcularla antrenmanı yapıyor.
Sevgili Oktay, “Naci Ağabey yıllar sonra ne gördüm biliyor musun? Dedikten sonra; o zor şartlarda salona yürüyerek gelen sporcular Jovanoski, Vojnoviç ve Bocevski kardeşlerin hepsi önemli yerlere geldi. O gün aslında hepimiz için sıradan bir gündü. Bizleri o gün oraya getiren şey ‘TUTKU’muzdu. Ve bu tutkuları onları sıra dışı başarılı sporcu yaptı. Ben bu durumun farkına yıllar sonra vardım.” diyerek görüşünü ifade etti.
Evet sevgili Oktay çok haklı. O zor şartlarda sporcuları oraya tutkuları götürdü. Onlar da bunun ödülünü fazlasıyla aldılar. Ancak ben burada bir saptama yapmadan geçecek olursam sevgili Mahmuti’ye haksızlık yapmış olacağımı düşünüyorum.
Değerli Okurlar;
Sevgili Oktay’ı da o zor şartlarda salona götüren ‘tutkusuydu’. Ve maddi olarak da eline bir şey geçmiyordu, ancak basketbolu delice seviyordu. Bahane üretmeyip tutkusunun peşinden gitmesi, çok çalışması bugün sevgili Oktay’ın ‘OKTAY MAHMUTİ’ olmasını sağladı.
Sevgili Oktay antrenmana gitmek üzere evden çıkarken anne ve babası da ona; “deli misin bu havada nereye gidiyorsun, dışarıdaki karı görmüyor musun?” diye sormadı. Sormama nedenlerinin başında ‘iş ahlaklarının’ geldiğini söylesem ve bu ahlak yapılarının da çocuklarına geçtiğini belirtsem sanırım hata yapmış olmam.
Sevgili Oktay’a “bugün tutkunun yerini ne aldı?” diye sordum:
Sevgili Mahmuti; benim anlayışımda tutkunun yerini hiçbir şey alamaz. Yaptığımız işte tutku bilgiden de kıymetlidir. Bilgiye gelince, sorun eğitimde… Dedikten sonra sıradanlık standart hale geldi diyerek sözlerine devam etti:
“Genç antrenörlere bir eleştirim olacak. Gelmiş olduğumuz noktada bir şeyler ‘üretme’ olayının ortadan kalktığını görüyorum. Bir kısmının tabiri caizse PC antrenörlüğü yaptığını görüyorum. Zamanlarının büyük bölümünü YouTube da geçirerek NBA takımlarının çalışmalarını, oyun düzenlerin alıp bire bir uygulamaya çalışıyorlar. Ancak genç antrenör arkadaşlarımızın unuttukları en önemli şey çalıştıkları malzemenin aynı olmaması…
Genç antrenörlerin detaya inmesi gerekir. Kısa vadeli çözümlerle başarılı olmak mümkün değil. Bir şeyler üretecekleri yer sahanın içidir. 30 dakika yerine 2 saat 30 dakika çalışmalılar. Başarı çok çalışarak gelir. Yüzeyselliği yeterlilik olarak kabul etmemeliyiz. Yüzeysellik yeterlilik değildir…”
AİDİYET…
Sevgili Mahmuti, aidiyet sorunu artık sadece sporda değil, kurumsal dünyada da problemli bir durumda. Günümüzde aidiyet olayından en çok etkilenenlerin gelenek sahibi kurumlar ve takımlar olduğunu ifade etti.
Aidiyet eksikliğinde ‘YÜZEYSEL PRAGMATİZM’ in baskın olduğunu buna kurumsal umursamama, baskı ve stres eklendiğinde savunma mekanizması olarak bireysel şikayetlerin ortaya çıktığını, ancak ‘ben’ ile başlayan hiçbir cümlenin takıma hizmet etmeyeceğini bilerek gerçek liderin devreye girip takım olgusunu en öne alarak sinerji yaratması gerektiğini dile getirdi.
RİJİT…
Sevgili Oktay’a rijit kelimesini çok kullandığını ve bunun nedenini sorduğumda:
Hedefleri belirledikten sonra o hedeflere ulaşmanın çok çalışmaktan ve herkesin kendini geliştirmesinden geçtiğini söyledi. Konulan zor hedeflere ulaşmak için küçük detayların başarıyla yerine getirilmesi gerektiğini, çizilen rotadan sapılması ya da kişisel çıkarların konulan hedeflerin önüne geçmesi durumunda ‘rijit’ olmayı pedagojik bulmamakla birlikte takım kavramının her şeyin üstünde olmasından dolayı ‘rijit’ olmaya mecbur kaldığı dönemler olduğunu anlattı.
ANTRENÖR NÖBETÇİ SUÇLUDUR…
Antrenörün görünen olduğundan ilk darbeye maruz kalan, eleştirilen ve suçlanan olduğunu, olası başarısızlıklarda tüm oyuncuları değiştirmek yerine en kolay fatura kesilecek kişi olarak antrenörün seçildiğini, bu durumun ‘iş tanımında’ olmamasına rağmen var olduğunu, yöneticilerin ise başarısızlıklar durumunda çoğu zaman çözüm bulmak yerine suçlu arama yoluna gittiğini ifade etti.
BASKETBOLDAN KOPUŞ…
Sevgili Oktay basketboldan kopma nedenlerinden biri olarak mükemmeliyetçi bir yapıda olmasını ve mükemmelin peşinden koşmasını anlatıyor.
Detay çalışmayı çok sevdiğini, kendisiyle çalışan oyuncuları zorlamak istediğini, maç temposu, havaalanı ve otel trafiğinin salona girip oyuncu yetiştirmesini engellediğini ve takım çalışmaları yapmasına imkân tanımadığını belirtiyor.
İşin üretme kısmında olamamasının kendisini demotive ettiğini ve basketboldan kopuşun böyle başladığını söylüyor.
Günümüzde artık üst seviye basketbolda bir şeyler ‘üretmenin’ mümkün olmadığını, bu maç temposunda hiçbir antrenörün oyuncuların eksiğini giderecek antrenmanları yapamayacağını, oyuncuların zayıf yönlerini saklayıp güçlü yönlerini ortaya koyacak organizasyonlarla yol almak zorunda olduklarını belirtiyor.
BASKETBOLU NEDEN BIRAKTI VE GERİ DÖNMEYİ DÜŞÜNÜYOR MU?
“20 yaşında antrenörlük hayatıma başladım. 23 yaşında profesyonel oldum. Geldiğim noktada hayatta başka şeylerin olduğunu gördüm. Ailemi ihmal ediyor olmaktan üzüntü duyuyordum. Hayat sadece basketboldan ibaret değil. Hayatta yapılacak birçok şey var. Fikir alışverişinde bulunacağım insanlarla bir arada olmak ve kendimi geliştirmek istiyordum.
Naci Ağabey şu anda seninle hayatı konuştuk, eğitim olayını konuştuk, çocuklarımızı konuştuk, dünyada ki gelişmeleri konuştuk.
Başarılı olmak için hep büyük çaba sarfettim. Bu yolculuk esnasında şunu fark ettim: başarı bir noktadan sonra gelişmeyi engelliyor. İnsanlar başarılı olunca rahatlayıp alanları dışında gelişmek istemiyorlar ve kendilerine yönelik yatırım yapmıyorlar. O nedenle şu duruma içten inanıyorum:
‘HAYATTA YENİ SAYFALAR DEĞİL YENİ KİTAPLAR AÇMAK GEREKİR…’
Hem bıkkınlık hem de küskünlük yaşadım. Şu anda olduğum durumdan çok hoşnudum. Kızlarıma zaman ayırabiliyorum. Kendi gelişimime zaman ayırabiliyorum.”
Sevgili Oktay bunları belirttikten sonra kendisine son defa olmak üzere şu soruyu sordum:
“Sevgili Oktay basketbola dönmeyi artık hiç düşünmüyor musun?”
Cevabı şu şekilde verdi;
“Naci Ağabey gerçekten artık geri dönmek istemiyorum. Yok, yok, yok basketbola dönmeyi hiç düşünmüyorum…”
Saygılarımla.
Not: Sevgili okurlar bu yazımın son olacağını ön görmüştüm. Ancak sevgili Oktay’la yapmış olduğum 7 saatlik görüntülü sohbeti deşifre edince açıkçası işler düşündüğüm gibi olmadı. Bundan sonraki yazımda Türk basketbolu ile ilgili önemli tespitlerini, Efes Pilsen yıllarını, Anadolu Efes hakkında ki düşüncelerini ve yapmış olduğum görüşmelerden edindiğim izlenimleri yazmaya çalışacağım.




Hocam devam et harika gidiyor. Oktay’ın açıklamalarını okudukça yaşanan bazı sıkıntıları bir basketbol adamı olarak yaşadığımı hatırlıyorum. Teşekkür ederim.
Oktay Bey gibi özel insanların Türk basketbolundan uzaklaşmış olması biz basketbolseverler için çok üzücü ama sebepleri o kadar anlaşılabilir ki; içselleştirmemek mümkün değil. Keşke bu büyük değerleri, kendi motivasyonlarıyla çalışabilecekleri yüksek organizasyonlarımız olsa; bunca tecrübe gitmek yerine değer yaratabilecekleri alan bulsa. Basketbolun gelişimi için ne harika olur.
Oktay Hocaya ne oldu diye merak ediyordum hep, teşekkürler.
“Bu yolculuk esnasında şunu fark ettim: başarı bir noktadan sonra gelişmeyi engelliyor. İnsanlar başarılı olunca rahatlayıp alanları dışında gelişmek istemiyorlar ve kendilerine yönelik yatırım yapmıyorlar”
Ne kadar kıymetli bir tespit!
Ağzınıza sağlık Oktay Hocam!
Ve tabi elinize, emeğinize sağlık Naci Abi!
Sayenizde sıra dışı yazılar okuyabiliyoruz!
Nice değerler Anadolu’da ve ülkenin birçok yerinde heba olup gidiyor.1974-75-76 tarihlerinde o günün şartlarında Trabzon sporda bir basketbol takımının liglerde oynaması için nice çabalarda bulundum.Trabzon şehrinde basketbol “müsliman mahallesinde salyangoz satmaya benzerdi” Futbol şehrinde basketbolu sevdirmek için nice erkek ve kadın takımlar getirtim Trabzon’a hem kendimiz oynayıp hemde gençleri oynatarak bir basketbol sevgisi yaratmaktı niyetim.Şampiyon Eczacı başını getirtim.Gazi eğitim ve Mülkiyeyi kadın takımları olarak getirtim.Salonda Basketbol öncesi profosyenel takımı seyirciler gelsin diye minyatür futbol oynattım. Tüm uğraşlarıma rağmen Trabzon Spor fazla sıcak bakmadı basketbola.Özkan Sümer bana hocam bu ülkede oyuncuda antrenörde bulursun ama yönetici bulamazsın diyordu.Öylede oldu ve ben askerlik sonunda Samsun’a geldim.DSİ ile 3-4 yıl ligler için mücadele verdim ama başaramadım.Giresun Çinarlarda 3 yıl uğraşik yine lige çikamadık.Antrenörlüğüm Gazide 1971 de almıştım.İki üç yıl Samsun’da antrenörlük yaptım.Beklentilerim olmayınca kenara çekildim.Okul basketbolu dışında kulüp çalıştirmadım.Bilgi birikimim çar çur oldu bu ülkede.Yöneticilerin olmadığını kendimde yaşayarak bir kez daha anladım maalesef.Sevgiyle…