- Reklam-
Fenerbahçe maçının sonunda Wade Baldwin’e saldıran Panathinaikos’un müzmin sakatı Mathias Lessort, Yunanistan Kupası finalinde de bir olayın kahramanı oldu.
Lessort devre arasında Olympiacos taraftarıyla gerginlik yaşadı. Pabathinaikos tarafına göre bir grup Olympiacos taraftarı, maymun sesi çıkararak Lessort’a karşı ırkçı bir eylem gerçekleştirdi. Olympiacos tarafına göre ise böyle bir olay yaşanmadı, buna karşın Lessort yediği muzun kabuğunu Olympiacos tribününe attı. Video görüntüleri ise bazı Olympiacos taraftarlarının soyunma odasına giderken Lessort’a maymun hareketleri yaptığını ortaya koydu.
- Reklam-




Yaaaaa Matyas, işte böyle bu “eski” kıta, bu ülkeler. “Ofsaytta” kalırsın böyle, ileri gidersen. Sen bilmezsin, Yunan’ı da Türk’ü de, Türk kulübünü de, Türk asaletini de. Nerden bileceksin ki, senin “kaptanın” bile bilemedikten sonra, hem de soylu bir ailede büyümüş olmasına karşın, hem de hem de eline o kadar yıllık Türkiye’nin göbeğinde yaşama fırsatı geçmiş olmasına karşın algılama-içselleştirme yeteneğinden bu kadar mahrum olduktan sonra. Sana sıra gelene kadar ohoooooo, çok problemi var sizin kulübün ve o minik zıpçıktı ülkenin, çooook. Havsalan almaz senin.
Çok kötü ve haksız bir yorum. Baldwin’e saldırması kabul edilebilir bir şey değil, eleştirilmeli. Üstelik bu hareketi Başkanına ve taraftarına hoş görünmek, iki yıldır oynamıyor olmanın verdiği stres altında gelecek sezonun sözleşmesini kurtarmak adına yaptığı düşünüldüğünde, acizlik. Fakat bu ırkçı bir saldırıyı haklı çıkarmaya dönük yorumunuzun hoş karşılanması gerekçesi olamaz. O bir insan, sizden ve bizlerden farkı olmayan bir insan! Özür dilerim doğal ki bir farkı var; Avrupa’nın en iyi pivotlarından biri… Keşke bir Türk takımında olsa diyeceğimiz kadar iyi bir pivot. Başta Mathias Lessort olmak üzere tüm insanlıktan özür dilemeniz gerekiyor. Irkçılık sadece basketbola değil, hiçbir şeye yakışmıyor. Takdir sizin…
Dikkatli okumamışsınız. Irkçı adiliği haklı çıkaran bir virgül bile yok orada. Benim ona hitap eder gibi yazmamın nedeni onun güvendiği toplumun ne kadar ezik ve çiğ olduğuydu, bunu açıkça yazmak istemedim – onların özel düşmanıymış gibi görüntü vermeyeyim diye – ama siz zorladınız, canınız sağolsun. Türk asaletini de onun için vurguladım, yani orada olmayan bir şey, tek tek eski kıta ülkelerini hiç bilmediğini vurgularken de farklılıklarını bilemeyeceğini ve bilmediği toplumlarda o kadar ileri giderse ummadığı böyle çirkinliklere maruz kalmasının doğal (bizim içten asaletimiz nedeniyle benzer bir şey burada asla olmaz, olmamıştır) olduğunu demek istemiştim, daha az sayıda sözcükle daha kısa keserek. Belki de başaramadım, belki başardım da siz mi acele veya önyargılı okudunuz, bilemem.
Ben sizin ırkçı olduğunuzu hiç düşünmedim, hala da düşünmüyorum. Sadece amacınızı aşan sözlerinizin ırkçı algıya neden olduğundan bahsetmek ve eleştirmek istedim. Mathias Lessort Fransızdır. Uzun yıllardır da Almanya, Sırbistan ve Yunanistan’da basketbol oynamaktadır. Orada yaşamaktadır ve eski kıtayı ve insanlarını bizden daha iyi tanıdığına eminim. Ben kısa yazmaya çalışırken iyi anlatamamışım meramımı. Siz tekrar ve detaylı yazmışsınız. “… çirkinliklere maruz kalmasının doğal …” olduğunu beyan etmekte, o ırkçının davranışını olumlamak, doğal sonuç olarak göstermek anlamına gelir. Yazınızın (haddim olmayarak) eleştirmeye çalıştığım yönü de buydu. Yine bu ırkçı yüzünden tüm Yunan dostlarımızı aynı kefeye koyar sözlerinizdi. Devletlerden bağımsız Yunan insanı bizler gibi iyi ve sevgili insanlar. Bir Yunanistan gezimizde, adres sorduğumuz evinin bahçesinde fasulye ayıklayan yaşlıca adamcağızın, fasulyeleri eşine verip, önümüze düşüp (çok karışık orası siz bulamazsınız diyerek) bizi o adrese götürmesini, yolda Türk olduğumuzu ve fasulyeyi çok sevdiğimizi öğrenince, evine yemeğe davet edişindeki içtenliği görmenizi isterdim. Bizim ülkemizde de kötü insanlar var, ama bunlar hepimizi kötü yapmıyor. Bizler Osmanlı’nın gerçek kurucusu Fatih Sultan Mehmet’in çocuklarıyız. Bizler Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarıyız. Onlar savaştıkları insanları bile kötülememişlerdir. Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale’de vefat eden yabancı askerler için “onlar artık bizim evlatlarımız” diyebilmiştir. Takdir sizin.
O ülkeyi tartışmanın da, basketbol dışına çıkmanın tarih konuşmanın da yeri burası değil. Son sözü söyleme meraklısı da değilim, son söz sizin olsun, varın o ülkeyi de sevin, beni ilgilendirmez. Yalnızca ” “… çirkinliklere maruz kalmasının doğal …” olduğunu beyan etmekte, o ırkçının davranışını olumlamak, doğal sonuç olarak göstermek anlamına gelir” diye ısrar etmişsiniz, kesinlikle gelmez, “o çirkin davranış doğal” demek “haklı” demek değildir, oranın “doğasına” uygun demektir. O doğanın bozuk olduğunu ülke eleştirisi karıştırmamak için eklememiştim. Anlaşılır diye. Ama sizin oraya sempatiniz buna engel olmuş gibi. Örnek vererek anlattığınız o ülkeyi de tartışmak istemem, ancak çok iyi tanıdığımı bilmenizi isterim, ben dört kez gittim, ayrıca çocukluğumda “onlardan” (bizdeki azınlığımızdan) birlikte büyüdüğüm, karşılıklı evlerimize gidip geldiğimiz, annelerimizin yemeğini birlikte yediğimiz arkadaşım oldu, hala görüşürüm, önyargım sıfırdır yani, (Lefter de sevdiğim kulübün çok sevgili bir bayrağı mertebesindedir) öylesini de böylesini de bilirim, yurtdışındayken çok karşılaştım-çatıştım, ayrıca soyumun bir tarafının anıları-toprakları onların “elllerinde” kaldı (129 yıl geçti), melodram ve acındırmadan hiç hoşlanmam (bakın mesela, onlar – ulusça – çok hoşlanır, yalanla da karıştırarak) ama “çeken (göçmen soyları) bilir”, ortaklıklarımız elbette var ama ayrılıklarımız çoktur, hele hele alet oldukları ve çıkarmaktan bıkmadıkları sorunlar “dağ” gibidir, ortaklıkları abartıp da polyanalaşmak bana çok uzak. İyi günler.