Geçtiğimiz hafta Kayseri’de oynanan U16 Erkekler Anadolu Şampiyonası müsabakasında, iki takım oyuncuları arasında yaşanan kavga ve ardından açıklanan disiplin kurulu kararları gündemimin ilk sırasına yerleşti. Birçok genç sporcuya verilen men cezaları, hükmen mağlubiyetler ve puan silmeler… Kağıt üzerinde adalet yerini buldu, “ağızlara biber sürüldü” hissi veriliyor. Ancak hayatın doğal akışında, TBF Disiplin Kurulu yaptırımlarının gelişim odaklı eksikleri olduğunu düşündüğüm için ben hâlen rahatsızım.
Yöneticiliğe başladığım 2012 yılından beri her perşembe disiplin kurulu kararlarını inceleyen bir basketbol insanı olarak kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: Sadece maç yasaklayarak bu uygunsuz ve şiddet içeren davranış şeklini sahalardan silebilir miyiz?
Tespit Et, Eleştir, Çözüm Üret ve Uygula!
Eleştirmek; cesaret, bilgi birikimi ve gözlem ister. Bir sistemi geliştirmek için değerlidir. Ancak asıl zor olan ve bizi ileriye taşıyacak olan; çözümü üretmek, uygulanabilir hale getirmek ve bizzat sahada hayata geçirmektir. Tıpkı BİDEV Köylerde Basketbol Projesi’nde olduğu gibi… Bugün 35 antrenörümüz özel eğitim almaya devam ediyor. Her antrenörün en az 20 oyuncuya ve 40 veliye dokunduğunu düşündüğümüzde; toplamda 1400 bireye ulaşan devasa bir tecrübe ve bilgi paylaşımından bahsediyoruz.
Eşim Derya ve ben, bu değerli projede ailece yer almaktan dolayı çok mutlu ve gururluyuz. Sadece eleştirmiyoruz; sahada çözüm üretmeye, uyum sağladığımız, mükemmel bir ekiple beraber gayret ediyoruz. Şehir şehir gezip eğitim verdiğimizde öğrendiğimiz en büyük ders şudur: Sahadaki tek bir antrenör, kendini geliştiren tek bir oyuncu, bilinçlenen tek bir veli bile bu proje için yeterli bir çıktıdır; devasa bir puzzle’ın en değerli parçasıdır.
Şimdi gelin, bu puzzle’ın eksik parçalarını beraber tamamlayalım. U18 ve alt yaş gruplarında verilen cezaları bir “iyileşme” sürecine dönüştürecek önerilerim şunlar:
1. Sadece Maç Cezası Yetmez: Etik Eğitimi Şart
Genç bir sporcu kavgaya karıştığında ona “3 maç oynama” demek sadece fiziksel bir kısıtlamadır. Oysa zihinsel bir dönüşüm şarttır.
• Zorunlu Eğitimler: Ceza alan oyuncu, ailesi, antrenörü ve yöneticisi; federasyon bünyesinde öfke kontrolü eğitimi almadan ve bunu belgelemeden oyuncu sahalara dönememeli.
• Özür: Hatasını anladığını göstermenin en samimi yolu; rakipten ve hakemden dilenen, görsel kaydı olan samimi ve sözlü bir özürdür.
2. Sosyal Hizmet: Empatiyi ve Görgüyü Artırır
Maçta kavgaya karışan genç, başkasının emeğine zarar vermiştir. Bu emeği anlaması için ona sorumluluk vermeliyiz.
• Hakem Yardımcılığı: Kendi yaş grubunun altındaki maçlarda masa görevlisi olarak çalışmak, sahadaki o baskıyı “öteki tarafın” gözünden görmesini sağlayacaktır.
• Engelli Basketboluna Destek: Tekerlekli sandalye basketbol antrenmanlarına katılan bir gencin; fiziksel güçle değil azimle basketbol oynandığını görmesi, empati kaslarını geliştirecektir.
• Beden Eğitimi Dersi: Bir ilkokulun beden eğitimi dersinde öğretmene basketbol branşında yardımcı olması, gencin sorumluluk bilincini ve liderlik vasıflarını geliştirecektir.
3. Antrenör ve Yönetici: “Kazanma Hırsı” Zehir Olmasın
Çoğu zaman kavgayı tetikleyen; kenardaki antrenörün veya tribündeki yöneticinin ölçüsüz hırsıdır.
• Pozitif Koçluk: Disiplin suçu işlenen takımın antrenörüne, ekstra pedagojik ve iletişim üzerine bir eğitim alması ve sertifikalandırılması şart koşulmalıdır.
• Kulüp Denetimi: Eğer bir kulüpte şiddet alışkanlık haline gelmişse sorun bireysel değil, yönetimseldir. Bu kulüplerin yöneticileri etik seminerlerine tabi tutulmalıdır.
4.İyileşmeyi Teşvik Et
Sistem sadece “yasakçı” değil, “teşvik edici” de olmalı. Eğer bir oyuncu kendisine verilen sosyal hizmet görevlerini ve eğitimleri başarıyla tamamlarsa, cezasında indirime gidilerek ödüllendirilebilir. Bu, değişimi zorunluluktan çıkarıp bir isteğe dönüştürür. Bir lider olan antrenör de bu eğitim uygulamalarının yapılmasını sağlarsa, ilgili kurumlar tarafından ödüllendirilmesi davranışı kalıcı kılacaktır.
Basketbol İl Temsilcilerinin Rolü
Her ilde bir TBF İl Temsilcisi bulunuyor. Onlar bu düzeni hatasız işletecek “takım kaptanlarıdır”. Onlar adil ve disiplinli bir emek vermezlerse, bu projelerin amacına ulaşması zordur. Mutlaka onlar için de bir karne sistemi olmalı; başarıları teşekkür ve takdirle ödüllendirilmelidir.
Herkes Elini Taşın Altına Sokmalı
Örnek olmak, konuşmaktan çok daha güçlü bir dildir. Bizler sadece “yazan” değil, sahada bizzat “yapan” bireyler olduğumuzda bu puzzle tamamlanacak.
Şimdi sorma sırası bende: Bu sistem nasıl başarılı olur? Neleri ekleyebiliriz? Yorumlarınızı bekliyorum. (Not: Nasıl yapılamayacağını yazmak isteyenler lütfen yorum alanını meşgul etmesin.)
🏀 Emek vermek isteyen herkes, elini altına koyacak bir taş seçsin lütfen. Taş bulamayan olursa bende çok var; bir haber vermeniz yeterli!
Murat Özyer
Basketbol İnsanı




Küçük kalkar büyüğe bakar derler, gençlerin aile, koç, yönetici, arkadaş çevresi kötü olursa yazıda belirtildiği gibi ölçüsüz hırs, herşeyi para ve çıkar olarak görmek, başarılıysa haklıdır ucuzluğu ve basitliğiyle, başarılı ol da nasıl olursan ol kafası herşeyin önüne geçirilirse iș çok zor. Sadece kavga eden, aşırı motive olan, edilen, hırsla doldurulan gençler değil aile başta çevreleri,hakemler,gözlemciler koçlar, federasyon yetkilileri hatta vekil, bakanlar da eğitilmeli ama bunu kim, nasıl yapacak, yapabilir mi? Kanun kaçaklarıyla poz verenin federasyon yönettiği, her şeyden anlayanın ! ülkenin başında olduğu bir ülkedeyiz. Malum silahlı olaylar hepimizi üzdü, bir yönetici, bakan, emniyet mensubu vs sorumluluk aldı mı, alır mı? Hala kader, takdiri ilahı safsataları konuşuluyor, yayın yasağı getiriliyor. Okulun psikoloğunun daha önce katliamcı çocukla ilgili aileyi ve okul yönetimini uyardığı ama kimsenin takmadığı da ortaya çıktı.Sanıyorum İzmir’de öğretmene saldıran veli övülüyor, burnu kırılan öğretmene hak etti deniliyor. Bize komple ilkokuldan başlayarak çok ciddi, uzun süreli, istikrarlı, disiplinli eğitim,psikolojik destek,ceza,ödül sistemi gerek de mevcut iktidar ve uzantılarıyla, yerleştirilen şiddet olgusuyla, övgüsüyle,mafya dizileriyle, mafyanın devlet yerine adalet sağlaması talepleriyle hayal. İşin bir de genetik boyutu var, şark toplumuyuz, her türlü șiddet, zorbalık,öfke,nefret vs yatkınlık, meyil kanımızda var maalesef.
Sevgili Murat merhaba.
Yazının tamamına katılmakla birlikte, yazının sonunda ki;
“Neleri ekleyebiliriz? Yorumlarınızı bekliyorum. (Not: Nasıl yapılamayacağını yazmak isteyenler lütfen yorum alanını meşgul etmesin.) Kısmına itirazım olacak. Aslında keşke şöyle bir soru sorsaydın:
Nasıl yapılamayacağını düşünenler neden böyle düşündüklerini, neden başarılamayacağını yazsınlar… Sanırım o zaman hem sormuş olduğun soruya daha sağlıklı cevap alırdık hem de çözüm yollarını hep birlikte aramaya çalışırdık.
Sevgili Murat, yazını Filiz’de okudu ve bundan sonra ki yorumu o yazdı…
Uzunca zamandır hepimiz sporun gerçekten insan ve toplum için ne kadar önemli olduğu konusunu gerilerde bırakıp sporu para kazanılacak ve birilerinin para kazanmasına hizmet edecek bir organizasyona dönüştürdük.
Çok uzun yıllar önce devlet eliyle ücretsiz yapılan yaptırılan ve herkesin ulaşabildiği spor şu an maalesef tamamıyla para kapısı haline geldi. Maddi imkanı olmayan çocuklarımız spora ulaşamaz durumda.
4 tarafımızın bloklarla çevrildiği ve çocuklarımızın küçücük odalara hapsedildiği telefon ve televizyon muhabbetine esir edildiği bu dönemde spor nefes alabilecekleri ve sosyalleşebilecekleri tek ve en önemli argümanımızdı.
Ama şu an çocukların ücretsiz olarak spora ulaşabilmeleri bile hayal olmuştur. Çocuğunu basketbola gönderen ailelerin amacını; “çocuğunun psikolojik fizyolojik ve sosyal yönden gelişmesini sağlamak olarak değiştirmediğimiz, Fair Play ruhunu geri getirmediğimiz müddetçe bu ve buna benzer şeyler maalesef olacaktır.”
Elbette antrenörlerin çocuk psikolojisi ve basketbol ahlakı konusunda eğitilmesi şarttır. Aynı zamanda olmazsa olmazdır. Ama zorlayarak hiçbir şey olmaz.
Belki de bu sebepten dolayı Beden Eğitimi ve okul sporlarının ülke sporunun içine çok daha fazla girmesi gerekmektedir…
Sevgilerimizle…
Sevgili Naci Abi ve Filiz Abla, sizin gibi hayatını eğitime adamış, uzman ve tutkulu iki eğitmenin yazıma vakit ayırıp bu kıymetli yorumları bırakması beni gerçekten çok mutlu etti. İyi ki varsınız, görüşlerinizle onur duydum.
Naci Abi, ‘neden yapılamayacağını söyleyenleri de dinleyelim’ itirazın çok haklı ve yapıcı bir perspektif. Aslında o notu düşerken amacım sadece şikayet edip çözüm sunmayan ‘durağanlığı’ engellemekti. Ama dediğin gibi; neden başarılamayacağını düşünenler, bu düşüncelerinin arkasındaki engelleri ve varsa o engelleri aşacak çözüm yollarını da sunarlarsa aslında yine benim o ‘yapıcı grup’ dediğim kümenin içine dahil olurlar. İşte o zaman tartışma gerçek bir beyin fırtınasına dönüşür ve yazım asıl amacına ulaşmış olur.
Filiz Abla, sporun ücretsiz ve ulaşılabilir olması konusundaki vurguna yürekten katılıyorum. Çocuklarımızı beton bloklardan ve dijital esaretten kurtaracak en güçlü nefes alanı spor; ancak bu alanın sadece maddi gücü yetenlerin imtiyazı olmaktan çıkması şart. Beden eğitimi ve okul sporlarının sisteme daha entegre olması, bahsettiğin ahlaki dönüşümün temel taşı olacaktır.
İlham veren katkılarınız için tekrar çok teşekkür ederim. El ele, değişime başlamak ve ilk adımları atmak için görüşmek üzere.😉✌🏻🏀
Mevcut eğitim ve adalet sistemi, kalitesiyle hele iktidar anlayışıyla olması, yapılması gerekenler çok çok zor. İnsan kalitesinin düşük, herşeyin para olduğu yerde olumlu ne yapılabilir ki? Yapmak isteyeni de engellerler ki engelliyorlar örnek son federasyon seçimi.
Merhabalar Murat hocam;
“Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine”
Yazıma Nâzım dizeleriyle başlamak istedim. Çünkü tıpkı bu dizede olduğu gibi, basketbol camiasının bu yazdığınız maddeleri uygulayabilmesi için; bir arada kardeş gibi hareket etmesi gerekiyor. Evet BİDEV yaptığı projelerle puzzleın büyük bir parçasını oluşturuyor ama puzzleın tamamlanabilmesi için diğer kuruluşların da desteğine ihtiyaç var.
TBF, TÜBAD,BİDEV, Basketbol İl Temsilcileri beraber iş birliği içinde, basketbolu geliştirmek, basketbol sevdalıları oluşturmak ve en önemlisi, toplumda sporcu olmak dışında; ahlaki değerleri öğrenmiş bireyler yetiştirmeye ön ayak olmalıdır.
Peki bu nasıl olacak sorusuna gelirsek:
1.Eskiden olduğu gibi STK’larla projeler yapılabilir. Örneğin, TEGV. Burada amacımız STK’larındaki mevcut gönüllüye basketbolu öğretmek değil, altyapıdaki antrenörü oraya yönlendirmek basketbolun gelişimine katkıda bulunmanın dışında, gönüllü bir şeyler yapmanın tatminini hissedebilmesini ve bağ kurmayı geliştirebilmesidir. Sonrasında orada öğrendiği değerleri kendi oyuncularına aktarabilirmesi sağlanabilir.
2.Altyapıda farklı şehirlerden yeniliğe açık basketbolu seven aynı zamanda gelişimci genç antrenörler topluluğu oluşturulabilir. Bu topluluğun başında idealist yol göstericiler olmalı. Bu topluluk basketbolu öğretip, sevdirmek dışında, örnek davranışlar sergilemeye ve bunun istikrarlı bir şekilde yapılmasına yönelik olmalıdır.
Burada, Jhon Wooden’ın dediği gibi “Kazanmak için yetenek gerekir, tekrar etmek içinde karekter”,sözüyle kendi değerlerini bilen, duygusunu fark edip, onu kontrol edebilen oyuncular yetiştirmektir. Bunu antrenör altyapı topluluğundaki antrenörlerler, temel değerleri içeren basketbolla bağlantılı oyunlar üretebilirler.
3.Stratejik düşünme, problem çözme ve odaklanmayı geliştiren Akıl ve Zeka Oyunları basketbola entegre edilebilir. Yani şöyle: ahlaki değerlerin çocuğa geçebilmesi için oyuncuyla antrenörler arasında bir güven bağı kurulması gerekir. Buda çocuğun en sevdiği şeyle yani oyunla gerçekleşir. Bu oyunlar 2.maddedeki genç antrenör topluluğuna öğretilip, oyunculara aktarımı sağlanabilir. Bu sayede antrenör oyuncu ilişkisi gelişirken, antrenörlerün oyuncuyu gözlemlemesine katkıda bulunur. Bende basketbolunun gelişim sürecinde sizlere destek olmak isterim.
Sevgiler…
Sevgili Sabahat Koç,
Harika bir giriş yapmışsın; Nâzım’ın o ölümsüz dizeleri, aslında basketbol sahasında ve hayatın içinde kurmaya çalıştığımız o dengeyi ne kadar güzel özetliyor: Hem özgür bir birey olabilmek hem de bir topluluğun anlamlı bir parçası kalabilmek…
Değerli önerilerin ve üzerine düşünülmüş katkıların için çok teşekkür ederim. Blog yazıma bıraktığın bu iz, vizyonumuzun paylaşıldığını görmek adına benim için çok kıymetli. Yazdıklarına dair birkaç noktayı paylaşmak isterim:
*Süreklilik ve Model: Bahsettiğin BİDEV projesi üçüncü senesini başarıyla tamamladı ve şu an 35 koçun dahil olduğu aktif bir mentörlük süreciyle yoluna devam ediyor. Artık “yaşayan” ve kendi ayakları üzerinde duran bu model, her yere kopyalanıp uygulanabilecek bir olgunluğa erişti.
*Genç Antrenör İletişim Ağı: İkinci maddende vurguladığın topluluk fikrine katılıyorum. Şu an farklı şehirlerden oluşan yaklaşık 450 kişilik bir genç antrenör grubumuz var. Onların yerel şartlarını ve taleplerini dinleyerek, gelişimlerine yönelik elimizden gelen desteği vermeye gayret ediyoruz.
*İş Birliği ve Koordinasyon: “Çemberin genişlemesi” konusundaki tespitin çok yerinde. TBF, TÜBAD ve BİDEV gibi kurumların koordineli bir şekilde, ortak bir akılla hareket etmesi, bu işi bambaşka bir boyuta taşıyacaktır. Bu güç birliği, sadece teknik değil, ahlaki gelişimi de merkeze alan o puzzle’ın tamamlanması için şart.
*Oyun ve Haklar:Üçüncü önerin olan akıl oyunları ve zeka gelişimi entegrasyonu harika bir yaklaşım. Ancak bunun gerçek bir başarıya ulaşması için; antrenör eğitimlerinin niteliği, onlara sağlanan çalışma şartları ve sosyal hakların korunması gibi temel konuların da bu süreçle eş zamanlı iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu sürece destek olma isteğin beni çok mutlu etti. Değerli paylaşımların ve bu güzel enerjin için tekrar çok teşekkürler.
Sevgiler…
Murat Özyer