Yaşadığımız bu sürreel ortamda biri çıkıp “ben olmuş ve ölmüşe çare buldum” dese arkasında binlerce takipçiyi bulur ama biz böyle birsey yapmayacağız tabii… Hele ki Silivri’nin en soğuk zamanlarında !!! Bundan 2.5 ay önce Basketbol Federasyonun kalesinde bir baba, oğlunun maçını seyretmeye gittiği salonda maalesef kalp krizi geçirdi. Babayı kurtaramadık, öldü. Bunu yazarken ben ve okurken sizler de eminim bir kez daha dehşete düşüyorsunuzdur. Birçok kişi bu konuyu o günlerde işledi, haber yaptı , yazdı. Niye bir daha bu konuya döndüm? Hafta başı yaşanan başka bir olay bu konunun ne kadar önemli ve yöneticilerin ne kadar çabuk aksiyona geçmesi gerektiğinin elzem olduğunu ortaya çıkarttı. Rastlantıya bakın ki babasını kaybeden basketbolcu çocuğumuz ve hayatını kaybeden yavrumuz 14 yaşındaydı. 14 yaş bir çocuğun fiziksel gelişimlerinin dışında hayat duruşu ve idrak kabiliyetlerinin en aktif dönüşüme uğradığı yaştır. Oğul saha içindeyken babanın yaşadığı bu trajediyi herkese anlatabilirsiniz de oğluna kolay kolay anlatamazsınız, zaten de anlatamadılar. Sağlık ekibi varmış / yokmuş, donanımlıymış veya pratisyenmiş – uzmanmış, ambulans varmış / yokmuş, geç kalmış… Hepsi anlamsız !!! O AN MAALESEF O AN dır.
Spor yapan bir altyapı oyuncusunun, emin olun yaptığı sporda ne kadar iyi olabildiğini takım arkadaşına, coach’una, yöneticiye veya kız arkadaşına göstermekten çok BABASINA göstermesi esas olandır. Maçtan çıkınca ilk onun yanına gider ve onun ne düşündüğünü öğrenmek ister çünkü “onun gururu olmak” şu kısa hayatında onun için en önemli hedeftir. Çocuk her zaman görür… Babasının yaşadığı heyecanı, iyi bir sporcu olması için bu uğurda hiçbirşeyi eksik olmasın diye verdiği maddi – manevi emeği. Onun içindir ki baba için çocuk , çocuk için de baba SESLENDİRİLMEYEN PELERİNSİZ KAHRAMANdırlar.
Çok üzücü, ben burada yapılması gerekenleri yazmayacağım çünkü benim dönemimde de şimdi de tanıdığım bildiğim tüm karar vericiler yapılması gerekenlerin hepsini ziyadesiyle biliyorlar. Hadi sevgili yöneticiler zaten çocuklarımızı – babalarımızı birçok saçma sapan yerlerde koruyamıyoruz, kaybediyoruz bari bu kadar çok severek yaptığımız bir ortamda da yitirmeyelim. Sakın ola ki bir ‘ kısa akıllı çıkıp bana maddi imkansızlıklardan bahsetmesin, de kalbini kırmayayım. Dün çok güzel bir BSL maçı seyrettim ama beni maçtan çok Trabzonspor Coach’u Selçuk Ernak’ın söylemi çok daha mutlu etti. Bu konu konuşuldukça belki karar vericilerin canı sıkılıyordur ama harekete geçmeleri için (bütün Türkiye hatta her branşta) başka da yol yok. Bravo Ernak…
Son 15 gün içinde salonda seyretmek üzere 8 maça gittim. EUROLEAGUE – BSL – TBL – TB2L – KBSL olmak üzere gittiğim maçların tamamının tek ortak yönü vardı: HAKEMLER.
Sanırım dünyanın en çok kafa karışıklığının olduğu konudur ‘onlarla da olmuyor onlarsız da’. Biri çıkıp diyor ki ‘bu hakemlerle lig bitmez’, diğeri ‘ben bunlar yüzünden psikolojik tedavi görüyorum’. Şimdiye kadar duyduklarımızı unutup yeni bir jargona geçiş yapabileceğimiz söylem geçen hafta geldi. Bir antrenör çıktı tüm tabuları yıktı : Hakemleri öyle bir yere çekti ki maçın içinde çaldıkları ve çalmadıkları düdüklerden dolayı yani kısaca REZİL YÖNETİMLERİNİ TAKDİR-İ İLAHİ ye bağlıyıverdi !! Kendisinin çok zekice bir de önerisi var yetkililere. Her maçta ev sahibi takımların dillerini bilen görevli kişiler tarafından maçlar – taraftarlar takip edilsin ve rapor tutulup cezalar verilsin . 20 Euroleague takımının koçlarına böyle bir uygulamanın yapılmasıyla ilgili soru sorulduğunda bunu destekleyecek tek kişinin kendi olabileceği bilgisi çok mu gerçek dışıdır sizce ?? İşin trajikomik yanı ise böyle bir uygulamada acaba kendi takım – taraftarları en çok ceza alabilecek taraftar olma gerçeği ne kadar olasıdır.
Son olarak olmazsa olmazımız BGL projesiyle ilgili birşey yazmak istedim. Proje 8. sezonunda başka bir formata döndü, zorunluluklardan dolayı. Herkes “eyvah ligin sonumu geliyor” derken tam da olması gerektiği gibi bir şekle dönüştü. Yüzlerce kız-erkek basketbolcu Federasyonun yuvası BGM’de toplanıp 3 gün icinde maçlar yapıyorlar. Adeta bir nevi bir şampiyona kıvamında geçen bu süreç şimdilik çok başarılı geçiyor. Yola devam, ilk senesinde Alperenlerin – David Mutaflarin çıktığı organizasyonda bu sene yeni cocuklarimiz Özgür – Rüzgar- Altan – Berk Can – Yiğit – Egemen Yapıcı – Ata Özbek için mücadele ve fedakarlıklar yapmaya devam etmek lazım.
Herkese nefis bir 2026 diliyorum, kalın sağlıcakla…




Sevgili İnan merhaba. Ülkemizin nesi düzgün ki bu konusu düzgün olsun. Neremizden tutsak elimizde kalıyor.
Kalemine, yüreğine sağlık.
Sevgilerimle…
Sevgili Naci abi teşekkürler.
En sevdiğimiz – Basketbol ve Çocuk – için birşeyler yapmaya devam