Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Sevgili Necip Ağabey beni arayıp U16 Milli Takımımızın Avrupa Gençlik Olimpik Festivalinde ki (EYOF) maçlarını, Milli Takım sporcularımızı ve önemle sevgili Ömer Kutluay’ı izlememi önerdi.
Ben de U16 Milli takımımızı ve sevgili Ömer Kutluay’ı büyük bir dikkatle ve keyifle izlemeye koyuldum. İzlediğim üç maç sonunda Necip Ağabeyin niye bu kadar ısrar ettiğini ve ısrarında ne kadar haklı olduğunu görmüş oldum.
Sevgili Ömer’i U16 Milli Takım maçlarında seyrettikten sonra, ülkemiz adına da çok mutlu olduğumu söylemek isterim. Ömer’i takımı organize etmesi, topu paylaşımı, takım arkadaşlarını topla buluşturma gayreti ve önemle de ‘BENCİL’ olmamasından dolayı özel olarak kutlamak istiyorum.
Ömer’in büyük skor potansiyeline rağmen maç esnasında ‘ben’ duygusunu kontrol ederek takım arkadaşlarını vermiş olduğu paslarla oyun içinde tutması, arkadaşlarını ön plana çıkarma isteği çok önemli bir özellik olarak ortaya çıkmaktadır.
Ömer’in oynanan maçlar boyunca yaşından bekleyemeyeceğimiz olgunluğu göstermiş olması da kişilik ve karakter yapısının ne kadar sağlam olduğunu göstermesi açısından çok değerlidir.
Sevgili Ömer’in bir tek hücum yönüyle değil savunma isteği, gayreti ve sezgileriyle de çok yönlü bir oyuncu olduğunu söylemem sanırım doğru olur.
Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Sevgili Ömer’in takım arkadaşlarına pozisyon yaratma, topu koşturma, topu paylaşma ve pas trafiğini izlerken Jeff Benedict’in Lebron James’le ilgili olarak yazmış olduğu biyografiye gittim. Hatta acaba sevgili Ömer LeBron’un biyografisini okudu mu, okudu da etkilendi mi? diye düşünmeden de edemedim.
Çünkü kitapta;
LeBron’un ilk Koçu olan Dru Joyce etkilenmeye en açık olduğu dönemde (5.sınıfta) LeBron James’e belki de LeBron James olmasını sağlayacak olan bir konuşma yapar. Hücumdayken takım arkadaşlarını da oyuna dahil etmesini öğütledikten sonra, “Bron” der, “PAS VERİRSEN HERKES SENİNLE OYNAMAK İSTEYECEKTİR.”
“HERKES SENİNLE OYNAMAK İSTEYECEKTİR.” cümlesi LeBron’un kulağına küpe olur.
LeBron’a bir daha kimsenin topu paylaş demesi gerekmedi. Magic Johnson gibi oyuncuların izinden giderek pas atma konusunda ustalaştı. Ve sonuçta LeBron oldu.
Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Aslında benim konum sevgili Ömer Kutluay ancak ‘Kutluay’ soyadı olunca ülkemizin yetiştirmiş olduğu Milli sporcumuz sevgili İbrahim Kutluay’dan söz etmeden geçmem doğru olmaz. Çünkü, sevgili Ömer İbrahim Kutluay’ın çok değerli evladı.
Sevgili İbrahim’i yıllarca yapmış olduğum antrenörlük gereği yakından takip etme ve tanıma şansına sahip oldum.
Atasözlerimiz kültürümüzde önemli yer tutar. Gelenekleri, yaşanmışlıkları ve tecrübeleri aktarır. İbrahim’in de hoşgörüsüne sığınarak bir Atasözümüze değinmek istiyorum.
Necip Ağabeyle hafta içinde yapmış olduğumuz sohbette, tesadüf eseri ‘usta ve çırak’ ilişkisinden ve çırağın ustayı geçmesi yani ‘boynuzun kulağı geçmesi’ konusundan uzun uzun söz ettik.
Boynuzun kulağı geçmesi ya da boynuz kulaktan sonra çıkar, ama kulağı geçer Atasözümüz: Bir işte yeni yetişenlerin eğitimcilerinden daha hızlı geliştiklerini ve daha başarılı olduklarını anlatmak için kullanılır. Çırakların ustalarını geçtiklerini anlatır.
Bu Atasözümüz sevgili Ömer ve İbrahim’i tarif ediyor desem, boynuz kulağı geçmeye başlamış desem, çırak ustasını geçmeye başlamış desem sanırım tam yerinde bir benzetmede bulunmuş olurum.
Yazımı noktalarken sevgili Ömer’e bu yolundan ayrılmamasını, egolarına yenik düşmemesini, elindeki değerli karakter yapısını çelikten bir hale getirmesini, çok ama ‘delice’ çok çalışmasını ve her fırsatta okumasını (önemle başarılı olmuş insanların-sporcuların biyografilerini) önereceğim.
Sevgili Ömer yolun açık olsun, başarılar diliyorum….
Herkese Saygılarımla…





James benzetmesi pek talihsiz. James hiçbir zaman takım öncelikli bir oyuncu olmadı. “Takım öncelikli” lafı hazretin kritik son çeyreklerde çoğu zaman (istisnalar Erdal Koşan için dahi bulunur) topu verip ortadan kaybolmasına kılıf olarak sunuldu. Naci Hocam çok iyi bilir ki bu tür biyografiler “yazdırılır”. Kendi lakabını kendisi belirleyip dayatmış, kendi kendini tarihin en iyi oyuncusu olarak ilan etmiş, oysa çektiği film gişede iki seksen yatmış, takım arkadaşlarının uzun zamandır birlikte oynamak değil kaçmak istedikleri birine dönüşmüş (Kyrie, Davis, Caruso), oğlunu İbo gibi zorlu yollardan yetiştirmektense torpille takımına aldırmış bir oyuncudan bahsediyoruz. Kitaptaki o hikaye de muhtemelen şişirilmiş veya uydurma yani. James hiçbir yerde Magic’in izinden gittiğini söylemedi (çünkü o zaman söylemsel standardı düşer, Jordan’dan iyi olma safsatası yara alır), tam tersine Bron takımda kontrolü alınca Magic yöneticilikten kaçarak gitti. 🙂 Ayrıca Bron müthiş pasör diyenin rüyasına Bird ve Magic’in terli havlusu girer veya kafasına Sabonis’in antrenman çantası düşer. Ben Ömer’in veya İbo’nun Bron’u örnek bir figür olarak gördüklerini hiç sanmıyorum (belki fitness rejimi hariç, ama şimdi o konuda da James hakkında bir steroid iddiası dolanıyor). Hocam eğer onlar örnek görmüyorsa lütfen teyit edin ve siz de örnek diye kullanmayın. Zaten Ömer babası gibi doğru bir idolü seçmiş, sol elle dripling işini de çoktan çözüp babasını aşmayı kafasına koymuş. 🙂 Şimdi bu yorum yayımlanmaz veya Naci Hocamı kızdırır ama n’apalım, bizim gibi düşünenler de var işte.
Coolidge rumuzlu sevgili okurumuz merhaba. Yorumunuza izninizle sondan başlayarak yanıt vereceğim. Bu yorumun yayınlanmayacağını düşünmüşsünüz. Ben basketfaul.com sitesine yazdığımdan beri sevgili Necip Ağabeyin eleştirilere ne kadar açık olduğunu bizzat yaşayarak gördüm. Önemle de yazdığımız yazılar üzerine gelen eleştiriler üzerine çok hassas bir çizgide. Ancak çok haklı olarak hakaret içeren eleştiri ve görüşleri yayınlamıyor.
Benim yorumunuza kızmam konusuna gelince, öncelikle siz dahil hiçbir okurun beni eleştiren yorumuna kızmak haddime düşmez. Aksine benden farklı yorumların bana çok şey kattığını düşünen bir yapıdayım. Çünkü hakaret içermeyen eleştiriler farklı pencerelerden bakmamı sağladığından dolayı eleştirileri zenginlik olarak ta görmekteyim.
Ben yazımda sevgili Ömer’in LeBron’u örnek aldığını ifade etmedim. Acaba LeBron’un biyografisini okudu da LeBron’un pasörlüğünün etkisinde mi kaldı? Diye bir öngörüde bulundum.
Biyografilerin yazdırılması konusuna gelince, biyografi okumayı ve biyografi ile ilgili film ve belgesel seyretmeyi severim. Size LeBron’un biyografisini okumanızı önereceğim. Okuduğunuzda, koçunun LeBron’a neden ‘PAS VERSENE’ dediğini ve LeBron için pas vermenin yaşamı boyunca ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlayacaksınız.
Coolidge rumuzlu sevgili okurumuz; değerli zamanınızı ayırıp yorum yazdığınız için, benim tekrar düşünmemi ve sorgulamamı sağladığınız için (eleştirel düşüncenin temeli) size çok teşekkür edrerim.
Sevgilerimle…
Teşekkürler hocam. İki görüşümün arkasındayım.
Birincisi, biyografilere ben de bayılırım ama meselenin James’in biyografisini okumakla pek ilgisi yok. James’in pasörlüğü konusu kariyerindeki pek çok şey gibi medyada “işlenmiş bir anlatıdır”. Çünkü savunmacısını geçemeyince topu elinden çıkarmak veya uzaktan şutu sallamakla pas öncelikli olmak aynı şey değil. James birinci gruba giren bir oyuncu. Sahadaki durum buyken biyografisi veya başka her türlü kaynak bu anlatıya uydurulmuş olabilir, daha fazlası değil. Bir süre ABD’de yaşayan ve James’i fanatikçe sevmeyen herkes bu tür biyografilerin veya güzellemelerin günümüzde ısmarlama işler olduğunu bilir.
(Jordan “kampındayım” sanılmasın. Gerçek bir fenomendi ve yetenekleri tartışılmazdı. Ama onun da medya üzerinde benzer bir kontrolü vardı ve hala var. Son olarak Last Dance’in ortaklarından biri Jordan’ın kendi şirketiydi malum. Ken Burns’ün konuyla ilgili eleştirisi Wikipedia’da duruyor. James de onun açtığı yoldan ilerledi, hatta Space Jam bile çekti. Diyorsunuz ya işte, boynuz kulağı geçti… :))
Bu kitapla ilgili de biyografi değil hagiografi olduğu yönündeki eleştirileri kolayca bulabilirsiniz. Örneğin kitap “The Decision” veya Blatt konularını pek detaylı ve objektif işlemediği/geçiştirdiği için eleştiriliyor. Aynı yazarın çok daha objektif kitapları varken bu kitapta böyle farklı bir yaklaşım benimsemesini nasıl mazur görüp de kitabı okuyalım?
James’in veya başka sporlarda benzerlerinin yarattığı kutuplaşmanın nedeni bu tür şeyler işte. Uzun konu ama bir o kadar da kısa.
Hem zaten Bird, Magic, Valvano, Jabbar, Wooden, Auerbach, Knight, Daly gibi isimlerin yazdıkları veya onlara ilişkin kitaplar var hocam. David Halberstam’in Walton’lı Portland hakkında yazdığı meşhur kitap var. Bunlar dururken Bron’un yazdırdığı hagiografiye vakit ayıramayız hocam, affedin lütfen.
Uzattım ama asıl söylemeye çalıştığım, Ömer birini okuyup etkisinde kaldı mı, onu önce bir kendisine soralım. Yok bu da olmuyorsa gençlerimiz için siz de uygun görürseniz daha tartışmasız figürleri zikredelim. Kendi payıma Ömer veya başka bir genç yeteneğimiz böyle bir şeyi kendisi beyan etmemişken James’le aynı yazıda adının geçmesini istemem. Hele hele James son günlerde yine yeniden PED tartışmalarının ortasına düşmüşken. Yarın öbür gün James basketbolun Barry Bonds’u ilan edilirse ne yapacağız? İlle pası tercih etmekle ilgili bir oyuncu zikredilecekse Toni Kukoç’a layık görülen lakap neydi hocam? 🙂 James gibi kutuplaştırıcı oyuncular yerine Kukoç gibi herkesten saygı gören isimleri ben acizane tercih ederim.
İkincisi ise sitede bazı yorumların yayımlanmamasıdır. Necip Ağabeyi elbette tenzih ederim. Fakat sitede bazı genç yazarların (isim belirtmeye gerek yok) yazdığı maalesef çok kalitesiz yazıları eleştirdiğiniz vakit o eleştiriler çok zaman yayımlanmıyor hocam. O yorumlara moderatörlüğü Necip Ağabeyin yaptığını hiç zannetmiyorum. Necip ağabeyin duayen bir gazeteci olarak hakaret içermedikten sonra her yorumu desteklediğine ben de en ufak şüphe duymuyorum. Kendisine asla saygısızlık etmek istemem.
Sabrınız için tekrar teşekkür ediyorum. Saygılar bizden.
Coolidge rumuzlu okurumuz merhaba.
Sabrım için teşekkür etmişsiniz. Ben bir öğretmenim ve ilk yapmam gereken iki şey ‘sabırlı’ olmak ve ‘dinlemeyi’ bilmek olmaktır.
Bana çok şey kattığınızı belirtmeden geçemeyeceğim.
Değerli yorumlarınız ve katkılarınız için çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle…
çokk güzel yazmışsınız NACİ HOCAM. ben de kısa bir süre takımınızda Arda’NIN YEDEĞİ OLARAK OYNAMIŞTIM. ibrahim bu ülkenin yetiştirdiği en önemli 5-6 oyuncudan biridir.Neler yaptığı hepimizin ezberinde. Ben de değerli oğlu Ömer;i canlı izleme fırsatı buldum ve yazdıklarınıza kısmen katılıyorum.Lakin; alt yapıda harikalar yaratıp da A takım seviyesinde kısmen hüsran yaşadığımız da bir sürü oyuncu var.Kısa mevkiinde;Okben,tayfun,kenan,cavit, gibi genç milli takımlarda hepimize,bsl kesin,belki de nba olurlar dediğimiz oyuncular ya 30yaşına yakın olgunlaştılar yada beklenenin hala oldukça uzağında kaldılar.Ömer de çok çok büyük bir potansiyel ama kıyaslanan kişi babası olunca acaba demekten de kendimi alamıyorum.Çok büyük potansiyel taşıdığı gerçek ama bu kıyaslamanın daha reel olabilmesi için U18 düzeyinde tekrar değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum. yazılarınızın devamını bekliyorum değerli Coach
En sevdiğim, hatta tek sevdiğim spor basketbol. Ancak, kabul etmem gerekiyor ki, bencil bir spor dalı. Evet, bir kişi topu alıp potadan potaya kimseye pas vermeden oynayabilir. İşte bu nedenle, topu paylaşmak, en önemli kriter haline gelip sonsuz övgülere konu olabiliyor. Herkes, topu kendinde istiyor. Bu nedenle, mahallede oynarken de kendi başına oynasan daha güzel geliyor. Top hep sende oluyor. O nedenle, boş sahalara bayılıyorum. Oyunun her yönünü oynayıp oynamamak umrumda değil. Daha yeni bir oyuncu, Lebron’la aynı takımda olmanın ne kadar berbat bir durum olduğundan bahsetti, skor atabilmeme rağmen, benden hiç skor beklemiyorlardı, pası ver, savunmana bak diyorlardı dedi. İbrahim Kutluay da en sevdiği oyun kurucunun Erdal Koşan olduğunu, takımında oyun kurucu olarak onu görmek istediğini söylerdi. Onu öve öve bitiremez. Çünkü ABDli oyun kuruculardan farklı olarak, bu adamcağız topu getirip İbrahim’i oynatırdı. Hiç anlamadığım ve sevmediğim voleybolda ise oyunun yapısı gereği mecbur topu paylaşıyorsun.
umarım babasını geçer daha iyi bir oyuncu olur. babası oyunculuğnda sevimliydi ama yorumculukta sınıfta kaldı. sürekli fener yanlısı anlatımı yüzünden onun olduğu maçları seyretmez olduk.
Ömerin yeteneginin herkes farkinda ,ama bu oynadigi maclar bir olcu olamaz. Kobenin Lebronun mentalitesindeki Nowitzki mentalitesindeki adamlar super yildiz oluyor. Altyapi turnuvalarinda harikalar yaratan Litvanyali Velicka hatirliyoruz , yeni Saras derken averaj bir guard oldu. Bender , Kukoc Duncan derken , suan basketbol oynadigi bile mechullerde. Doncic yanilmiyorsam hic altyapi turnuvasi oynamadi , her yazini Amerikada yetenek koclariyla Nba oyunculariyla antrenman yaparak gecirdi. Omerde beklentilerimiz dogrultusunda cok ust duzey bir potansiyelse yazlarini altyapi turnuvalarinda heba etmek yerine, genc Doncic gibi gecirse daha faydali olur sanki. Gelecekte kombo guarda hasret kalmis bir milli takima Alperen abisiyle beraber yillarca zaten hizmet edecek. Ayni jenerasyondan Dariusta en az Omer kadar uzerinde durulmasi gereken bir isim bu arada.
Yazı güzel, yorumlar güzel, tartışmalar güzel. Basketbolu ayrı, basketbolseverleri ayrı seviyorum. Hepsini okumaktan keyif aldım. Kaleminize sağlık.
Coolidge rumuzlu okurumuz merhaba.
Sabrım için teşekkür etmişsiniz. Ben bir öğretmenim ve ilk yapmam gereken iki şey ‘sabırlı’ olmak ve ‘dinlemeyi’ bilmek olmaktır.
Bana çok şey kattığınızı belirtmeden geçemeyeceğim.
Değerli yorumlarınız ve katkılarınız için çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle…