Başlığa cevaptan başlayalım… Tabii ki değil. Bir hafta önceden bilet ve rezervasyon yapıp yarı finalimizi ve finalimizi seyretmek üzere gitme planı yapan ben, sevgili Naci Özonay’ın benim sayabildiğim en az 4 yazısında sizlere çocuklarıymışçasına seslenmesi – bilgi ve tavsiyeler vermesi mi dersiniz, hatta yolculuğa çıkmadan önceki akşam emlak işi yapan arkadaşımla konuşurken hafta sonu Tiflis’e gideceğimi söylediğimde ‘Ömer’i mi seyretmeye gidiyorsun?’ diye soruvermesi (dedesi eski arkadaşıymış) bile bu başlığı atmamın gerekçesi olabilir. Evet sizler bizi çok heyecanlandırdınız, orası kesin ama tüm bunları yaşarken şunları da konuşmamız gerekmiyor mu?
Oyuncular sezon içinde çok yoğun maç ve antrenman programları geçiriyorlar. Sezon bitimiyle de 2 ayı bulan milli takım kamp organizasyonu… Üsküp’te Temmuz ayında oynanan Gençlik Oyunları maçları ve ardından Avrupa Şampiyonası… Bundan 7 yıl önce Basketbol Federasyonu herkesin, tüm basketbol camiasının desteklediği bir proje başlattı. Gerçek bir vizyon ve misyon çerçevesinde… Maddi manevi birçok imkanları zorlayarak hatta… Bunu başlatırken birçok ana başlığı KALICI bir şekilde çözmekti amaç. Oyuncu yetişimini artırmak, 3 büyük ilin dışında da genç oyuncuların Anadolu’da deplasmanlı lig şansına erişmelerini sağlamak ve bununla beraber şans bulamayan antrenör ve yönetici adaylarının sisteme girmelerini sağlamak bu başlıklardan bazıları. Altyapı milli takımlarımızın uluslararası milli başarılarını artırmak da çok önemliydi. Bu çok önemli vizyon başarısı başta Hidayet Başkan olmak üzere 2-3 kişinin kararlılığıyla başladı. Geldiğimiz nokta da ise BGL biraz da sanırım konjonktüre bağlı olarak da başka bir yöne doğru geçiş yapıyor. Umarım sonunda başladığımız yere dönmeyiz. Burada bahsetmek istediğim ana konu tüm bu altyapılarda kurulmaya çalışılan sisteme çok önemli birşeyi dahil etmeyi unutmuşuz.
ÇOCUKLARIN DUYGUSAL MOTİVASYONU…
Çocuklara senede 60-70 maçın üzerinde maç yaptırıp bir de operasyonların bir kısmını hafta içine de alarak onların gençliklerini yaşamalarına engel olduk. Okullarına göndermedik, mahallelerinde sokağa inip arkadaşlarıyla vakit geçirmelerini engelledik, büyük şehirlerde evinden antrenmanına giderken heba olmalarına seyirci kaldık. Yarış atına çevirdik onları ve yanlızlıklarını “Hadi oğlum iyisin, hadi kızım koşarsın, hadi aslanım, hadi koçum. Senin tek kurtuluşun bu, benim de başarılı baba, anne, antrenör, yönetici görünmem buna bağlı” dedik. Sonuç gençlik yılları gençlerin elinin altıda heba olurken biz büyükler de onu hızlandırdık. Bu konu öyle 2-3 paragraf yazılıp bahsedilecek bir konu değil, bununla ilgili özel bir çalışma yapıyorum. Sizlerle daha sonra paylaşacağım.
Turnuva notlarına gene dönersek tartışmasız konuştuğum birkaç otoritede dahil hepsi aynı fikirde. Turnuvanın en yetenekli 2-3 takımında biri olduğumuzda hemfikiriz. Gelelim yenildiğimiz 2 maça… Sırbistan (ki şampiyon oldular) ve Letonya maçlarına… Her ikisi de karbon kağıdı niteliğinde maçlar oldu. Sırbistan maçında bir periyodda 31 sayı yedik, Letonya maçında devreye 49 sayı yiyerek girdik. Her potaya atakları bizim için kabus oldu. Esasında savunma anlamında ön sahada müthiş baskı yapan kısalara sahibiz. Ömer Şık ve Sarp Arda adeta terör ikilisi gibi. Ama her teke tek pozisyonda yenildik, zaten pota altında da karşılama sıkıntısı yaşayan uzunlarımızdan dolayı topu maalesef uzaklaştıramadık. 18 hücum ribauntu verdik Letonya’ya. Çoğunu turnuva yaşının bir yaş küçüğü 2010 doğumlu bir aslan parçasından geldi.
Uzunlarımızın hiçbiri pick and roll oynamasını bilmiyor. Bir de duygusal iniş çıkışları (yukarıda bahsettiğim) öyle derin yaşıyoruz ki öne geçtiğimiz maçta 1.5 – 2 dakikada 0-12, 0-14’lük serilere yakalanabiliyoruz. Zaten takım YORGUN ve SIKILMIŞ… Böyle olunca maça dönebilmek mümkün olmuyor ve dağılıyoruz.
Burada bir teklifim olacak yetkililere. Fikret Doğan ile uzun yıllardır Federasyon çalışıyor. İlk yıllarda başantrenör sonradan koordinatör olarak devam edildi. Yeni bir yapılanmada saha içindeki staffa bir BSL coachu eklenebilir. Eminim altyapılarda bu işi seve seve kabul edecek coach olacaktır. Bu kişinin mutlaka baş antrenör olması da gerekmiyor. Alexander Djorjevic ilk koçluk deneyiminde yanında yılların coachu kendinden 11 yaş büyük Miroslav Nikolic vardı. Pini Gershon’un David Platt’a, Recalcati’nin Pozzeco’ya yaptığı asistanlıklar, yaşanmış gerçekler.
Gelelim oyunculara :
Ömer Kutluay çok büyük yetenek, hatta aramızda kalsın şu anki yaş itibariyle babasından bile çok yukarıda. Bu turnuvada canımı acıtan önemli konu takım finale kalsa performasıyla (24 sayı – 4 ribaunt – 6 asist) kesin MVP olacak oyuncu turnuva beşine seçilemedi (ki bence ilk 5 i kesin haketmişti).
Karutasu diye bir cevher ‘yığını’ (tabirim yanlış anlaşılmasın lütfen) yakalamış Türk sporu. Ablası kadın voleybol ve milli takımımızın çok önemli oyuncusuyken, kardeşi de basketbolda çok büyük bir değer. Basketbolda çok uzun süre guard – kısa forvet mevkiinde bütün ihtiyacımızı giderir. İspanya maçındaki performansını Sırp ve Letonya maçlarında verebilseydi şimdi başka şeyleri konuşuyor olabilirdik.
Ömer Alp yetenekli bir uzun ama maç içinde çok iniş çıkışlar yaşayabiliyor. Fiziğinin avantajlarından haberdar değil. Pota altında her aldığında büyüyeceğine küçülüyor. Pick and roll ve bitirişleri zayıf. Ömer Kutluay özellikle her pozisyon onu screene çağırıyor haklı olarak ama devrilmeleri öyle sıkıntılı ki pozisyon çıkmıyor.
Ömer Şık ve Sarp bahsettiğim gerçek bir terör ! ikilisi. Maçların en zorlu anlarında oyuna dahil olup savunmada müthiş bir enerji getirebiliyorlar. Hücumda da hem ceza atışları hemde drive’ları etkili.
Rüzgar, turnuvada uzun ihtiyacımızı gideremedi . Ömer Alp için yazdığım herşeyin yanında hücümda da top kullanabilmeyi ve şutunu geliştirmeyi başarmalı. Sırbistan maçını ‘ 0 ‘ ribaunt ve 2 sayıyla bitirdi.
Kaan için çok fazla birşey yazamıyorum, benim seyrettiğim 2 maçta da çok fazla bir rolü olmadı. Şunu söylemem lazım sahanın içinde çok daha yetenekli takım arkadaşların var ise sana düşen onların konfor alanını genişletmek kalıyor ki bu da sana sahanın savunma tarafında iki kişilik performans vermeyi gerektiriyor. Atlet bir oyuncu (zaten babasından dolayı- İlker Belgütay – farklı birşey bekleyemeyiz) seneye gelişimine göre nerelerde olacak göreceğiz.
Noyan ise hiç bilmediğim bir oyuncu idi. Beni çok etkiledi. Bence iyi de bir turnuva geçirdi. Yenildiğimiz iki maçta skor anlamında daha fazla katkı yapabilse ve özellikle pota altında yenildiğimiz Letonya maçında performansını arttırabilseydi bize maçı getirebilirdi.
Ethem – Emir – Batu nun gelişimlerini takip edeceğiz.
Demir Ege’yi özellikle sona bıraktım. Turnuvayı 25 dakika ortalama -13 sayı ve 3.5 ribaunt istatistikleri ile bitirdi. Demir çok ilginç bir oyuncu. Fiziksel özellikleri özellikle atletik yapısı kısıtlı ama çok önemli iki şeye sahip. Oyun zekası üst düzey ve şut yeteneği (pası nerede alsa topu yere indirmeden şut atabiliyor) çok özel. Eğer kendini bu doğrultuda geliştirebilirse çok önemli bir oyuncu olabilir.
Letonya maçından hemen sonra oğlum aradı, “maç ne oldu dedi ?” “Yenildik” dediğimde bana ‘yani çalışma ve sistem yeteneği dövdü, öyle mi?’ dedi. Gerçekten öyle. Grupta yendiğimiz Litvanya final oynayabiliyorsa bizim, 3 hafta önce Üsküp’deki EYOF Turnuvası’nda 16 sayıyla yendiğimiz AYNI Sırp takımından bu turnuvada 20 sayının üstünde mağlubiyet alıyorsak sorunları sadece teknik ile anlatmak sığ kalır diye düşünüyorum.
Gelelim ufak turnuva notlarına :
* Son gün maçlarından olası en kaotik ve sert maçlarından biri ev sahibi Gürcistan ile Romanya arasında oynandı. Maçın baş hakemi Can Mavisu idi. Salonda binlerce seyirci ile oluşturulan ağır ortamda Mavisu ve ekibi çok başarılı bir yönetim ortaya koydu.
* Letonya takımında tanıdık bir soyadlı oyuncu vardı. Euroleague başarılı hakemi Olegs Latisevs oglu Tomass. Şansa maçı önlü arkalı koltukta seyrettik. 6 yıl Basketbol İl temsilciliği yaptım. Ben bu kadar oğlunun maçını heyecanla seyreden veli / baba hayatımda görmedim. Bir yandan sağlığıyla ilgili endişe ettim ama bir yanda da bana çok sempatik geldiğini itiraf etmem lazım. Sakın yanlış anlamayın etrafta hiç kimseye bulaşmadı – bağırmadı. Yaşadığı tüm duygu ve hareketleri kendi konfor alanı içinde yaşadı.
* Yukarıda bahsettiğim tecrübeli bir antrenörün kadro içinde olması ile ilgili güzel bir örnek gördüm şampiyonada. Alman U16 milli takımının başında Dirk Bauerman var. Alman süper liginde 4 kere yılın antrenörü seçilmiş – Alman milli takım başantrenörlüğü yapmış, dünyada çalışmadığı pek de bir ülke kalmamış (en son Tunus milli takım coachluğu yapmış) bu 67 yaşındaki adam 5 tane gencecik antrenör almış yanına ve çalışıyor.
* Bir şapka da Gürcilere çıkaralım. Daha bundan 6 ay önce binlerce yarışmacının içinde olduğu 2025 Gençler Kış Olimpiyatlarını düzenleyen bu şehir bizden seken U16 turnuvasını da alıp gayet başarılı bir şekilde organize etti.
* İspanya milli takımında bir oyuncu var: Nil Poza. Bu ismi hiçbir yerinize kazımanıza gerek yok. Kendisi 1.68 boyunda ve yeteneği çok kısıtlı bir guard ! oyuncu. İlk gördüğüm anda dedim “bırak İspanyol takımını bizim takımda kadroya alsan ülke karışır. Kimin torpili diye topa koyarlar.” Kadroya son anda mazeret sunan 73 oyuncudan sonra girmiş olma ihtimali yüksek.
* Her turnuvada olduğu gibi buraya bi rde Litvanya taraftarlarini koyalım , onları atlamaya gelmez. Her zamanki gibi nefislerdi…
* Kustarica bence yönetmen büyüğünden daha meşhur olacak gibi duruyor, şampiyonun MVP’si oluverdi. Bir de tabii Fransız Soliman için de “Aman Aman” diyorum, 16 yaşında olduğuna insan inanamıyor.
Bütün bu yazdıklarımın tamamı şu gerçeği bize veriyor: 2026 U17 Dünya Şampiyonasının hem ev sahibi hem de iz bırakacak takımı olmamız kaçınılmaz olacak. Daha şimdiden merakla şampiyonayı bekliyor olacağım.
Kalın sağlıcakla…



