The Queen’s Gambit, sadece satrancı değil; bağımlılığı, yalnızlığı, deha ile delilik arasındaki o ince çizgiyi harika özetleyen Beth Harmon’ın dünyasından zihne kazınan bir başyapıt.
“Satranç 64 kareden oluşan koca bir dünya. İçinde kendimi güvende hissediyorum. O dünyayı kontrol edebiliyorum, onu yönetebiliyorum. Ve eğer zarar görürsem, suçlayabileceğim tek kişi kendim oluyorum.” — Beth Harmon
Play-off final serisinin açılış maçı öncesinde kağıt üzerindeki senaryo, tamamen takımların eksikleri üzerinden şekilleniyordu. Belki de tam bu yüzden, yenilgi sonrası Sarunas Jasikevicius tıpkı The Queen’s Gambit’teki gibi dik durup “Hata benim” dedi. Beşiktaş GAIN; en önemli oyuncularından Brynton Lemar ve takımın boyalı alandaki hakimi olan, takımın 15.07 verimlilik puanı lideri Ante Zizic’ten yoksundu. Fenerbahçe Beko’da ise saha içi aklı, tecrübeli oyun kurucu Nando De Colo hasta olduğu için kadroda yer almıyordu. İki takımın da eksiklerle çıktığı bu satranç tahtasında ilk hamleyi konuk ekip yaptı ve Ataşehir’den 80-88’lik galibiyetle dönerek seride avantajı kaptı.
Normal sezonda iki takımın da birbirine karşı oynadığı maçları deplasmanda kazandığı gerçeği, bu serinin ne kadar kırılgan ve saha avantajından bağımsız olacağının ilk sinyaliydi.
Dejavu
Tam bir ay önce (13 Mayıs) yine bu salonda Beşiktaş’ın 85-72 kazandığı maçın ilk çeyreğini 9-26 önde kapattığını hatırlıyoruz. Siyah-beyazlılar, dün gece de adeta bir dejavu yaşattı.
Fenerbahçe Beko Koçu Sarunas Jasikevicius, rakibin temaslı sert savunmasını daha ilk dakikadan kırmak ve Beşiktaş’ın dar rotasyonuna erken faul problemi yaşatmak adına sahaya en sert, en fizikli beşiyle çıkmak yerine; Arturs Zagars’lı beşi tercih ederek maçın sonu için ana oyuncularını saklamayı ve enerji/faul sıkıntısı yaşamamayı hedefledi. Ancak Beşiktaş sahaya öyle bir reaksiyonla girdi ki, belki de final serileri tarihinin en erken molalarından birine şahit olduk. Maçta henüz sadece 45 saniye geride kalmışken, skorboard 0-4 Beşiktaş üstünlüğünü gösterdiğinde Jasikevicius ilk molasını kullandı. İlk çeyrek 16-27 Beşiktaş lehine sonuçlanırken, Alimpijevic’in planı kusursuz işliyordu.
Taktik Savaşı
Beşiktaş, 5 numarası Zizic olmadan sahadaydı ancak Pablo Laso’nun yarı final serisinde (Poirier’nin sakatlandığı maçtan sonra) oynadığı, o en sert ve en çok faul yapılan maçtaki strateji, Beşiktaş teknik ekibine ışık olmuş gibiydi. Savunmada ikili oyunlara (Pick & Roll) yapılan çok agresif “Hard Show”lar (savunmada uzunun elinde top olan kısa hücum oyuncusunu çok yukarıda karşılaması) ve topun ters tarafa dönmesini engellemek için ilk pas mesafelerine uygulanan ölümcül “Deny” (top aldırmama) savunması, Fenerbahçe’nin hücum akışkanlığını tamamen felç etti. Zagars’lı ilk beş bu baskıya doğru reaksiyon veremedi. Üzerinde hiçbir “kaybetme veya kazanma stresi” barındırmayan, adeta mental olarak tamamen özgürleşmiş bir Beşiktaş, ilk çeyrekte bu cesur stratejinin meyvelerini topladı.
Ancak Jasikevicius ikinci çeyrekte hamlesini yaptı. Beşiktaş’ın adam değişmeli (Switching man-to-man) savunmasına karşı, topu boyalı alandaki ters eşleşmelere (mismatch) indirerek atak eden Fenerbahçe, momentumu eline geçirdi. Ve 51-43 öne geçmeyi de başardı. Maçın özellikle üçüncü çeyreğinde sahada süre alan ve almayan Türk oyuncuların rotasyonuna baktığımızda, “Koç Jasikevicius’un kafasındaki gelecek sezon kadro planlamasına dair gizli mesajlar mı var, “A-C-A-B-A?” diye sormaktan kendimizi alamadık.
Kırılma Anı: Siyah-Beyaz Üçlük Sağanağı
Final çeyreğine 61-62 Beşiktaş üstünlüğüyle girildi. Maçın bitimine 5 dakika kala Wade Baldwin’ den gelen üçlükle skor 70-71 olunca Beşiktaş mola aldı. İşte bu mola sonrası adeta şimşek çaktı ve sağanak yağış başladı.
Bitime 3 dakika 46 saniye kala önce Yiğit Arslan’ın üçlüğüyle başlayan süreç; siyah-beyazlı ekibin Anthony Brown ve Sertaç’ın arka arkaya bulduğu üçlük isabetlerle devam etti. Skoru bir anda 75-83’e getiren bu dış şut serisi, Fenerbahçe’nin direncini tamamen kırdı. Maçın kırılma anı, şüphe yok ki Yiğit Arslan’ın o kritik isabetleriyle başlayan sekanstı.
Öne Çıkan Performanslar
Siyah-beyazlıların yerli üçlüsünden (Berk-Yiğit-Sertaç) gelen toplam 38 sayı ve 7 asistlik katkı, bu seviyedeki bir final maçı için galibiyetin anahtarıydı.
• Berk Uğurlu (Play-off Kariyer Maçı): Brynton Lemar’ın yokluğunda, Jonah Matthews’ın sadece 21 dakika süre alıp 9 sayı üretebildiği bir akşamda Berk Uğurlu kariyer maçlarından birini oynadı. 24 dakikada 8/10 iki sayı, 2/4 üç sayı isabetiyle 20 Sayı, 4 Asist ve 23 Verimlilik Puanı üreterek galibiyetin temellerini attı.
• Devon Dotson: Şut ritmi bulamasa da (6 sayı) ürettiği 8 Asist ve 10 verimlilik puanıyla oyuna olumlu etki ettiği dakikalar fazlaydı.
• Anthony Brown: Yine tam bir X-faktör olduğunu kanıtladı; en kritik anlarda dış atışlardan ürettiği sayılarla maçı 14 sayı, 3 asist ve 14 verimlilik puanı ile tamamladı.
• Sertaç Şanlı ve Yiğit Arslan: Pota altında Zizic’in yokluğunda Sertaç Şanlı 8 sayı, 2 asist, 11 verimlilik ile oynarken; Beşiktaş’ta kısa rotasyonundan ribauntlara muazzam yardım getiren Yiğit Arslan 10 sayı, 6 ribaunt, 1 asist ve 10 verimlilik puanı ile Sertaç’ın yarattığı boyalı alan tehdidini dışarıdan dengelemeyi bildi.
Akıllardaki “A-C-A-B-A?” Sorusu
Bu sonuçla birlikte, serinin başında Fenerbahçe’yi mutlak favori gören tüm otoritelerin aklına şu soru düşmüş oldu: “A-C-A-B-A?” Acaba EuroLeague devine karşı bu seriden bir mucize, bir sürpriz çıkar mı?
Maç sonu röportajlarında iki koçun yaklaşımı da, seriyi aslında maçtan sonra da oynamaya devam ettiklerini verdikleri mesajlarla net bir şekilde gösterdi. Sarunas Jasikevicius kameralar karşısına geçip, “Sorumluluğu üzerime alıyorum, iyi bir takım oyunu ortaya koymadık” diyerek tüm faturayı kendisine kesti. Bu hamle, oyuncularını medyanın ve taraftarın önüne atmamak adına yapılmış çok akıllıca bir liderlik gösterisiydi. Peki, Koç Saras ilk takım toplantısında oyuncularına karşı gerçekten bu kadar sevecen mi olacak; yoksa fırtına kapalı kapılar ardında mı kopacak? Bir *“A-C-A-B-A?”*mız da tam olarak bu noktada gizli.
Dusan Alimpijevic ise oyuncularını “kahraman” ilan ederken ayakları yere basan bir uyarıda bulundu: “Sadece bir maç kazandık, bir galibiyet hiçbir şey ifade etmiyor. İki gün sonra Fenerbahçe’nin çok sert bir reaksiyon vereceğini biliyoruz.”
Aslında bu maçın cevap arattığı bir diğer derin soru da, şimdiden yeni sezon transferlerini yapmaya başlayan, EuroLeague bütçeleriyle yerel lig gerçekleri arasında sıkışan takımların genel menajerlerine ve başkanlarına gelsin:
Karşılığı olmayan, “nasıl olsa bir şekilde kaynak buluruz” diyerek gerçek dışı yüksek bütçelerle yola çıkıp borç batağına sürüklenmek ve günün sonunda ligden düşme noktasına kadar gelmek mi? Yoksa doğru rol paylaşımı yapılmış, taraftarı ile tek yumruk olmuş ve yense de yenilse de sevgiyle tribüne çağrılan, birkaç senelik doğru bir planlamanın eseri olan o “Takım Kimyası” mı? Sürdürülebilir başarı için hangisi daha gerçekçi ve değerli? Hangi yolu seçmeli “A-C-A-B-A?”
Satrançta ilk hamle Beşiktaş’tan geldi. Bu oyuna tutkulu olanlar bilir ki; satrançta en tehlikeli hamle, rakibinin bittiğini düşündüğün an yaptığın hamledir. Bazen bir veziri feda etmek, savaşı kazanmanın tek yoludur: Alimpijevic eksiklerine rağmen mental olarak özgür ve cesurca oynayarak ilk mat atağını başlattı. Şimdi hamle sırası Jasikevicius ve öğrencilerinde. Serinin ikinci maçı nefesleri kesecek mi, “A-C-A-B-A?”
Murat Özyer
Basketbol İnsanı




Beşiktaş’taki yerli katkısı milli takım için de kıymetli, umarım artarak devam eder.