Her Şeyi Biliyor… Ama Neden Kazanamıyor?
Tribünde oturan herkes şunu düşünmüştür:
“Bu koç oyunu çok iyi biliyor.”
Ama sezon bittiğinde tablo değişmez. Galibiyet gelmez, takım dağılır, antrenör değişir.
Peki nasıl olur da bilgisi tartışılmayan bir basketbol antrenörü, sahada karşılığını alamaz?
Cevap rahatsız edici olabilir:
Basketbolda bilgi tek başına hiçbir şeydir.
Soruyu Baştan Soralım: Oyuncular Gerçekten Seni Anlıyor mu?
Bazı antrenörler çok doğru şeyler anlatır…
Yanlış olan tek şey vardır: Kimse onu anlamıyordur.
- Set mükemmeldir,
- Detay kusursuzdur,
- Terminoloji üst düzeydedir.
Ama oyuncu sahaya çıktığında şunu düşünür:
“Koçun dediğini biliyorum ama hangisini şimdi yapacağım?”
Antrenör burada şunu fark edemez:
Bilgiyi yükledikçe, oyuncunun karar verme hızı düşer.
Basketbol düşünerek değil, hissederek oynanır.
Anlatım, oyuncunun reflekslerini yavaşlatıyorsa başarı gelmez.
Aynı Konuşma, 12 Farklı Kulak
Takım konuşması biter. Koç tatmin.
Oyuncular da başını sallamıştır.
Ama:
- Bir oyuncu motive olmuştur,
- Biri korkmuştur,
- Biri tamamen kopmuştur.
Çünkü her oyuncu aynı dili konuşmaz.
Bazı antrenörler bunu kabul etmez.
Herkese aynı ses tonu, aynı cümle, aynı beklenti.
Oysa başarı, taktiği değil insanı çözmekle başlar.
Oyuncuya uygun cümleyi kuramayan antrenör,
doğru seti de oynatamaz.
Bilgi Güç Olunca, Oyuncu Küçülür
Tehlikeli bir eşik vardır:
Antrenörün bilgisi arttıkça, oyuncunun alanı daralır.
- Sürekli müdahale,
- Sürekli uyarı,
- Sürekli düzeltme…
Bir noktadan sonra oyuncu şunu hisseder:
“Hata yaparsam koç var. O düşünsün.”
Bu noktada takım oynamaz, uygular.
Uygulayan takım kazanmaz.
Kazanan takım, sahada karar verebilen takımdır.
En Zor Mücadele Rakiple Değil, Aynayladır
Bazı antrenörler şunu asla sormaz:
“Acaba bu takım için ben mi fazlayım?”
Sistemi oyuncuya uydurmak yerine,
oyuncuyu sisteme zorlar.
Ego burada sessizce devreye girer.
Ve şu cümle antrenörü kilitler:
“Bu oyun böyle oynanır.”
Hayır.
Bu oyun bu oyuncularla böyle oynanır.
Bunu kabul edemeyen antrenör, en doğru fikirle bile kaybeder.
Oyuncu Gelişmiyorsa, Skor Zaten Gelmez
Başarı sadece skor değildir ama skor da tesadüf değildir.
Oyuncu şunu hissetmiyorsa:
- Gelişiyorum,
- Koç beni görüyor,
- Hata yapma hakkım var,
o takım sezonu bitiremez.
Kazanan antrenörler şunu bilir:
Bugün kazanamasam bile,
yarın bu oyuncu benimle daha iyi oynayacak.
Final Düdüğü: Bilmek Yetmez, Etki Etmek Gerekir
Basketbol tarihinde kimse şunu hatırlamaz:
“Çok şey biliyordu ama kimse kazanamadı.”
Hatırlananlar şunlardır:
- Oyuncusuna dokunanlar,
- Sahada düşünmeyi öğretenler,
- Bilgiyi oyuncunun eline verenler.
Çünkü basketbolda kazananlar
en çok bilenler değil,
en iyi hissettirenlerdir.
Ve gerçek antrenörlük, tam olarak burada başlar.




Her satırından keyif aldım. Elinize sağlık Sn Teziç. Bu yazınıza tek eleştirim çok kısa olması 🙂 Her şeyin başı sağlıklı iletişim…. Ve bu önemli konu her seviyedeki antrenörlük eğitimlerimizde hep önemsenmeden -mış gibilerle geçiştiriliyor. Genel durumumuz zaten bunun göstergesi diye düşünüyorum.
Ağzına, kalemine sağlık Coşkun Abi. Sahadaki taktiksel deha ile insan psikolojisi arasındaki o ince çizgiyi harika özetlemişsin. Antrenörün ne kadar bildiği değil, oyuncunun ne kadarını sahaya yansıtabildiği gerçeğiyle yüzleşmek, modern basketbolun en büyük gerekliliği.
Yazıyı okurken aklıma şu kritik soru takıldı: Bir antrenörün bu derin, soyut ve pedagojik donanımını kim, hangi yetkinlikle değerlendirmeli?
Antrenörün kaderini belirleyen, onunla devam edilmesine veya yolların ayrılmasına karar veren yöneticilerin; bu dinamikleri anlayabilecek hangi donanıma, vizyona ve basketbol kültürüne sahip olması gerekir? Tam bu noktada takılı kaldım. Sevgi ve selamlarımla. Murat Özyer
Üniversitede Basketbol Uzmanlık öğrencilerime devamlı olarak hatırlattığım bir konuyu o kadar güzel yazıya dökmüş ki Çoşkun hocam, ancak bu kadar bu kadar güzel, sade ve anlaşılır anlatılabilir.
Bu konudaki işleyiş döngüsünü bilmek en önemlisi:
-Bir konunun önce antrenör tarafından iyi bilinmesi gerekir.
-Bunun oyuncuya aktarımının gerçekleşmesi gerekir.
-Oyuncunun bu anladığını yapabilmesi/sahaya aktarabilmesi gerekir.
-Aktarılamamış konunun yine bilgi sahibi antrenör tarafından saptanıp, geri bildirimle ve farklı bir biçimde oyuncuya yeniden aktarımı gerekir.
-Bu sarmal oyuncu konuyu özümseyene kadar devam etmelidir.
Üniversitedeki sevgili hocam Cevat GÜLER’in dediği gibi “Bilmek bir şeydir, aktarabilmek başka bir şeydir, öğretmek bambaşka bir şeydir!”. Bu nedenle bu konuda Altyapı antrenörleri kolay yolu seçip, potansiyeli olan oyunculara öğretmeye çalışmak yerine bir takım nedenlerden(Bağıl yaş, erken erkenlik vb) dolayı hazır oyuncuları tercih etmekteler.
Biz işimizi doğru yaparsak evet kazanamayacağız ama ilerlememiz asla durmayacak diye düşünüyorum.
Emre BEŞER