Temsilcimiz Bursaspor’un, Bulgaristan’da düzenlenen FIBA Şampiyonlar Ligi (BCL)’ne yükselme ilk maçında yendiği Alman rakibi Lowen Braunschweig üzerinden Türkiye ve Almanya basketbolu arasındaki önemli farkları görme imkanımız olacağını düşünüyorum. Konu ile ilgili düşüncelerimi paylaşmadan önce temsilcimiz Bursaspor’u galibiyetinden dolayı kutluyor ve Pazar günü oynayacağı PAOK (Yunanistan) maçında başarılar diliyorum.
Son Dünya ve Avrupa Şampiyonu Almanya’nın, son yıllarda nasıl oldu da çok önemli başarılar elde ettiğini ve bununla birlikte çok önemli oyuncular yetiştirdiğini anlamak için, Almanya basketbolunda kulüp takımlarının kadro yapılarına bakmanın yeterli olacağını düşünüyorum.
FIBA Şampiyonlar Ligi (BCL)’ne yükselme maçında temsilcimiz Bursaspor ile karşılaşan Alman takımı Lowen Braunschweig’de bu maçta süre alan 7 Alman oyuncu varken, temsilcimiz Bursaspor’da ise süre alan sadece 4 Türk oyuncu vardı.
Alman takımı Lowen Braunschweig’de temsilcimize karşı oynanan karşılaşmada süre alan Alman oyuncuların birçoğunun genç oyuncular olduğunu da görüyoruz: Joshua Obiesie (2000; 20 sayı, 8 ribaunt ve 2 asist), Adrian Worthy (2003), Benjamin Schroder (2003), Ferdinand Zylka (1998), Romario Holloway (2005), Eliah Braun (2007), Philipp Hartwich (1995).
Temsilcimiz Bursaspor’da bu maçta süre alan yerli oyunculara baktığımızda ise en çok süre alan oyuncumuzun 34 yaşındaki tecrübeli oyuncumuz Göksenin Köksal (1991) olduğunu görüyoruz. Diğer yerli oyuncularımız ise; Bora Satır (2002), Berk Can Akın (2005) ve Yesukan Onar (1998).
Bu maçta temsilcimiz Bursaspor’da 4 yerli oyuncumuz parkede toplam 57 dakika 10 saniye (%28,58) süre alırken; Alman temsilcisi Lowen Braunschweig’de ise yerli oyuncuların 104 dakika 56 saniye (%52,47) süre aldıklarını görüyoruz.
Berk Can Akın’ın Gelişimi
2005 doğumlu Berk Can Akın’ın bu yaz FIBA U20 Avrupa Basketbol Şampiyonası B Ligi’nde milli takımımız adına en önemli performans ortaya koyan oyuncuların başında gelmesi ve bunu da BCL maçında parkede 21:04 dakika başarılı bir şekilde göstermesi çok önemliydi. Çünkü özellikle son 3-4 yıldır, kendi kulüp takımlarında ciddi süre ve sorumluluk alarak gelişim gösteren yeni yerli genç oyunculara hasret kaldık. Umarım bu sezon gerek yerel ligimiz BSL’de, gerekse de Avrupa kupalarında birçok genç yerli oyuncumuzun iyi performanslar gösterdiğine tanık oluruz. Ülke basketbolumuzun geleceği ve istikrarlı başarılar elde edilmesi, gençlerimize değer vererek sağlanacaktır.
Başarının Yönetimi de Bir O kadar Önemlidir
Elde edilen başarıların doğru bir şekilde yönetimi, en az elde edilen başarılar kadar önemlidir. Hatta başarıların istikrarlı hale gelmesi adına çok daha önemlidir.
A Milli Erkek Basketbol Takımımız, FIBA 2025 Avrupa Şampiyonası’nda final oynama başarısı göstererek ilk kez ev sahipliğimiz dışında madalya kazanma gibi çok önemli bir başarı elde etmiştir. 2001 ve 2010’da ev sahipliğimizde elde ettiğimiz başarıları, ülke basketbolumuzun gelişimi adına gerektiği şekilde kullanamamış, hatta ülke basketbolumuzun gelişimi olumsuz yönde etkilenmişti. Bu başarılar sonrasında ülkemizde basketbol maalesef büyük ölçüde paralı hale gelmiş ve buna bağlı olarak da belli bir gelir düzeyinin üzerinde olan ailelerin çocuklarının yapabildiği bir spor durumuna gelmiştir. Ayrıca kulüp takımlarımızın yetiştirici özelliği kaybolmaya yüz tutmuş, bunun yerine kulüp fetişizminin körüklendiği, popülist yöneticilerin ve aracıların menfaatleri doğrultusunda şekillenen yerli oyuncuların figüran, yabancı oyuncuların ise hegemonya kurduğu bir ucube yapı ortaya çıkmıştır.
Ülke basketbol paydaşları olarak hepimizin üzerine düşen görev, ülke basketbolumuzun niteliğinin yegane göstergesi olan A Milli Takımlarımızın istikrarlı başarılara kavuşması için bütün imkanları seferber etmektir. A Milli Erkek Basketbol Takımımızın, Letonya’da elde ettiği “GÜMÜŞ” madalyayı, ülke basketbolumuzun nicelik (yatay eksende basketbolun ülke çapına yayılması ve oyuncu havuzunun genişlemesi) ve nitelik (dünya çapında büyük oyuncular yetiştirmek ve bu oyuncuların en iyi şekilde gelişimini sağlamak) yönünden gelişimi adına “ALTIN” bir fırsata çevirebiliriz. Bu aynı zamanda ülke basketbolumuzun paydaşları olarak hepimizin üzerine düşen bir sorumluluk, hatta bir vazifedir.
Ülke basketbolumuzun daha iyi noktaya gelebilmesi için basketbolumuzdaki öncelikler hiyerarşisini doğru belirlememiz, yani “A Milli Takımlarımızın istikrarlı başarıları” ve “büyük oyuncular yetiştirmek” anlayışını ilk sıraya yerleştirmemiz gerekiyor. Bu bakış açısı ve bu bakış açısının getireceği farkındalık ile basketbol paydaşlarının enerjisini doğru yere yönlendirmiş ve en verimli şekilde de eyleme geçmiş olacağız.
Basketbolun ülkemizin her yerinde sevilebilmesi adına bu tür başarıların elde edilmesinin çok önemli olması kadar, bu tür başarıların basketbolun ülke genelinde ilgi görmesi yönünde en iyi şekilde yönetilmesi de en az o kadar önemlidir. Basketbolun ülke geneline yayılması adına önemli ivme kazandıracak olan bu tür başarıların doğru yönetilmesi, basketbol sevgisinin ülke genelinde artarak her şehrimize, her ilçemize, her mahallemize kadar yayılması ve başarıların bu sayede kalıcı hale gelmesi adına da önemli bir eşik aşılmış olacaktır.
A Milli Erkek Basketbol Takımımızın elde ettiği başarı sonrasında, ülke basketbolumuzun nicelik ve nitelik yönünden gelişimi açısından elimize çok değerli bir fırsat geçmiş durumda. Basketbolumuzun istikrarlı başarılar elde etmesi için gerekli olan paradigma değişimini gerçekleştirmenin şimdi tam zamanı değil mi?
Her şey Türk basketbolu için. Her şey A Milli Takımlarımız için.




Önce şunu ifade edelim: Almanya’nın şampiyon olması demek basketbolun Avrupa’da en ileri ve iyi düzeyde Almanya’da olduğu anlamını taşımaz. Zaten böyle de değil. Lig kaliteleri ve genel basketbol düzeyleri bizden iyi değil.
Genel bir fikir olarak Türkiye’de spor tüm dalları ile daha iyi düzeyde olmalı ve olabilir. Bunda yönetenlerin ciddi eksikleri var. Bunu kabul etmeliyiz. Ancak günümüzde yeni nesli, kuşak değişimini, dijitalleşmiş yaşamı dikkate almadan tek yönlü yorum yaparsak yanlışa düşeriz. Günümüzde gençler bir alana yoğunlaşamıyorlar. Konsantrasyon, azim ve disiplin sorunları var. Geçmişte olduğu gibi ben çok iyi bir basketbolcu olacağım diyerek bu konuda ısrarla çalışan, azmeden çok kişi yok. Yetenekli oyuncular çok da, iynamadiklari için kaybolmuyorlar. Ben prensip olarak bir adam yetenekli ve kapasiteli ise bir şekilde oynayacağını ve o yolu bulacağına inanırım. Gerisi bahanedir.
Gelelim uyduruk bir maçtan yola çıkarak yaptığın genellemeye: Bilimsel olarak zaten böyle bir yontem olmaz da.
1- Almanya basketbolu bizden ileri değil.
2- Almanylar sporda devşirme sistemini çok iyi kullanıyor. Atletik yetenekli devsirmeleri iyi bir sistemle keşfediyor. Tüm branşlarda bunu çok iyi yapıyor.
* Alman basketbol milli takımında farkı yaratan oyuncular öyle senin demagoji ve safsata ile göstermek istediğin gibi alman
takimlarinda sürekli oynayarak bubhake gelmemisler. Bakalım:
1-Isaac Bonga: Kongo asıllı. 19! yaşında AND’ye gidiyor.
2-Maodo Lo: Senegal asıllı. Kariyerinin tam gelişim döneminde 20-24 arası ABD de oynuyor.
3-Dennis Schröder: Gambiya asıllı.20 yaşında ABD’ye gidiyor.
4-Tristan da Silva: Brezilya asıllı, 19 yaşında ABD’ye gidiyor.
5-Oscar da Silva: Brezilya asıllı. 19-23 yaş arası ABD’de.
6-Franz Wagner: 18 yaşında ABD’ye gidiyor.
Yani atletik devşirme ABD ye gidiyor pasaportu alman sadece.
İlginç…
Önce şunu ifade edelim: Almanya’nın şampiyon olması demek basketbolun Avrupa’da en ileri ve iyi düzeyde Almanya’da olduğu anlamını taşımaz. Zaten böyle de değil. Lig kaliteleri ve genel basketbol düzeyleri bizden iyi değil.
Genel bir fikir olarak Türkiye’de spor tüm dalları ile daha iyi düzeyde olmalı ve olabilir. Bunda yönetenlerin ciddi eksikleri var. Bunu kabul etmeliyiz. Ancak günümüzde yeni nesli, kuşak değişimini, dijitalleşmiş yaşamı dikkate almadan tek yönlü yorum yaparsak yanlışa düşeriz. Günümüzde gençler bir alana yoğunlaşamıyorlar. Konsantrasyon, azim ve disiplin sorunları var. Geçmişte olduğu gibi ben çok iyi bir basketbolcu olacağım diyerek bu konuda ısrarla çalışan, azmeden çok kişi yok. Yetenekli oyuncular çok da, oynamadiklari için kaybolmuyorlar. Ben prensip olarak bir adam yetenekli ve kapasiteli ise bir şekilde oynayacağını ve o yolu bulacağına inanırım. Gerisi bahanedir.
Gelelim uyduruk bir maçtan yola çıkarak yaptığın genellemeye: Bilimsel olarak zaten böyle bir yöntem olmaz da.
1- Almanya basketbolu bizden ileri değil.
2- Almanlar sporda devşirme sistemini çok iyi kullanıyor. Atletik yetenekli devsirmeleri iyi bir sistemle keşfediyor. Tüm branşlarda bunu çok iyi yapıyor.
* Alman basketbol milli takımında farkı yaratan oyuncular öyle senin demagoji ve safsata ile göstermek istediğin gibi alman
takimlarinda sürekli oynayarak bubhake gelmemisler. Bakalım:
1-Isaac Bonga: Kongo asıllı. 19! yaşında AND’ye gidiyor.
2-Maodo Lo: Senegal asıllı. Kariyerinin tam gelişim döneminde 20-24 arası ABD de oynuyor.
3-Dennis Schröder: Gambiya asıllı.20 yaşında ABD’ye gidiyor.
4-Tristan da Silva: Brezilya asıllı, 19 yaşında ABD’ye gidiyor.
5-Oscar da Silva: Brezilya asıllı. 19-23 yaş arası ABD’de.
6-Franz Wagner: 18 yaşında ABD’ye gidiyor.
Yani atletik devşirme ABD ye gidiyor pasaportu alman sadece.
Yazar ciddi ciddi düşünüp veriler sunuyor, kafa yorup düşüneceğine ya da karşı fikir üreteceğine yazara safsata demagoji gayrıbilimsel (bilimini yesinler senin) vb tabirlerle saldırıya geçmişsin. Siz cimbombonaykosluların bu yazara gıcık olmasının nedeni aslında yapmış olduğu çalışmalar analizler ve bunlarıın ışığında sizin gergin’in yemiş olduğu haltları (o da sadece saha içindekileri) ve bu arada aynı erkekte olduğu gibi kadın milli takımına da kayyum gibi çökmüş olan GS’lı stafın yaşattığı fiyaskoları eleştirmesi. Tarafsız olmak sizi çıldırtmaya yetiyor, yağcılık etmeyen herkes “kötünün kötüsü”, yani “Fenerli”. Bu bakışınla ve üslubunla konuşmak istediğin şeyleri de konuşmak mümkün değil. Almanya’nn basketbolda bizden ilerde olmadığını iddia etmek de sana kalsın.
Almanya avrupa’da basketbolda en iyi organizasyona ve altyapı sistemine sahip. Şampiyonlukları tesadüf değil. Liyakat var torpil,rüşvet vs yok. Dopingden kariyeri bitenler federasyon başkanı da olamıyor. Takımlarında Alman oyuncular yabancılarla eşit rekabet edebiliyor. Çifte standart yok. Bahsettiklerinin hemen hepsi de Almanya doğumlu yani devşirme falan değil. Schroder’in babası Alman mesela. Ayrıca demagoji ve safsatayı da senin gibiler yapıyor…