Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Uzunca zamandır iç karartıcı haberlerden dolayı spor organizasyonları dışında TV izlemiyordum. Çünkü bu tür şiddet haberleri yaşam enerjimin kaybolmasına neden oluyordu. Son dönemde dünyada ve yakın coğrafyamızda meydana gelen gelişmelerden dolayı ara ara TV’lere bakmak zorunda kaldım…
Savaşın yarattığı şiddet ve kaosun hepimizi derinden etkilediğini, birbirimize olan güven ortamını yok ettiğini düşünürken karşıma Rutger Bregman’ın ‘Çoğu İnsan İyidir’ kitabı çıktı. Açıkçası ‘Çoğu İnsan İyidir’ başlığını ironi olarak düşünmüştüm. Ancak kitabı ve içindeki yaşanmış araştırmaları okuyunca işlerin, bizleri yönetenlerin üzerimizde yaratmaya çalıştıkları ‘algı’ lar gibi olmadığını gördüm.
Gelin yapılan araştırma ve çalışmalardan birkaçına birlikte bakalım:
Groningen Üniversitesi sosyal psikolojisi profesörü Tom Postmes öğrencilerine şu soruyu soruyor:
Bir uçak düşer ve üç parçaya ayrılır. Kabinin içini duman kaplar. Bütün yolcular oradan çıkmaları gerektiğini düşünmektedir.
· A gezegeninde önce yolcular yanındakilere nasıl olduklarını sorar. Zor durumda olanlara öncelik verir. İnsanlar başkaları için hayatlarından vazgeçmeyi bile göze alırlar.
· B gezegeninde herkes kendini düşünür. Tam bir panik ortamı oluşur. Bu itiş kakış ortamında ezilenler olur. Çocuklar yaşlılar ve engelliler ezilir.
Soru: Peki biz hangi gezegende yaşıyoruz?
Postmes aldığı sonucu, “öğrencilerin yüzde 97’si B gezegeninde yaşadığımızı düşünüyor, oysa biz A gezegeninde yaşıyoruz,” diye açıklıyor.
Kime sorarsanız sorun; solcu, sağcı, yoksul, zengin, eğitimli, eğitimsiz herkes aynı tahmin hatasını yapıyor. “Birinci sınıf, üçüncü sınıf, yüksek lisans öğrencileri hatta profesörler ve afetle mücadele edenler bile aynı tahminde bulunuyor,” diyor Postmes iç geçirerek. “Araştırma eksikliğinden kaynaklanmıyor. Herkesin bunu İkinci Dünya Savaşı’ndan beri bilmesi gerekir.” Dedikten sonra,
Tarih boyunca yaşanan en büyük felaketler bile A gezegeninde yaşadığımızı göstermiş. Titanic filmini düşünün. Filmi gördüyseniz yaylı çalığılar dörtlüsü dışında panik olduğunu zannedebilirsiniz. Oysa kimse birbirini itip kakmamış. Olayların tanıkları “panik ve isteri beklentisi olmadığını, korku dolu çığlıklar atılmadığını, hatta kimsenin sağa sola koşuşturmadığını anlatmış.
Ya da 11 Eylül 2001’i düşünün. Binlerce insan hayatının tehlike altında olduğunu bildiği halde sakin bir şekilde İkiz Kuleler’ in merdivenlerinden aşağı indi. İtfaiye çalışanlarına ve yaralılara öncelik verildi. Hatta mağdurlardan biri insanların birbirlerine, “Hayır, önce siz” dediğini hatırlıyordu.
Katrina Kasırgası…
29 Ağustos 2005’te yaşanan Katrina Kasırgası sonrası gazetelerde New Orleans’ta yaşanan sayısız tecavüz ve silahlı çatışma haberi yer aldı. Her yerde yağmacılar, kurtarma helikopterini vuran keskin nişancılar gibi korkunç hikayeler anlatılıyordu. Emniyet müdürü şehrin anarşi bataklığına saplandığını kabul etti. Louisiana valisi de bundan korkuyordu. “Beni en çok kızdıran, bu tür afetlerde insanların içindeki kötülüğün ortaya çıkması” dedi.
Ancak aylar sonra ‘gazetecilerin ortadan kaybolmaları, köşe yazarlarının başka konulara yönelmeleri’ ve suların çekilmesinden sonra bilim insanları New Orleans’ta neler olduğunu keşfettiler:
Olabildiğince çok insanın hayatını kurtarmak için Texas’tan tekneler gelmişti. Yüzlerce kurtarma ekibi oluşturmuş, kendilerine Robin Hood Yağmacıları adını veren on bir arkadaş gıda, yiyecek ve ilaç çalarak fedakârca ihtiyaç sahiplerine dağıtmışlardı. Superdome stadyumunda ölen altı kişiden dördü doğal sebeplerle, biri aşırı dozda uyuşturucudan ölmüştü, diğeri de intihar etmişti. Emniyet müdürü herhangi bir tecavüz ve cinayet vakası kaydı olmadığını söyledi. Gerçekten çok yağmalama olmuş ama bunu hayatta kalma mücadelesi veren yurttaşların hatta bazen polisin de yardımıyla yaptıkları ortaya çıkmıştı. “Kısacası şehri egoizm ve anarşi kaplamamış, aksine şehir cesaret ve yardımseverlik duygularıyla sarmalanmıştı…”
Acil durumlarda insanların içindeki iyilik ortaya çıkıyor…
Afet araştırma merkezi 1963 yılından beri yapılan yedi yüz saha çalışması sonucunda, ‘filmlerde’ gösterilenlerin aksine, insanların felaket esnasında toplu bir panik yaşamadıklarını saptadı. Ayrıca büyük bir ‘bencillik’ dalgası da görülmemişti. Cinayet, hırsızlık, tecavüz gibi suçların sayısı beklenenin çok altında kalmış, insanlar sakinliklerini korumuş, şoka girmemiş ve hemen harekete geçmişlerdi.
İkinci Dünya Savaşı…
Savaşlarda nasıl felaketler yaşanabileceğini merak edenlerin, Psychologie des foules, Kitlelerin Psikolojisi kitabını okuması yeterliydi. Kitabın yazarı Fransız Gustave Le Bon dönemin en önemli akademisyenlerinden biriydi. Hitler de Mussolini, Stalin, Churchill ve Roosevelt gibi bu kitabı baştan aşağı okumuştu. Le Bon olağanüstü durumlarda yaşanabilecekleri detaylı bir şekilde anlatıyordu. “İnsan neredeyse bir anda medeniyet merdiveninden bir basamak aşağı düşer.” Ardından panik ve şiddet patlak verir ve insanın gerçek doğası ortaya çıkar.
19 Ekim 1939’da Hitler generallerine saldırı planını dikte etti. “Zamanı geldiğinde acımasız Luftwaffe (Alman hava kuvvetleri) devreye girecek ve İngiliz direnişi kırılacak.” 7 Eylül 1940’ta 348 Alman bombardıman uçağının Londra’yı bombalamaya başlaması sonrasında dokuz ayda Londra’ya seksen bin bomba atıldı. Bazı mahalleler tamamen yok oldu. Bir milyondan fazla bina hasar gördü ya da tamamen yıkıldı. 40.000’den fazla insan hayatını kaybetti.
Ekim 1940’ta Kanadalı psikiyatr Dr. John MacCurdy bombardımanlardan büyük zarar görmüş, harabeye dönmüş evlerin bulunduğu mahalleleri ziyaret etmiş ve şunları gözlemlemiş:
“Küçük çocuklar kaldırımlarda oyun oynamaya devam ediyor, müşteriler esnafla pazarlık yapmayı sürdürüyor, trenler çalışıyor, trafik polisi soğukkanlılıkla trafiği düzenliyor, bisikletliler cesaretle ölümü ve trafik kurallarını hiçe sayıyorlardı. Kimse başını kaldırıp gökyüzüne bakmıyordu…” Bir zamanlar dükkanlarının bulunduğu harabelerin önüne “HER ZAMANKİNDEN DAHA AÇIK”, bir pub sahibi ise “PENCERELERİMİZ GİTTİ AMA MORALİMİZ DE İÇİKİLERİMİZ GİBİ ŞAHANE SİZ DE DENEYİN” tabelaları asılıydı…
İnsanlığa Özgü…
Uzman psikiyatrlar;
İnsanlarda sevdiklerini kaybettiklerinden dolayı büyük keder, öfke ve yasın olduğunu belirtiyorlar. Ancak askeri psikiyatri hastanelerinin boş kaldığını, birçok İngiliz’in savaş döneminde ruhsal olarak daha sağlıklı olduğunu, alkol tüketiminin azaldığını, barış dönemine oranla daha az intihar girişiminin olduğunu rapor ettiler.
Hatta savaştan sonra kimileri, sağcı solcu, zengin yoksul ayrımı olmadan herkesin birbirine yardım ettiğini (Blitz dönemi) ifade etti. Bir İngiliz tarihçi şöyle yazacaktı: “İngiliz toplumu Blitz sayesinde daha da güçlendi. Hitler hüsrana uğramıştı…” Kriz insanların içindeki kötülüğü çıkarmamıştı. Hatta İngiliz halkı medeniyet basamaklarında yükselmişti. Amerikalı bir gazeteci anı defterine şöyle yazmıştı:
“Bu kâbusun ortasında cesaret, mizah ve sıradan insanların samimiyeti insanları şaşırtmaya devam ediyor…”
Rutger Bregman, “Hitler, Churchill, Roosevelt ve Lindeman- hepsi ‘medeniyetin çok ince bir katman’ olduğunu söyleyen psikolog Gustave Le Bon’un yaklaşımını kabul ediyordu. Hava kuvvetlerinin o katmanı ortadan kaldırabileceğine emindiler. Oysa bomba sayısı arttıkça o katman daha da kalınlaşmış nasır tutmuştu” diye ifade ediyor. Ancak buna rağmen araştırmalarda elde edilen sonucu askeri uzmanların kabul etmediğini, ABD’nin 25 yıl sonra İkinci Dünya Savaşı’nda atılan bombaların üç katından daha fazla bombayı Vietnam’a attığını ve bunun çok daha büyük başarısızlıkla sonuçlandığını belirtiyor.
Bregman, Blitz döneminde gösterilen dayanıklılık ve dayanışmanın bir tek İngilizlere özgü olmadığını, bu davranışların “İNSANLIĞA ÖZGÜ” davranışlar olduğunun altını önemle çiziyor.
Alperen Şengün…
Yazımı dün gece yayına hazır hale getirmiştim. Ancak sabaha karşı seyrettiğim Houston Rockets-New York Knicks maçında sevgili Alperen’in egosu yok denecek kadar az, verici, paylaşımcı ve arkadaşlarına her an yardıma gitmeye hazır halini izlerken bir anda Profesör Tom Postmes’in öğrencilerine sorduğu soruya gittim. Ve sevgili Alperen’in tartışmasız bir şekilde A gezegeninde yaşadığına kanaat getirdim. (Koç Ime Udoka ve Kevin Durant’ın yapmış oldukları açıklama sevgili Alperen’in A gezegeninde yaşamış olduğunu doğruluyor.)
Değerli Okurlar;
Dünya’da, yakın coğrafyamızda son dönemde yaşanan savaşlara baktığım(ız)da, iktidar sahiplerinin, ülkeleri ve bizleri yöneten Güç! Sahibi olduklarını düşünen yetkililerin yapılan araştırmalardan ve yaşananlardan ders çıkaramamış olduklarını görüyorum.
Konusunu Katrina Kasırgası’ndan alan A Paradise Built in Hell (Cehennemde İnşa Edilmiş Cennet) kitabının yazarı Rebecca Solnit güç! Sahibi olduklarını düşünen ‘insan’ ların iç dünyasını şöyle açıklıyor:
“İktidar sahipleri diğer insanların da kendileri gibi olduğunu düşündükleri için ‘seçkin panik’ yaşanıyor.” Krallar, diktatörler, valiler, generaller sıradan insanların da genellikle kendileri gibi bencil olduklarını düşünüyorlar. Kendi hayal dünyalarında, yaşanacağını düşündükleri olayları kaba kuvvetle bastırmaya çalışıyorlar…”
Saygılarımla.
Kaynak: Rutger Bregman, ‘Çoğu İnsan İyidir.’ S:1-33




Sevgili Naci Abi,
Yazınızı tek solukta okudum. Tek kelime ile ‘harika’! Alperen bağlantısı da çok önemli ama basketbol bağlantısı kurmadan bile tek başına çok değerli bir yazı. Zira saflar hızla netleşiyor: A gezegeninde yaşayanlar vs B gezegeninde yaşayanlar!
Elinize sağlık!
Sevgiler
Baci bey ellerinize sağlık yine çok güzel bir yazı kaleme almışsınız.