Duygusal Bulaşma (Ömer Kart)

- Reklam-

Kaynak: Ekonomi Gazetesi
Eylül 2025’te yazdığım “Takım olmak” başlıklı yazımda, tüm oyuncu grubunun baş başa konuşabildiği, duygularını paylaşabildiği özel alanların öneminden bahsetmişim. Melisa Vargas’ın final maçındaki duygusal boşalımı sonrasında yaşananları anlatan Zehra Güneş o anı; “orada hiçbir şey konuşulmadı, hepimiz Vargas’ın ne yaşadığını biliyorduk, bazı arkadaşlarımla göz göze geldik ve hepimiz ona sarıldık. Zaten konuşmamıza gerek kalmamıştı, birbirimizin ne hissettiğini biliyorduk” şeklinde özetlemiş.

Emotional contagion, Türkçedeki en yakın karşılığı “duygusal bulaşma” … Sporda sıkça karşımıza çıkan bu kavram bir kişinin duygusunun, farkında olarak ya da olmadan, çevresindeki insanların duygu ve davranışlarını etkilemesi demek. Çoğu zaman bilinçli gerçekleşmeyen bu olgu psikolojide uzun zamandır tartışılıyor: İnsanlar birbirlerinin yüz ifadelerini, ses tonlarını, beden dilini ve davranışlarını istemeden taklit eder ve bunun sonucunda duygusal durumları birbirine yaklaşabilir.

Televizyonda izlerken duyduğumuz “takım bir anda dağıldı” cümlesi belki de o kadar bir anda olmuyor. İşin ilginç tarafı, oyuncudan oyuncuya dolaşarak tüm takımı ele geçiren bu duygusal bulaşma sadece bir takımı etkilemiyor. Sportif müsabakalarda kolektif çöküşlerin analizi yapıldığında, bir takımda güvensizlik, pasiflik, panik yayıldığında, karşı takımda bunun ters yönde bir bulaşma yarattığı gözlemlenmiş: Bir takımın çaresizliği görünür hale geldikçe diğer takımın özgüveni artmış.

2010’da Journal of Sports Sciences’da yayımlanan araştırmada, Dünya Kupaları ve Avrupa Şampiyonalarında incelenen 151 başarılı penaltı sonrasında oyuncuların beden diline bakılmış. Golün ardından, özellikle iki kolunu birden açarak sevinen oyuncuların takımlarının seri sonunda kazanma olasılığı daha yüksek bulunurken, güçlü bir sevinç gösterisinin ardından rakibin sıradaki penaltıyı kaçırması da daha olası çıkmış.

Peki bir takımın duygusal lideri kimdir? Antrenör mü? Kaptan mı? En iyi oyuncu mu? Sahaya girer girmez enerjisiyle takıma katkı veren genç oyuncu mu? Takım sporlarında bir oyuncunun duygusunun diğer oyunculara geçip geçmediğini inceleyen çalışmalar, duygusal bulaşma’nın, “bir oyuncu neşeliydi, diğerleri de neşelendi” gibi basit bir durum olmadığını, tüm takımın çalışma biçimini etkileyen daha geniş sonuçları ortaya çıkartıyor.

Bir sporcunun kötü oynaması başka bir konu, yapılan her hatadan sonra ellerini havaya açıp arkadaşlarını suçlaması, kendi kötü oyununu takımın kötü duygusuna dönüştürmesi bambaşka…Sayıları, golleri, asistleri, top kayıplarını kaydediyoruz ama bir oyuncunun çevresindeki insanların performansını nasıl etkilediğini maalesef tam olarak ölçemiyoruz. Fatih Terim, Semih Şentürk’ün 2008 Avrupa Şampiyonasında son saniyede attığı golü yorumlarken; “Semih öyle bir oyuncudur ki, oynasın oynamasın, karakteriyle tüm takımı yukarı çeker” dediğinde işte tam da bu ölçülemeyen özellikten bahsediyordu.

Bir kişiden yayılan kaygı, öfke, güven ya da sakinlik tüm takımın havasını ve performansını etkileyebiliyorsa, konuyu “pozitif olun, enerji verin” basitliğine de indirmemek gerekir. Duyguları yöneterek takımımızın performansı yükseltmek istiyorsak, “bir sporcu yalnızca kendi performansından değil takıma taşıdığı duygudan da sorumludur” gibi konuların derin analizlerini yapmak zorundayız.

Tam bu aşamada netleştirmemiz gereken önemli bir nokta var: “Duygusal sorumluluk” demek sporcu öfkelenmesin, üzülmesin, hayal kırıklığı yaşamasın demek değil. Bir sporcu sahaya yalnızca yeteneğini değil öfkesini, korkusunu, cesaretini, sakinliğini, umudunu da getiriyor. Takım arkadaşının kötü oyununa kızabilir, kenarda kalmaya öfkelenebilir, kaçırdığın şuttan sonra hayal kırıklığı yaşayabilirsin. Asıl önemli olan konu ne hissettiğin değil, hissettiğin şeyi takımın üzerine nasıl bıraktığın; bazen bir takımın kaderini değiştiren, en çok sayı atan oyuncu değil herkes dağılırken dağılmayan tek oyuncu oluyor…

Takım olmanın belki de en az konuşulan sorumluluklarından biri, duyguların da pası verilebilir olduğunu unutmadan kendi duygunu yönetebilmek. Takım olmak, yalnızca aynı duyguyu hissetmek, aynı formayı giymek değil, kendi duygusunun başkaları üzerindeki etkisinin sorumluluğunu da taşıyabilmektir.

- Reklam-

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medya

33,250TakipçilerTakip Et
38,158TakipçilerTakip Et
65,321AboneAbone Ol

En Son Haberler