Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Sevgili Ahmet Kurt “Reşat’ların, Erman’ların, Harun ve İbrahim gibi birçok şutörün yetiştiği ülkemizde, yıllar önce bugünler için elit düzeyde şutörümüzün olmayacağını bana söyleselerdi inanmazdım” diye görüşlerini açıklamasından sonra, sevgili Murat Özyer Türkiye Basketbol Federasyonu Eğitim Kurulu’nun ‘elit’ şutör yetişmesi için neler yaptığı ile ilgili çalışmaları ve kendi görüşlerinin de olacağı 8 bölümlük yazı dizisini kaleme alacağını belirtip, yazının 2. bölümünü de bizlerle paylaştı.
Yayımladığı iki bölümde; Eğitim Kurulu olarak yapılanları tane tane anlaşılır bir şekilde kaleme almış. Sanırım bundan sonraki bölümlerde aynı şekilde doyurucu ve tatmin edici olacak. Kendisine şimdiden bizleri bu kadar detaylı bir şekilde bilgilendirdiği ve bilgilendireceği için teşekkür ediyorum.
Ben artık ülkemizde elit düzeyde şutör ya da çok daha kapsamlı oyuncu çıkmamasının tek nedeninin ‘EĞİTİM’ olduğunu düşünmüyorum. (Bir eğitimci olarak sakın eğitim önemli değil dediğim anlaşılmasın lütfen.)
Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Son 10 yıla dönüp baktığımızda üniversite ve lise düzeyindeki çocuklarımızın bulduğu her fırsatta neredeyse arkalarına bile bakmadan ülkemizi terk ettiklerini hep birlikte gözlemlemekteyiz.
Acaba şöyle bir araştırma yapabilir miyiz?
‘Son on yılda ülkemizden yurt dışına kaç çocuğumuz gitti. Ve giden çocuklarımızın kaçı geri geldi? Dönen çocuklarımız neden döndü, dönmeyen çocuklarımız neden dönmedi? Bundan yaklaşık 40 yıl önce de yurt dışına giden çocuklarımız oluyordu. 40 yıl önce giden çocuklarımızdan kaçı döndü, kaçı dönmedi? Ve nedenleri…’
Basketbol Federasyonu’na bağlı altyapı takımlarımızda da bir çalışma yapılmasını önereceğim:
‘Bu çalışmada çocuklarımızın basketbol geleceklerini kendi ülkelerinde ne kadar görüp görmediklerinin incelenmesini ve eğer geleceklerini kendi ülkelerinde görmüyorlarsa nedeni hakkında araştırma yapılmasını teklif edeceğim.’
Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Güven; ‘birine herhangi bir kaygı, kuşku ve tereddüt duymadan bağlanmak ve inanmaktır. Kendini ona teslim edebilmektir. Güvenin olduğu yerde adalet, dürüstlük, yakınlık, destek ve hepsinden önemlisi de taahhüt vardır’
Şimdi bu tanıma ve son 10 yılda Türk basketbolunda olan gelişmelere baktığımızda;
Genç basketbolcularımızın bizlere koşulsuz güvendiklerini,
Genç basketbolcularımızın geleceklerinden hiç kuşku duymadıklarını,
Genç basketbolcularımızın adaletimize güvenip kendilerini bize teslim ettiklerini-edebileceklerini,
Genç basketbolcularımızın biz yetkilileri kendilerine yakın ve destek olarak gördüklerini söyleyebilir miyiz?
Sevgili Murat,
“SORUN GÜVEN SORUNU. ÇOCUKLARIMIZ SON YILLARDA TÜRK BASKETBOLUNA VE BASKETBOLCU AĞABEYLERİNİN DE YAŞADIKLARINA BAKARAK ÜLKE BASKETBOLUNA GÜVENMİYOR VE MAALESEF GELECEKLERİNİ DE KENDİ VATANLARINDA GÖRMÜYORLAR.”
Sevgili basketbolseverler ne yaparsak yapalım ne düzeyde eğitim verirsek verelim çocuklarımızın yüreğindeki, kafalarının içindeki onları kemiren ‘GÜVEN’ duygusunu kazanmadan maalesef başarılı olunabileceğini, elit düzeyde sporcu çıkarılabileceğini düşünmüyorum.
“Güven olayının olmadığı bir yerde hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi inşa etmek mümkün değildir…”
Değerli Antrenör, Öğretmen, Yönetici Arkadaşlarım ve Okurlarımız;
Ben sevgili Murat’ın gerek Eğitim Kurulu gerekse de TÜBAD ile ilgili hassasiyetlerini anlıyor ve saygı duyuyorum. Ancak basketbolseverler ülkedeki basketbolun sıkıntılı durumlarda olmasından büyük üzüntü duyup ‘birilerinin’ (artık önlerine kim, hangi kurum gelirse. Ya da kime ulaşabiliyorlarsa) çözüm bulmasını bekliyorlar.
Eğitim Kurulu’nun bir tek elit şutör yetiştirilmesi için değil tüm alanlarda dünyayla da entegre bir biçimde ellerinden geleni yaptığını bilmekteyim. (Her ay sevgili Murat ile en az 4-5 kez görüşüp bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Sevgili Hakan Yavuz ile de benzer şekilde…)
Bu çerçevede Eğitim Kurulu’nun vermiş olduğu antrenör eğitimlerinin de sorgulandığını görmekteyim. Verilen antrenör eğitimlerinin ve buna paralel yapılan sınavların nitelikli ve üst düzeyde olduğunu görmekten bir eğitimci olarak mutlu olduğumu söylemek isterim.
Eğitim Kurulu’na genç antrenörlerimiz için acizane 3 öneride bulunmak istiyorum:
İlki ve bana göre hayati olanı genç antrenörlerin ‘pedagojik’ eğitimlerinin arttırılması ve yıl içinde de pedagojik eğitimlerin tekrar edilmesi olacaktır.
Çocuğun ruh dünyasını bilmeyen, anlamayan bir antrenörün çocuğa katacağı ve birikimini aktaracağı bir ortamı yaratması mümkün değildir.
Çocuğu, anne ve babayı ruhen tanımayan bir antrenörün basketbola vereceği zararı inanın hiçbirimiz tahmin bile edemeyiz.
İkincisi, genç antrenörlerin çok olarak yer aldıkları ‘basketbol okullarını’ sık sık ziyaret edip denetlemeleri ve gidilen illerde sohbet toplantıları yapmaları olacaktır.
Üçüncüsü ise bu genç antrenörlerin özlük hakları ile ilgili girişimlerde bulunmaları olacak. (Her ne kadar görevleri değilse de.)
Saygılarımla…




Sorun. Bu çocukların seçiminde. Ülkesini sevmeyen, her koşulda kendi vatanında kariyer yapma duygusuyla buyumemiş, gelecegini kendi vatanında değilde dısarda olacağına inanan çocukların seçimini yapan TBF deki gorevliler bu ulkenin ay yıldızlı formasini giymeye hakları yoktur. Herkesin kendi çocugunu, yakinini takima aldirdigi bir sistem. Hangi yaş grubundaki milli takim kadrosunun karsisina milli takima alinmamis cocuklardan olusturulan bir takim eminimki milli takim kadrosunu çok farkli yener. Su an yapilan tek şey devşirme. Yazıktır günahtır. Ulkemiz her alanda yerli ve millileşirken basketbol tam tersine ulkesini sevmeyen, istikbalini dısarda arayan gençlere tedljm edilmeye çalısıliyor. Sizde bunlari haklı gostermeye çalışıyorsunuz.
Iktidar yandaşı ağzıyla yorum yapma. İktidar sayesinde ülkenin neresini tutsan elinde kalıyor basketbol bundan nasıl olumsuz etkilenmesin? Hakkı yenen,geleceğinden umutsuz hale getirilmiş gençler gitmesinler de burada çürüsünler mi? Milli formayı primle giyen, dopingden kariyeri bitmiş tbf başkanı yılın 10 ayını vatandaşı olduğu Abd’de geçiriyor, saraydaki ona paranı buraya getir dedi o da getirmedi, hani yerli ve milliydi? Sistem bozuk doğru, torpil var o da doğru ama bu sistemi yaratan ve yaşatanlar ülke ve federasyon yönetirse olacağı buydu. Bir de ülke hangi bakımdan yerli ve millileşiyor, anca siyasi çıkar için göz boyayıp, tribüne oynuyorlar, ithalat rekorları kırılıyor,yerli ve milli yapıyoruz dedikleri şeyleri de yurtdışından destekle yapabiliyorlar, senin gibiler de iktidara borazancılık yapıyor.
Yerli ve millilik neden iktidarla eslestiriliyor. Bu ulkede 25 sene oncede yerli ve milli kavramlari vardı. Kaldıki son on yıldan önce hiç kimse Türküm diyemiyordu, demiyordu. Biz o zasmanda yerli ve millilikten konusurduk. İktidar yandaşı agxı ile yorum yapma diyorsunuz. Onların basketbol adına yorum yapma hakkı yokmu. TBF bu ülke de basketbolu, basketbolun üzerine çoreklenmiş ve kendileri dışında kimsenin bu alana girmesini istemeyen gruplardan kurtaramadı. Sanırım onlarda bundan besleniyor.
Büyük kulüp altyapılarına bakın son 10 yıl ülkeyi görün
Adalet dürüstlük yok ama yakınlık destek çok güzel tamamen duygusal…
Niye güvensinler sebep? Sonuç?
Sn Özonay, çok önemli bir noktaya dikkat çektiniz. GÜVEN… Ne var ki üzerinde durduğunuz konu 15 yıl önce en önemli gündem başlığı olarak birinci sıradan tartışılıp gerekli adımlar katı prensipler olarak belirlenip uygulanmalıydı. Şimdilerde basketbol özelinde yurtdışı NCAA demek oluyor. Bildiğiniz gibi NCAA yolunu tutan gençlerimizin seçtikleri yol artık yalnızca ülkemizdeki basketbol ekosistemimize güven duymamakla ilgili değildir. Gidenler dört yıllık süreç sonunda diploma artı NCAA’in değişen kurallar sonucu 2-5 milyon dolar gibi bir kazanç elde edecekleri gerçeğidir. Ülkelerinin ekol olmuş basketbol ekosistemlerine güven duyan gençlerin olduğu İspanya, Fransa, Yunanistan, Sırbistan gibi ülkeler bile bundan çok rahatsız oldular. Rahatsızlıklarını dile getirerek en azında bir yıldır bu konu üzerinde çözüm için kafa patlatıyorlar. Biz ise gençlerimizin basketbol ekosistemimize olan güvensizliğini henüz gerekli platformlarda gündem bile yapmaktan kaçınıyoruz. Bu durum en az 15 yıl önce çözümlenmesi gereken bir olumsuzluğumuzdur. Rol almadan bençte oturarak hangi oyuncumuz milyon dolarlar kazanıyor? Veya oynayarak milyon dolarlar kazanan kaç gencimiz var? Çocuklar tabii ki yurtdışına gidecek. Para artı diploma!Niye gitmesinler ki? Ama merak etmeyin dönecekler çünkü onlar artık NBA Europe projesinin öncelikli oyuncu adayıdırlar. Avrupada üreten altyapılar şikayet ediyorlar çünkü hepsi de ABD basketbol ekosisteminin üretici taşeronları durumuna getirildiklerinin farkındalar…. Mevcut düzenden nemalananlar bu söyleyeceğime kızacaklar ama biz onların gözünde genç yeteneklerini harcayan, potansiyellerine ulaştıramayan ama onların ürettiği her seviyedeki ürüne değerinin üstünde para ve değer veren bir pazarız…. Bu kurulmuş sistemlerinin tıkır tıkır çalışan çarkına çomak sokmaya çalışan herkesi sistem içindeki adamları ile bitiriyorlar…. Gençlerimizin güvensizliği de bundandır….
Sevgili hocam sorunun kaynağı çocuklarda değil onları yetiştiren altyapı hocalarında değil Murat sosyal medya takıp ediyor çok faydalı bilgiler veriyor. Sorunun kaynağı a , b az c lisanslı baş antrenörlerde bir kocumuz açıklamasında Amerika gelişim Ligi’nde yine iyi oyuncular bulup NBA gönderme den bahsetti !!! Hiç okuduk mu ? Yeni İbrahimler hidayet ler bulacağım ??? Eğitim kurulu e ve d çok titiz davranmak iyi ama onlar zaten top taşıyorlar. Hata yapsada gençlere fırsat vermeyin a takım koçları. !!! Kaybedeceksin, 6-7 kişi oynuyor. Ney amaç çok fark yemedim. İspanya Fransa vb ülkelerde gençleri nasıl sahaya atıyorlar dragon Musa bir örneği bizde kimler yok oldu. Alt ligler de bile 40 yaşındaki oyuncuları oynatıyor. Koçlar bizde koç mantalite sorunu var.
Değerli Naci Hocam, bu şutör sorunu sadece bize mahsus olsa yine iyi. Artık elit şutör diğer ülkelerde de çok sık bulunabilen bir şey olmaktan çıktı gibi.
Erman Hoca yıllar önce Telekomlu Radoşeviç’ten şutör diye bahsedildiğinde Radoşeviç’in iyi bir skorer olduğunu söyleyip şutör-skorer farkını izah etmişti. Bana artık skorer çok ama şutör az gibi geliyor. Neden böyle oldu, antrenmanlar ve fiziksel gelişim çok mu güce odaklandı, eski şut mekaniği demode mi oldu veya gelişen atletik savunmalar nedeniyle kullanılamaz hale mi geldi? Bunu siz değerli hocalarımız elbette daha iyi açıklarsınız. Neticede altyapılarda -yine Erman Hocadan duyduğumuz- Teknik Üniversite altyapısındaki “file bozma” oyununu oynayabilen kaldı mı bilmem.
Bu güven konusuna gelince… Acar Baltaş’ın son kitabında işyerinde ast-üst arasındaki güvenin aslında taraflar arasında doğru orantılı bir seviyede gelişebileceğini açıkladığı bir paragraf vardı. Şimdi düşünüyorum da, çocuklar bize güvenmiyor tamam. Peki öncelikle biz çocuklara ne kadar güveniyoruz diye bakarsak sonuç ne çıkar? Başka deyişle, bize güvenilmemesinin nedeni bizim güvenmememizle de ilgili olabilir mi?
Peki asıl soru: Çocuklara takım arkadaşlığı ve oyun oynamaktan zevk almayı öğreterek onlara bu değerlerle kendi geleceklerini belirleme güveni vermek yerine, velilere “sizin de oğlunuz basketbolcu olup yırtabilir, iyisi mi özel derse de alalım” gibi vaat/teklif sunan ve çocukların değil velilerin seçtiği spor okullarıyla bu mümkün mü?