Efsaneler: Obradović ve Messina
Zeljko Obradović…
EuroLeague tarihinin en çok şampiyonluk yaşayan koçu.
Basketbolun yaşayan efsanelerinden biri.
Ama bugün, Partizan’daki üçüncü sezonunda yaşanan 4 galibiyet – 9 mağlubiyetlik başlangıç, üst üste gelen ağır yenilgiler ve en önemlisi soyunma odasında kaybedilen iletişim, bu hikâyeyi bambaşka bir noktaya taşıdı.
Kaybedilen bir maçın ardından oyuncularını soyunma odasında telefonlarına gömülmüş halde görmesi ve “Ne yapacağımı bilemedim” sözleri, artık sadece taktiksel bir krizin değil, kuşaklar arası bir kırılmanın da ifadesi oldu.
Bu yüzden 1960 doğumlu Obradović’in vedası, sıradan bir görev bırakma anlamına gelmiyor.
Sırp medyası ve taraftarı hâlâ büyük bir saygı ve minnet dili kullanıyor, evet…
Ama bir yandan da şu cümle kulaklara daha sık çalınıyor:
“Kaçınılmaz… Ve belki de gerekli.”
Çünkü bu artık bir koç değişimi değil, bir dönem değişimi sayılabilir.
Birkaç gün önce 1959 doğumlu Ettore Messina’nın benzer bir şekilde koçluktan vazgeçmesi ile birlikte, basketbolun zirvesine 1990’lardan sonra yerleşmeye başlamış iki efsane figürün geri çekilişi, tekil kararlar olmaktan çıkıp Avrupa basketbolunun bir kırılma anına dönüşüyor.
Aklımıza takılan konulardan biri ise, sorun sadece onların yaşları mı?
Yoksa artık oyun, oyuncu ve yönetim dili mi değişti? Değişim yaşanırken onlar ayak uydurmadılar mı?
ÖNEMLİ NOT: Yazının bundan sonrası tamamıyla canlı maçlardaki izlenimlerim, koçların demeçleri üzerinden benim anladıklarımı, yeni jenerasyonu anlamak için okuduğum kitaplardan edindiğim bilgilerin yanında jenerasyonla, velileri ve diğer çevreleri ile iletişimlerden edindiğim tecrübelerin ışığında gidecektir.
66 Yaşında Old School, 25 Yaşında New School
Bugünün profesyonel basketbolunda oyuncu profili değişti.
Sadece fiziksel değil, zihinsel, sosyal ve kültürel olarak da.
Messina ve Obradovic’in 25–27 yaş ortalamasındaki yeni nesil oyuncuları:
• Daha fazla söz hakkı bekliyor
• Daha çok açıklama istiyor
• Daha bireysel, daha sorgulayıcı ve daha görünür olma ihtiyacı yüksek bir yapıya sahip
• Dijital dünyada büyümüş ve bu dünyada kendini ifade etmeye çalışıyor
• Otoriteye körü körüne değil, anlam üzerinden bağlanıyor
Buna karşılık 60+ kuşak koçlar:
• Emir – itaat düzeninde yetişti ve bu tarz ile başarılı oldu
• Hiyerarşiye dayalı bir soyunma odası kültürüne alıştı
• Krizde sesi yükseltmeyi bir kontrol aracı olarak kullandı
• “Ben yaşadım, ben gördüm” tecrübesine güvendi
Tespit şu:
Bu iki dünya artık aynı zeminde buluşamıyor.
İşte tam burada hybrid (hibrit) liderlik devreye giriyor.
Hybrid Koçluk: Eskiyi Silmek Değil, Yeniyi Eklemek
Hybrid sistem, “old school”u çöpe atmak değil…
Ama onu, bugünün dünyasına tercüme edebilmektir.
Örneğin:
Old School refleks:
Maçta hata yapan oyuncuyu herkesin önünde sert şekilde azarlamak. Gerekirse ağır konuşmak.
Hybrid yaklaşım:
Oyuncuya anında müdahale etmek ama ardından bire bir görüşmeyle, veriye ve role dayalı geri bildirim vermek.
Old School yöntem:
“Ben ne dediysem o olacak, tartışma yok.” Korku üzerinden disiplin.
Hybrid yaklaşım:
Net sınırlar koymak ama karar süreçlerine belirli noktalarda oyuncuları dahil etmek. Anlam ve kültür üzerinden disiplin.
Bu dönüşüm, sadece sahada değil; iletişimde, antrenman planlamasında, ekip yönetiminde, medya ilişkilerinde ve hatta koçun kendini konumlandırmasında yaşanmalı.
Messina’nın Veda Cümlesi
Ettore Messina’nın veda cümlesi çok şey anlatıyor:
“Bir bölünme kaynağına, bir dikkat dağıtıcı unsura dönüştüğümü fark ettim. Her durum şahsım üzerine bir referandum hâline geliyordu.”
Bu cümle, modern sporda yaşanan liderlik krizinin adeta özeti gibidir.
Artık koç sadece takımı yönetmiyor;
• Medyayı yönetiyor,
• Algıyı yönetiyor,
• Beklentiyi yönetiyor,
• Kulübün iç dengelerini yönetiyor,
• Taraftar psikolojisini yönetiyor.
Ve eğer tüm bunlar koçun kişiliği üzerine bir *“referandum”*a dönüşüyorsa, artık onun takıma sağladığı liderlik sorgulanıyor demektir;
dahası, sistemin bütün ağırlığını tek başına sırtlanıyor demektir.
İşte tam da bu noktada, çalıştığı ekibin kimyası, en az sahip oldukları uzmanlıklar kadar belirleyici ve değerli hâle gelir.
“Dikiz Aynasına Bakarak Yol Almak” Yanılgısı
Yüksek Lisans için beni 45 yaşından sonra arkamdan iterek tekrar okul ortamına sokan Hocam-abim Levent Erden’in o çarpıcı cümlesini burada spora taşıyalım:
“Dikiz aynasına bakarak yol alabilmeyi derin tecrübe olarak görerek…”
Spor yorumcularının, sosyal medya analistlerinin ve hatta yöneticilerin büyük kısmı, sürekli dikiz aynasına bakıyor:
– Geçmiş şampiyonluklar
– Eski krizler
– Önceki başarısızlıklar
– Tarihi karşılaştırmalar
Ama ya biri…
Kimsenin denemediği bir yola girmişse? Yeni bir yol bulmuşsa?
Henüz istatistiklere yansımayan bir dönüşüm sağlıyorsa?
İşte o zaman, bugünü sadece skor üzerinden okuyanlar bu süreçleri yanlış yorumlar.
Daha da kötüsü:
Yönetmeyi bilmeyen yöneticiler, bu günlük yorumları referans alıp, popülist reflekslerle karar verir. Ki bir çok parmak ile gösterilen ve basketbolun kalesi sayılacak organizasyonlarda da böyle oluyor.
Bu da dönüşümü daha doğmadan çöp haline getiriyor.
Dönüşüm Her Yerde: Sıra Koçlukta
Gençlik yıllarında uzun süre basketbol oynamış günümüzün iletişim gurusu 1957 doğumlu Levent Erden’in şu tespiti bugün basketbola birebir oturuyor:
“Herkesin tecrübesinin önemli bir kısmının sıfırlandığı yeni bir başlangıç noktasına hızla yaklaşıyoruz.”
Murat Özyer’in notu: Bence bir “tık” geçtik gibi…
Artık:
• Eski antrenman reçeteleri yetmiyor
• Eski motivasyon konuşmaları ikna etmiyor
• Eski performans kriterleri yeterli veri sunmuyor
• Eski güç ilişkileri çalışmıyor
Yeni bir tanım gerekiyor:
* “Değişime açık, dönüşürken gücünü koruyan bir koçluk modeli.”*
Bu modelde:
• Teknoloji bilgisi artık opsiyon değil zorunluluk
• Veri okuryazarlığı temel yetkinlik
• Psikolojik liderlik, taktik bilgiden ayrı düşünülemez
• Sürekli öğrenmeyen geri kalır
• Tüm paydaşlarla çift yönlü iletişim zorunlu
Ve evet…
Orta ve üst kademe koçların “biz zaten biliyoruz” konforu, bugün en büyük risk.
Son Söz: Asıl Tehlike Değişmemek
Obradović’in vedası trajik olabilir…
Messina’nın geri çekilişi hüzünlü olabilir….
Unutmayalım:
“Bundan sonra ahlak ve hesap verebilirlik dışında her şey her an değişebilir. Uymayan da geri kalır.”
5–10 yıl sonrasını kestirmek zor…
Ama bir şey çok net:
Yerinde saymak, geçmişe bakarak geleceği yönetmeye çalışmak; basketbolun ve liderliğin en büyük çıkmazıdır.
Çünkü gerçek şu:
Dönüşümü ıskalayanlar, geçmişe sığınarak değil; geleceğe bakamadıkları için kaybolurlar.
Zaten bu yazıya da, efsane bir koç olan Obradović’in, kaybedilen bir maçın ardından soyunma odasında oyuncularını cep telefonlarıyla oyalanırken bulması ve “Ne yapacağımı bilemedim” demesiyle başlamıştık.
Alexander Graham Bell, telefonu icat ederken bu cihazın bir gün dikkat dağıtan, ilişki koparan, hatta soyunma odasına girip liderlik krizlerine yol açan bir nesneye dönüşeceğini hayal etmiş miydi? Görseydi ne hissederdi?
Ama biz sorularla değil, onun sözüyle bitirelim:
“Bir kapı kapandığında, kapalı kapıya bakan o kadar çok insan var ki; aslında açılmak üzere olan diğer kapıyı göremezler.”
Obradović ve Messina tartışması, tam da bu eşiğin üzerindedir.
Ve asıl karar verilmesi gereken şudur:
Dikiz aynasına bakıp ağlamak mı, yoksa ön cama bakıp yeni yolu inşa etmek mi? Efsane Ustalar; Messina ve Obradovic’e : Öğrettiğiniz bunca şeye saygı ve şükran duyuyorum. Yolunuz açık olsun.
Murat Özyer
Basketbol İnsanı




Hocam, bu güzel yazı için teşekkürler..Anadolu Efes’in Monaco yenilgisi sonrası yapılan yorumlarda, bir yorumcu “Obradovic gelsin” diye yazinca ben de sizin bu yazımızın ana fikri temalı bir yorum yapmıştım. Devir değişiyor, iş yapma şekilleri dönüşüyor, insanlar değişiyor, dönüşüyor..her meslek bu yeni ortama adapte olmalı. Adapte olabilenler kalacak..digerleri gidecek. Bu vefa, saygı boyutu dışında bir şey. Bu pencereden bakınca 1966 doğumlu Ergin Ataman’in farklı ve kimilerine antisempatik gelen yaklaşımlarını daha makul ve anlamlı görebiliyoruz. Ve kim ne derse desin halen başarılı olmasını tebrik etmek gerekiyor. Ote yandan bu yaşla da ilgili değil doğrudan. Yakup Sekizkok mesela 1980 doğumlu ama teorik bilgilerini sahaya yansıtmak, oyun okuma ve iletişim konularında bence sınıfta kalıyor. Aydan Siyavus rahmetli koçluğun piridir. O yaşasaydı bence yine başarılı olurdu. Bu karakter ve değişime açık olmakla ilgili biraz. Benzer süreçler futbol ve diğer branşlarda da yaşanıyor. Bence de Obranin gidişi anlamlı. Ama pes etmeyecek bir takımla yeniden zirveye çıkmak isteyecektir diye düşünüyorum.
İlginiz ve katkınız için teşekkür ederim
Sevgili Murat merhaba. Yazın ders çıkarma olsun, örneklem olsun, benzetme olsun her yönüyle mükemmel olmuş.
Yazmaya mutlaka devam etmelisin.
Eline, yüreğine sağlık.
Sevgilerimle…
Naci Abi ilgin ve düşüncelerin çok çok teşekkür ederim. Yazı ile fikirlerimi paylaşmak beni rahatlatıyor, iyi hissetmemi sağlıyor. Senin gibi disiplinle düzenli yazamıyorum. Ancak ilham gelirse yazabiliyorum. Çok teşekkür ederim
selam Murat
Son zamanlarda okuduğum en iyi yazılardan birine imza atmışsın.
İhsan Bayülken
İhsan selamlar,
İlgin ve nazik yorumun için teşekkür ederim.
Abi makalede sadece baskebol yok hayata dair olmuş saolasin! Sevgiler
Teşekkür ederim
“Basketbolun hybrid değişimi” Mükemmel bir benzetme👏👏👏
İlginiz ve düşünceniz için teşekkür ederim.
Değişimin içinden geçerken değişimi fark etmek zordur. Bu anlamda yazınızın sadece koçluğu değil tüm meslekleri kapsayan, değerli bir yazı olduğunu düşünüyorum. Kaleminize sağlık Murat Abi.
Mert Aksongur
Mert çok teşekkür ederim.
Merhaba Murat abi. Keyifle okuduğum, çok yerinde tespitler ve öneriler içeren, okuyucusuna katkı sunan bir yazı paylaşmışsınız. Kaleminize sağlık.
Merhaba, ilgin ve düşüncelerin için teşekkür ederim. Ara sıra aklıma takılan konularda kenid imkanlarımda araştırmalar yapıp yazı yazıyorum. Tespitlerden sonra mutlaka çözüm önerilerinde bulunmaya özen gösteriyorum. Teşekkür ederim.
Sevgili Murat, çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş, tüm basketbol severler bu iki efsanenin istifa sebeplerini anlamaya çalışıyordu, senin detaylı yazın çok bilgilendirici açıklayıcı oldu, teşekkürler.
Merhabalar, mutlaka farklı istifa sebepleri vardır. Ben sadece İstanbul’dan gördüklerimin ışığında, iki efsanenin yaşamış olacakları üzerinden dönüşüm-değişim ile ilgili tespit ve çözüm önerilerinde bulundum. Teşekkür ederim.