Bir gün önce Yeni Zelanda maçı iki uzatmaya, 112 sayıya ve büyük bir geri dönüşe gitmişti. Slovenya karşısındaki 87-66’lık galibiyet daha kontrollü, daha temiz, daha az telaşlı bir oyundu.
Türkiye U17 Milli Takımı bu kez bağırmadan kazandı.
İlk periyot 21-18, devre 40-36. İlk yarı bizim sandığımız kadar rahat geçmedi. Slovenya, pas ritmini bulduğu anlarda savunmamızın arkasına küçük küçük iğneler batırdı. Büyük yara açmadı ama rahatsız etti.
Üçüncü çeyrekten itibaren Türkiye’nin eli direksiyonda daha sağlam durdu. Acele azaldı, top biraz daha doğru yere gitti, savunmada ayaklar daha iyi bastı. Bir önceki maçta yangın merdiveninden çıkmış gibi görünen takım, bu kez merdiveni kullanmadan binadan çıktı.
Bu maçın hikayesi buydu.
Türkiye’nin galibiyeti, 24 saat içinde toparlanan bir aklın işiydi.
Bu yaşta bunun kıymeti var. U17 seviyesi sadece yetenek ölçmez. Duygu ölçer, sabır ölçer, bir gün önceki hatayı ertesi gün masaya koyup düzeltme iradesi ölçer. Bu genç adamlar, Slovenya karşısında o sınavdan geçti.
İlk Yarı Dengede, Sonra Üstünlük
Periyotlar maçın akışını açık söylüyor:
Türkiye – Slovenya: 87-66
1. Periyot: 21-18
2. Periyot: 19-18
3. Periyot: 23-14
4. Periyot: 24-16
Maçta 13 kez liderlik değişti, 6 kez eşitlik oluştu. Bu, ilk yarının ne kadar kararsız geçtiğini anlatıyor. Türkiye öne geçti, Slovenya tuttu. Biz ritim bulduk, onlar pasla frene bastı. Oyun bir süre masanın ortasında duran bardak gibiydi; kimse devirmedi ama herkes biraz itti.
Üçüncü çeyrek ayrım noktasıydı.
Türkiye, o bölümü 23-14 kazandı. Hücumda top daha az elde kaldı. Savunmada ilk temas daha doğru geldi. Gereksiz kahramanlık denemeleri azaldı. Basketbolda bazen en iyi iş, tribünün fark etmediği doğru pastır.
Dördüncü periyotta fark 26 sayıya kadar çıktı. Türkiye toplamda 28 dakika 58 saniye önde oynadı. Slovenya’nın önde kaldığı süre 7 dakika 18 saniyeydi.
Evvelsi gün geri dönen takım, bugün önde kalmayı öğrendi. Bu küçük bir gelişim değil.
Temiz Oyun, Net Üstünlük
Türkiye genel saha içi isabetinde %51 ile oynadı. Slovenya %35’te kaldı. Maçın en sade özeti bu.
İki sayılık atışlarda:
Türkiye: %56.8
Slovenya: %40
Üç sayılık atışlarda:
Türkiye: %35.3
Slovenya: %25
Serbest atışlarda:
Türkiye: %86.4
Slovenya: %71.4
Bir gün önce Yeni Zelanda karşısında 100 sayı yiyen takım, bu kez Slovenya’yı 66 sayıda tuttu. Rakibin kötü şut günü etkiliydi ama sadece ona bağlamak kolaycılık olur. Türkiye daha iyi yerleşti, daha iyi seçti, daha az savruldu.
Bir önceki gece avuç içinde tutulan ateş, bu maçta sobanın içine kondu. Isı vardı, kontrol de vardı.
Doğru Kararlar Fark Yarattı
Klasik box-score skoru, yüzdeleri, ribaundu ve asisti verir. Bu maçta asıl mesele o rakamların nasıl oluştuğuydu.
Şut kalitesi belirgin biçimde yükseldi. Türkiye’nin %51 saha içi isabeti tesadüf değildi. İlk maçtaki dağınık hücumlara kıyasla daha doğru şutlar bulundu. Penetre sonrası dışarı çıkan toplar, potaya yakın bitirişler ve acele edilmeyen hücumlar fark yarattı. Bu yaşta genç adamlar bazen topu potaya değil, kendi heyecanlarına atarlar. Bu kez o oran azaldı.
Savunmada da daha iyi bir görüntü vardı. Slovenya’nın 66 sayıda kalması, konsantrasyonun yükseldiğini gösterdi. Yine de perde sonrası karar anlarında gecikmeler var. İlk yardım geliyor, ikinci yardım bazen yarım adım arkada kalıyor. Daha sert rakipler o yarım adımı affetmez.
Momentum üçüncü çeyrekte döndü. 23-14’lük bölüm sadece sayı farkı yaratmadı; Türkiye’ye oyunun psikolojik üstünlüğünü verdi. Bu üstünlük tek bir büyük üçlükle gelmedi. Arka arkaya doğru yerde durarak, topu biraz daha akıllı çevirerek geldi. Böyle kazanılan momentum daha öğreticidir.
Transition tarafında görüntü karışıktı. Türkiye koşmak istedi ve doğru anlarda açık sahada etkili oldu. Fakat hızlı hücum ile acele hücum arasındaki çizgi hala öğreniliyor. Ribaund sonrası ilk pas temiz çıktığında kolay sayı geldi; telaşlı çıktığında hücum dağınıklaştı. Porto Riko maçında bu ayrım daha pahalıya yazılabilir.
Yük paylaşımı ise maçın en değerli taraflarından biriydi. İlk maçta Ömer Kutluay ve Darius Karutasu çok konuşuldu. Doğal. Fakat Slovenya maçında daha geniş bir takım aklına ihtiyaç vardı.
Atahan Ağaçdelen’in teması, Noyan Tolan’ın yönlendirmesi, Sarp Kaya Arda’nın savunma elleri, Beşir Briant’ın pota koruma tehdidi, Demir Öztürk’ün doğru yerde durma alışkanlığı değerliydi.
Kadroda Arda Öztürk, Emre Yazıcı, Kartal Bora Şimşek, Ömer Yusuf Şık ve Rüzgar Öpçün gibi isimler de var. Her biri her maç manşete çıkmaz. Zaten çıkmaları da gerekmez. Böyle turnuvalarda bazen iki dakikalık doğru savunma, bir faulü akıllı kullanma, kenardan gelen enerjiyi düşürmeme bile takımın omurgasına küçük bir vida sıkar. Vida görünmez ama sandalye onunla ayakta durur.
Türkiye’nin çıkaracağı ders net: savunma toparlandı, şut seçimi iyileşti, fakat ikinci yardım ve ribaund sonrası ilk pas hala özel çalışma ister. Bu takımın hücum yeteneği yüksek. Turnuva ilerledikçe savunmayı iyi gün reaksiyonu olmaktan çıkarıp alışkanlık haline getirmesi gerekecek.
Yıldızlar ve Kolektif Güç
Ömer Kutluay yine takımın oyun aklının merkezindeydi. Top onun eline geldiğinde takım biraz daha sakinleşiyor. Bu önemli; çünkü genç takımlarda güven taktik tahtasında çizilmez, sahada hissedilir.
Darius Karutasu savunmaların saygı duymak zorunda kaldığı bir tehdit. İlk maçtaki büyük performansından sonra Slovenya’nın ona daha dikkatli geleceği belliydi. Burada mesele her topu onun üzerinden bitirmek değildi. Onun varlığının açtığı alanları kullanmak gerekiyordu. Türkiye bunu zaman zaman yaptı.
Yalnız fotoğrafta sadece iki büyük yüz yok.
Atahan Ağaçdelen sertlik verdi. Sarp Kaya Arda topa baskıda canlı kaldı. Noyan Tolan oyunun akışını düzenledi. Beşir Briant pota altında rakibin karar süresini uzattı. Demir Öztürk ilk maçtan gelen tamamlayıcı rolünü bu turnuva için değerli kılmaya devam ediyor.
Bu takım böyle büyür. Bir kişinin omzunda değil, omuzların birbirine değmesiyle.
Slovenya Bitiremedi
Slovenya kötü takım değil. Avrupa altyapı kültüründen gelen ekipler genelde oyunu kolay kolay çöpe atmaz. Pası severler, boşluğu ararlar, sahayı düzgün kullanırlar. İlk yarıda bunu gördük.
Nejc Roznik, Slovenya tarafında öne çıkan isimdi. Fakat katkı takım geneline yayılamadı. Şut yüzdeleri düştü, Türkiye’nin fiziksel baskısı ikinci yarıda kararlarını zorlaştırdı.
Slovenya’nın temel sorunu şuydu: doğru şutu bulduğu bazı anlarda bitiremedi. Güzel sofra kurdular, ekmeği unuttular. Basketbolda bazen bütün mesele budur; hazırlık iyidir ama son lokma eksik kalır.
İlk maçta Porto Riko’ya 92-78 kaybetmişlerdi. Bu yenilgiyle gruptaki yerleri iyice zorlaştı. Format gereği elenmediler ama çapraz eşleşmede daha sert bir rakip ihtimali arttı.
Artılar ve Eksiler Net
Hasan Özmeriç’in önünde iki defter var.
Birincisinde iyi işler yazıyor: savunmada toparlanma, ikinci yarı kontrolü, şut seçimi, serbest atış disiplini ve rotasyondan daha geniş katkı arayışı.
İkincisinde uyarılar var: hücumda bazen bireysel çözüm arama, set başlangıcında topun geç hareket etmesi, perde sonrası savunma kararlarının gecikmesi.
Bu turnuvada karşına ABD, Litvanya, Sırbistan, Fransa, Avustralya gibi fizik ve tempo seviyesi yüksek takımlar geldiğinde, yarım saniye gecikme bazen bir pozisyon değil, maçın yönü olur.
Özmeriç ve ekibi, ilk maçın telaşını ikinci maçta daha planlı bir oyuna çevirdi. Porto Riko maçında aynı disiplinin ilk dakikadan başlaması gerekiyor.
Potansiyel Büyük Ama Hassas
A Milli Takım Başantrenörü Ergin Ataman’ın bu jenerasyona dair sözleri turnuva çevresinde dikkat çekti. Ömer Kutluay ve Darius Karutasu gibi isimlerin A Milli Takım havuzuna yaklaştırılması fikri, bu kadronun nasıl izlendiğini gösteriyor.
Bu güzel ama ağır.
Çünkü 17 yaşındaki bir oyuncuya “gelecek” demek kolaydır; o geleceği bugünden sırtına yüklemek zordur. Bu genç adamların korunması gerekiyor. Övülmeleri kadar doğru eleştirilmeleri de önemli. Hataları olacak, bazı maçlarda kaybolacaklar, bazı pozisyonlarda fazla isteyecekler. Bu yaşta olur.
Bizim işimiz onları her maçtan sonra göğe çıkarmak ya da yere indirmek değil. Doğru yere bakmak.
Bu takımda kumaş var.
Kilit Maç Porto Riko
Sırada Porto Riko var.
Bu maç grup liderliğinin anahtarı. Porto Riko, ilk maçında Slovenya’yı 92-78, ikinci maçında Yeni Zelanda’yı 85-77 geçti. Enerjileri yüksek, tempoyu seven, çizgiye gitmekten çekinmeyen bir takım görüntüsündeler.
Türkiye açısından mesele basit: ilk dakikadan savunma sertliği, top kaybı kontrolü, ribaund sonrası temiz ilk pas.
İlk maçta geri dönüş, ikinci maçta kontrol geldi. Üçüncü maçta aranan şey başlangıçtan bitişe kadar olgunluk.
Benim tahminim şu: Türkiye daha geniş kadro katkısı bulur ve top kayıplarını makul seviyede tutarsa Porto Riko’yu yenebilir. Fakat yıldız performansına fazla yaslanan bir senaryo riskli olur. Porto Riko temposuz dağınıklığı seviyor. Onlara dağınıklık verilirse, onu alıp skor yaparlar.
Liderlik Yolunu Açıyor
Türkiye, C Grubu’nu birinci bitirirse son 16 turunda D Grubu’nun dördüncüsüyle eşleşecek. Kağıt üstünde en avantajlı yol bu.
D Grubu’nda Avustralya, Sırbistan, Fildişi Sahili ve Venezuela var. İlk görüntüde Avustralya en güçlü takım gibi duruyor. Sırbistan ise ismiyle bile dikkat ister; altyapı geleneği kolay silinmez.
Muhtemel dördüncülük hesabında iki isim öne çıkıyor: Venezuela ve Fildişi Sahili.
Venezuela, Sırbistan karşısında 84-53 kaybederek çok kötü başladı. Bu skor onların dördüncülük ihtimalini artırıyor. Fildişi Sahili ise Avustralya’ya 78-73 kaybetti; yenildi ama direnç gösterdi. Bu yüzden tabloyu sadece isimle değil, maç karakteriyle okumak lazım.
Bugünkü tahminim şu: Türkiye C Grubu’nu lider bitirirse, son 16’da en güçlü ihtimal Venezuela. İkinci ihtimal Fildişi Sahili.
Hangisi gelirse gelsin, ilk 5 dakika belirleyici olur. Eleme maçında “nasıl olsa döneriz” rahatlığı yoktur. O kredi kartının limiti çabuk biter.
Favoriler Şimdiden Belli
Turnuva henüz başında ama bazı işaretler net.
ABD fizik, tempo ve derinlikle yine favori görüntüsünde. Japonya karşısındaki farklı galibiyetleri bunu gösterdi. ABD’yi izlerken bazen takım değil, tam kadro hızlı tren garı izliyormuşsun gibi oluyor; biri geliyor, biri gidiyor, tempo düşmüyor.
Litvanya dikkat çekici. Kamerun karşısındaki farklı galibiyetleri sadece skor değil, altyapı kültürü işaretiydi. Topu paylaşma alışkanlıkları var.
Avustralya güçlü sinyal verdi. Sırbistan karşısında 88-66 kazanmak, bu yaş seviyesinde tesadüf diye kenara atılamaz. Fizik, ribaund ve tempo dengeleri bizim yol haritamız açısından izlenmeli.
Sırbistan ve Fransa ise ilk maçlar itibarıyla soru işaretleri taşıyor. İkisini de erken silmek hata olur. Bu ülkeler bazen turnuvaya kötü girer, sonra kapıyı tekmeyle açar.
Çaprazlar Her Şeyi Belirler
FIBA formatı ilk bakışta rahat görünüyor: gruptaki bütün takımlar son 16’ya kalıyor.
Rahat değil. Sadece sınavın türü değişiyor.
Son 16’da A Grubu ile B Grubu, C Grubu ile D Grubu çaprazlanıyor. Bizim yolumuz doğrudan D Grubu’na bağlanıyor. Grup lideri olursan D Grubu’nun dördüncüsü, ikinci olursan üçüncüsü, üçüncü olursan ikincisi, dördüncü olursan lideri gelir.
Bu yüzden Porto Riko maçı sadece grup maçı değil; turnuvanın kavşağı.
Yanlış yola saparsan hedef değişmez belki ama yol uzar. Yol uzadıkça bacak ağırlaşır, zihin bulanır. Bu yaşta her ekstra zorluk, sadece fiziksel değil, duygusal bir yüktür.
Türkiye, büyük hedef istiyorsa küçük detayları ciddiye almak zorunda. Büyük yürüyüşler bazen en küçük box-out’la başlar.
Gençlik ve Gurur Aynı Sahada
İstanbul’da genç bir milli takımın Dünya Kupası oynaması başlı başına güzel bir şey. Salonun içinde sadece bugünün sesi yok; geçmişin kokusu da var. Bizim basketbol hafızamızda nice yaz akşamı, nice kaçan turnike, nice unutulmaz üçlük duruyor.
Şimdi o hafızanın önüne yeni yüzler çıkıyor.
Ömer, Darius, Atahan, Sarp Kaya, Noyan, Beşir, Demir…
Yanlarına Arda, Emre, Kartal Bora, Ömer Yusuf, Rüzgar gibi isimleri de eklemek gerekir. Çünkü genç takımları sadece manşet oyuncularla anlatırsak, işin okul tarafını kaçırırız. Bu seviyede herkes biraz öğrenci, herkes biraz aday, herkes biraz yarım kalmış defter; ama o defterin bazı sayfaları şimdiden güzel yazılıyor.
Bu genç adamlar henüz şekilleniyor. Bazıları fizik olarak büyüyecek, bazıları şutunu geliştirecek, bazıları savunma disiplinini öğrenecek, bazıları liderliği daha sakin taşıyacak.
Biz de izlerken sabır öğreneceğiz belki.
Son Söz: Bu Maçın Hikayesi Bağırmadan Büyümekti
Türkiye, Slovenya karşısında 87-66 kazandı.
Benim için bu maçın değeri farkta değil; bir gün önceki telaştan sonra gelen sakinlikte. İlk yarıdaki kararsızlığı üçüncü çeyrekte düzene çevirmekte. Şut seçiminde, serbest atış ciddiyetinde, savunma toparlanmasında.
Bu maçın hikayesi bağırmadan büyümekti.
Şimdi önümüzde Porto Riko var. Kapının arkasında son 16, çapraz eşleşme ve D Grubu’nun gölgesi duruyor. Türkiye U17 Milli Takımı bu kapıya iyi geldi. Kapıyı açmak için yetenek kadar soğukkanlılık da lazım.
Slovenya maçı bize şunu gösterdi: Türkiye’nin yıldızları var, ama asıl mesele takım olma ihtimalinin büyümesi.
Şimdi o ihtimalin önünde ince bir köprü duruyor. Altından su değil, turnuva akıyor. Tahtaları yeni, çivileri genç, rüzgarı sert. Bu köprüden geçmek için hızlı koşmak yetmez; adımı doğru yere basmak gerekir. Mavi Gözlü’nün gençlere bıraktığı güven de büyük laftan çok zor anda doğru adımı atacak akıl ve cesaretti. Türkiye o adımı doğru atarsa, bu turnuva takvim yaprağı olmaktan çıkar.
YGE
29 Haziran 2026



