Şu anda U18 Şampiyonası bütün hızıyla devam ediyor. Açıkçası maçları seyrederken o kazandı bu kazandı veya ileride hangi oyuncu fark yaratacak gibi düşüncelerden çok, ‘turnuva sonrası bu çocuklar ne yapacaklar?’ diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Bugün basketbol dünyasında sıkça dile getirilen bir görüş var: EuroLeague ve NBA organizasyonları giderek birbirine yaklaşıyor. Oyun temposu, atletizm, taktik anlayış ve oyuncu profilleri arasındaki benzerlikler her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Peki, bu benzerlik genç oyuncuların bu liglere uzanan yolculuklarında da geçerli mi?
Her iki sistemin başlangıç noktası aslında oldukça benzer. NBA’in bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde ve EuroLeague’in merkezinde yer alan Avrupa ülkelerinde lise mezuniyet yaşı yaklaşık 18. Ancak bu yaştan sonra doğrudan üst düzey profesyonel liglerde oynayan oyuncu sayısı her iki tarafta da son derece sınırlı. Yani 18 yaşında zirveye ulaşmak, istisnai bir durum.
Amerika’da bu sürecin devamı oldukça net bir şekilde yapılandırılmış durumda. NBA hedefi olan gençler, genellikle en az dört yıl boyunca yaşıtlarıyla birlikte NCAA, yani üniversite liginde mücadele ediyor. Bu süreç, oyuncuların hem fiziksel hem de mental olarak gelişmesini sağlayan önemli bir basamak görevi görüyor.
Avrupa’ya, özellikle Türkiye’ye baktığımızda ise tablo farklılaşıyor. Türkiye’de genç oyuncuların U18 seviyesinden sonra yaşıtlarıyla rekabet edebilecekleri güçlü ve sürdürülebilir bir lig yapısı bulunmuyor. Bu nedenle oyuncular, gelişimlerini sürdürmek için kendilerinden daha tecrübeli ve fiziksel olarak daha hazır oyuncuların yer aldığı liglerde şans aramak zorunda kalıyor.
Kendi deneyimlerime dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Özellikle son dört yıl genç oyuncularla çalışma fırsatı bulmuş biri olarak, 18 yaşına gelmiş her oyuncunun aynı gelişim seviyesinde olmadığını açıkça gözlemledim. Bazı yetenekli oyuncular bu yaşta fiziksel ve mental olarak akranlarının gerisinde kalabiliyor. Ancak bu durum kalıcı değil; bir ya da iki yıl içinde tamamen tersine dönebiliyor.
Tam da bu noktada kritik soru ortaya çıkıyor: U18 sonrası bu oyuncular kendilerini nerede ve nasıl geliştirecek?
U18 seviyesinde öne çıkan bazı oyuncular, profesyonel takımların kadrolarına dahil olarak en azından antrenman ortamında gelişimlerini sürdürebiliyor. Koçların gözetiminde çalışmak, onlara önemli bir gelişim fırsatı sunuyor. Ancak aynı şansı yakalayamayan, fakat potansiyel barındıran diğer oyuncular için sistem ciddi bir boşluk içeriyor.
Sonuç olarak, Türkiye’de genç oyuncu gelişiminin en önemli sorunlarından biri, U18 sonrası geçiş sürecinin yeterince yapılandırılmamış olmasıdır. Eğer NBA ve EuroLeague seviyesine oyuncu yetiştirmek istiyorsak, yalnızca yetenek keşfine değil, bu yeteneklerin doğru ortamda gelişimini sağlayacak ara basamakların oluşturulmasına da odaklanmamız gerekiyor.
U18 Türkiye Şampiyonası Sona Ermeden… (Cem Akdağ)

- Reklam-
- Reklam-



Sevgili Cem merhaba.
Çok doğru bir analiz ve tespit de bulunmuşsun. Maalesef 18 yaşından sonra çocuklarımızın önemli bir kısmı kaybolup gidiyor. Oraya uygun bir çözüm acilen ele alınmalı.
Eline, yüreğine sağlık.
Sevgilerimle…
Son dönemde çıkardığımız üst seviyeye ulaşan oyuncularimizin hiçbiri topla dribling yapamıyor, topu konforlu sekilde yere vuramıyor, 1e1 oynayamıyor. İbrahim Kutluaydan Serkan Erdogandan gelsek Onuralp , Furkan Korkmaz Cediye kadar. Gecmiste Büyük ümit beklediğimiz guardlar Berk Kenan ikilisi bile ; birkaç sezon geriye gitsek bunların hiçbirini yapamıyordu. Bu işi yapan insanlara akıl vermek haddim değil; ancak altyapılardan özelikle kısalar cok ciddi defolarla çıkıyorlar. Yanlış oyunculara undersize fiziksel yetersiz kisalara ölü yatırımlar yapılmaya devam ediliyor.
Federasyon bir an önce bu konuya el atıp
Üniversite kulüp işbirliğinin yolunu açmali
mevcutta olan üniversite spor liginden
kendisi destekleyerek
Google’ı ayırıp özel Birlik yapması gerekiyor
kulüpler ve üniversitelerle beraber iyi bir organizasyon kurmak mecburiyetinde
yoksa herkesin emeği çöpe gidecek ya da fırsatı olan Amerika’ya gidecek
Cem hocam çok güzel özetlemişsiniz, acilen U20, U22 ligleri kurulmalı, İspanya ve Fransa da benzer sistemler var , 20 yaşına kadar fiziği gelişimi devam eden oyuncular var , U18 den sonra altyapida potansiyeli yüksek oyuncular bile bench oyuncusu olmaya mahkum ediliyor. TBF umarim U20 ligini BGL formatinda acilen kurar , yoksa gençler basketbolu çoğu birakmak zorunda kalacak. Saygılar
Cem Akdağ abimizin ortaya koyduğu analiz, gerek tespitlerinin isabeti gerekse çözüm önerilerinin gerçekçi yapısı itibarıyla oldukça kıymetlidir. Özellikle lise eğitimi sonrası ile üniversite başlangıç düzeyi arasında oluşan gelişim boşluğunun, tıpkı NCAA modelinde olduğu gibi, akademik süreçle paralel ilerleyen bir yapı içinde ele alınması büyük önem taşımaktadır. Bu geçiş döneminin doğru kurgulanamaması, yetenekli sporcuların sistem dışında kalmasına ya da potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koyamamasına neden olmaktadır.
Bu noktada, BGL liglerinin bir ara model olarak konumlandırılması hedeflenmiş olsa da beklenen basketbol gelişimine yeterince katkı sağlayamadığı açıkça görülmektedir. Oyuncuların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimini destekleyecek, rekabet seviyesi yüksek ve sürdürülebilir bir yapı henüz tam anlamıyla oluşturulamamıştır.
Üst düzey basketbola geçişte modelleme yapılırken, atletik gelişim ile teknik-taktik eğitimin eş zamanlı ve dengeli ilerlemesi gerektiği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Modern antrenman biliminin ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda; yüklenme, toparlanma, bireyselleştirilmiş gelişim ve performans takibi gibi unsurların sistematik şekilde uygulanması zorunludur. Bu bağlamda mevcut yapılanmanın yeniden gözden geçirilmesi ve çağın gerekliliklerine uygun biçimde revize edilmesi kaçınılmazdır.
Diğer yandan, üst düzey liglerde organize edilen maç sayısı ve kalitesi her ne kadar artmış görünse de, takımlardaki yabancı oyuncu yoğunluğu yerli genç oyuncuların süre bulmasını ciddi anlamda zorlaştırmaktadır. Bu durum, genç yeteneklerin gelişim sürecini sekteye uğratmakta ve uzun vadede milli takım havuzunun daralmasına yol açabilecek bir risk oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, Türk basketbolunun sürdürülebilir başarısı için eğitim, gelişim ve rekabet dengesi yeniden kurulmalı; genç oyuncuların sistem içinde aktif rol alabildiği, çok yönlü gelişimi destekleyen ve uzun vadeli planlamaya dayalı bir yapı inşa edilmelidir
Oğlum geçen yıl babasını kaybettikten sonra duygusal olarak çok ağır bir süreç yaşadı. Bir çocuk için baba kaybı gerçekten hayatın merkezini sarsan çok büyük bir eksikliktir. Bu yüzden BDGL maçlarında kendini tam anlamıyla ortaya koyamadı, içindeki mücadeleyi dışarıya yansıtamadı. Aslında yaşadığı şey yeteneksizlik değil; derin bir acının, kaybın ve kafa karışıklığının yüküydü.
Paylaştığınız yazıda bu konuya o kadar ince ve doğru bir şekilde değinilmiş ki, sanki oğlumun yaşadıklarını anlatıyordu. Özellikle oğlumun fotoğrafıyla birlikte görünce çok etkilendim. Bunun bilinçli yapılıp yapılmadığını bilmiyorum ama tam olarak onun içinde bulunduğu ruh halini yansıtmış.
Şimdi sürekli “Ben ne olacağım?” diye soruyor. Çünkü kayıptan sonra çocuklar sadece sevdikleri insanı değil, bazen özgüvenlerini, gelecek hayallerini ve kendilerini ifade etme güçlerini de kaybedebiliyorlar. Ama inanıyorum ki doğru destek, anlayış ve zamanla yeniden ayağa kalkacak. Çünkü bazen çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey eleştirilmek değil, görülmek ve anlaşılmaktır. Basketbolcu annesi