Yerli Malı Haftası (Murat Özyer)

- Reklam-

Yazıma biraz nostaljiyle başlamak istiyorum. 1970’li yıllarda ilkokul sıralarında kutladığımız o meşhur Yerli Malı Haftası’nı hatırlarsınız. Sadece fındık-fıstık yemekten ibaret olmayan bu uygulama, aslında genç Cumhuriyet’in “kendi kendine yetebilme” idealinin ve ekonomik bağımsızlık mücadelesinin sınıf sıralarına yansımış bir öyküsüydü. Sloganı da “Yerli malı Türk’ün malı, her Türk onu kullanmalı” şeklindeydi. Günümüzde içeriği ve önemi değişse de bir şekilde uygulama devam ediyor.
1980’lere doğru ilerlediğimizde ise karşımızda tek kanallı TRT dönemi var. Saat 19.00’da yayına başlayıp 23.59’da İstiklal Marşı ile kapanan bir televizyon dünyasını bugün kızıma anlatmakta ne kadar zorlandığımı itiraf etmeliyim. Ancak o dönemin dizilerinin üzerimizdeki etkilerini şimdi çok daha net analiz edebiliyorum.
Avukat Petrocelli ve Komiser Columbo ile sorgulamayı; Dallas’ın Ceyar’ı ile olayların perde arkasına bakmayı; MacGyver ile eldeki kısıtlı imkanlarla sorun çözmeyi ve Görevimiz Tehlike ile risk almanın heyecanını öğrendik. Geçenlerde bir arkadaşımla bu dizileri yad ederken bana, “Hocam keşke Küçük Ev dizisinde kalsaydık; sade, kabullenen ve mutlu ufak bir aile olarak…” dedi. Sohbeti orada noktaladık. Belki de Küçük Ev’i çok izlemediğim içindir, diğer dizilerin etkisi bende hala sürüyor: Sorgulamayı ve çözüm önermeyi seviyorum.

Bir Talimatın Anatomisi: “1. Yardımcı Antrenör” Gerçeği
8 Mart’ta Necip Kapanlı’nın BSL ve KBSL’deki “Türk yardımcı antrenör” zorunluluğu üzerine yazdığı o önemli yazıdan sonra, Galatasaray – Türk Telekom maçını bir kez daha mercek altına aldım.
7 Mart Cumartesi günü, ligimizde belki de bir ilke şahitlik ettik. Galatasaray Başantrenörü Pozzecco diskalifiye edilince, tıpkı Fenerbahçe derbisinde olduğu gibi İtalyan yardımcı Davide Bonora maçın kalan kısmını yönetmek için ayağa kalktı. Ancak bu kez yardımcı hakem Tolga Akkuşoğlu’nun uyarısıyla başhakem Mehmet Şahin, talimatı harfiyen işleterek: “1. yardımcı antrenör Türk olmak zorunda” dedi. Böylece maç kağıdında bu sıfatla yer alan Cem Güven yönetimi devraldı.
Cumartesi gecesi beni arayan bir arkadaşımın sorusu şöyleydi: “Bir gece önce Beşiktaş – Merkezefendi maçında Dmytro Boldaiev başantrenör olarak maçı yönetti. Neden Galatasaray maçında durum değişti? Kimine göre “maç öncesi ceza” ile “maç içi atılma” farklı prosedürlerdi; kimine göre ise Beşiktaş yardımcı antrenörü Boldaiev’in durumu tamamen bir uygulama hatasıydı. Bana bir açıklama yapar mısın lütfen” dedi. Ben de *“15 Mart’ta Beşiktaş ile karşılaşacak Anadolu Efes cephesi, Alimpijevic’in cezası sürerken bu kuralın nasıl işleyeceği şimdiden yetkililere soracaktır. O maçtaki uygulamaya bakalım anlarız”*dedim.
Yazarın notu: Bu noktada, rahmetli Süleyman Demirel’den de sorulara istediğim içerikle cevap vermeyi öğrendiğimi itiraf etmeliyim. 80’lerde çok şey öğrendik.

MHK Semineri ve Lig Kurulu
Pandemi döneminde değiştirilen “YERLİ MALI HAFTASI” uygulaması gibi olan “1.Yardımcını Türk Vatandaşı olması” kuralı, 2025-2026 sezonu başında TBF tarafından orijinal haline döndürülmüştü. Ancak asıl kritik eşik, 20-22 Şubat tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen hakem semineri oldu. Aldığım bilgilere göre bu seminerde, “Türk yardımcı antrenör” kuralının artık tavizsiz uygulanması kararlaştırılmış ve hakemlere tebliğ edilmiş.
Bu geç atılmış adım doğruydu, ancak iletişim kanallarındaki aksaklık sahaya yansıdı. Galatasaray benchinin, “Fenerbahçe maçında İtalya yardımcı antrenörümüz Bonora maçın kalan kısmını yönetmişti, şimdi ne değişti?” diye sorduğu sahneyi yayında görünce, aslında profesyoneller arasındaki bilgi akışının kopuk olduğunu düşündüm. Eğer kulüpler bu değişikliği Hakem Mehmet Şahin’in uygulaması ile öğrendiyse, bu noktada eksik iletişim ortaya çıkar. Sorumlusunu bilemiyorum, ona da değerli okuyucularımız karar versin.

Üç Büyüklerin “Cankurtaran”ı Basketbol
Büyük camialarda branşlar arası ilgi, hassas bir terazi gibidir. Genelde futbolda başarılı sonuçlar gelince kulüp yönetimlerinde diğerlerine ilgi azalır. Futbolun kötü gittiği gün ise özellikle basketbol “cankurtaran” olur.
Galatasaray ve Beşiktaş: Son yıllarda basketbolun kaderini futbol tayin ediyor. Futbol çok iyi gittiğinde basketbol bir “aksesuar” seviyesine inebiliyor; ancak futbolda umutlar tükendiğinde basketbol, camianın tutunacağı bir “cankurtaran simidi” haline geliyor. Beşiktaş’ın birkaç sezondur “ayağa kalkış” çabasında bu psikolojinin payı büyük. Ülke Basketboluna önemli katkılar veren bir camia olarak basketbola tekrar sahip çıkmaları gerçekten sevindirici.
• Fenerbahçe Farkı: Fenerbahçe, bu döngüden çıkmayı çok daha önce başararak basketbolu “sürdürülebilir bir kültür” haline getirdi. Çıkış noktaları futbolda istenilen sonuçlara ulaşamamak olsa da, Ülker sponsorluğu, Avrupa standartlarındaki Arena, önce Aydın Örs sonra Obradovic liderliklerindeki uzun soluklu yapılanma ile başarıyı kurumsal bir kimliğe büründürdüler.

Dokuz Maç, Beş Farklı “Direksiyon”
İstikrar, coğrafyamızda en çok konuşulan ama en sık ertelenen kavramdır. Basketbolu ülkemize getiren kulüp olarak kendisinden haklı olarak gurur duyan bir camia olan Galatasaray’ın 27 Aralık’taki Trabzonspor maçından bu yana geçen 9 maçlık periyottaki antrenör trafiği, rekorlar kitabına girecek türden:
1. Trabzonspor maçı: Yakup Sekizkök
2. Glint Manisa maçı: Gökhan Turan
3. Beşiktaş Gain maçı: Gianmarco Pozzecco
4. Fenerbahçe Beko maçı: Davide Bonora
5. Türk Telekom maçı: Cem Güven
Yeni Sportif Direktör Micov’un önündeki bu tablo, ciddi bir “B Planı” gerekliliğini ortaya koyuyor. Pozzecco’nun enerjik ama agresif yapısı gereği sezonun kalan bölümündeki maçlarda da saha dışına kalabileceğini öngörerek, talimat gereği takımı yönetecek olan Türk yardımcı antrenörünü belirleyip, bu antrenörün takımdaki saygınlığını ve iletişim statüsünü güçlendirmesi şart. Aksi halde, Bonora üzerinden kurulan tüm planlar yazılı kuralları uygulayan bir hakem uyarısıyla saniyeler içinde imha olabiliyor.

Necefli Maşrapa’dan Marcus Aurelius’a
Galatasaray yönetiminin Fenerbahçe ve Türk Telekom yenilgileri sonrası yaptığı “MHK Başkanı istifa” yazılı açıklamalarının hafif ve havada kaldığını düşünüyorum. Gerçek bir baskı unsuru ve kalıcı bir etkileşim yaratmak istiyorlarsa biraz diğer kulüplerin yöntemlerini incelemeleri gerekiyor. Bununla beraber TBF ile ikna süreçlerini profesyonel bir diplomasiyle yönetmeli, salonun %75’lik bölümünü “kemik basketbol seyircisiyle” doldurabilmeli, camiasını etkin kullanabilmeli ve talimatnamelerin eşit uygulanmasının her saniye takipçisi olmalı.
Tam bu noktada, kuralın özüne dair bir parantez açmak boynumuzun borcu: 1. yardımcı antrenörün Türk olması mecburiyetini, sadece kağıt üzerinde zorunlu bir yaptırım olarak görmüyorum. Aksine bu kararı, tıpkı çocukluğumuzdaki “Yerli Malı Haftası” mantığıyla örtüşen, öz değerlerimize sahip çıkan stratejik bir hamle, Türk basketboluna yeni antrenörler kazandırmak adına atılmış bir adım olarak görüyorum. Ve net bir şekilde, şartsız koşulsuz destekliyorum. Kendi mutfağımızdan yetişen değerlere yer açmak, bu oyunun bu topraklardaki geleceğidir.
Roma İmparatoru ve Stoacı filozof Marcus Aurelius, dünyayı ikiye ayırır: Kontrol edebildiklerimiz ve kontrol edemediklerimiz. Ve ekler:
“Erdem, başımıza gelenle değil, yaptığımız şeylerle ortaya çıkar.”
Hakem kararları veya federasyonun tutumu çoğu zaman kulüplerin kontrolü dışındadır; ancak kuralı bilmek, organizasyonu değerli hale getirmek ve yerli antrenörüne sahip çıkmak tamamen kulüplerin kontrolündedir. Bu özlü sözü buraya, parkenin ve masanın sorumluluğunu taşıyanlar için bırakıyorum. Sorumluluğu olanların bu kadim ilkeden ilham alması dileğiyle…
Murat Özyer
Basketbol İnsanı

- Reklam-

13 YORUMLAR

  1. Türkiye Cumhuriyetinde Türkiye Basketbol süper liginde Türk antrenör kural gereği takımda bulunuyor Türk oyuncu kural gereği sahada yer alıyor.Ferderasyona sorsan işleri Türk sporu ve sporcunun geliştirmek.gülesim geldi.

  2. Fenerbahçe’de erkek basketbolun 10-15 yıl aralıktan sonra yeniden ayağa kaldırılışı taaaa Ali Şen döneminde başladı. Kadında ve diğer bütün branşlarda devrim niteliğinde sıçramaların ise hepsi Aziz Yıldırım dönemindeki planlı sistemli çalışmanın ürünüdür. Basketbol da bunların arasında yerliyerine oturtuldu. Kulüp sekiz branşta altyapı endüstrisine dönüştürüldü. Örneğin onun döneminde açılan yüzme şubesi, branştaki çok eski (GS gibi) ve iddialı-yatırımlı (ENKA gibi) rakipleri geride bıraktı ve bugün dünya-Avrupa şampiyonu ve rekortmeni çıkartır hale geldi. Bu hayali bile edilemeyen bir branştaki başarıydı, diğerlerinden farklı olarak, artık onları saymaya gerek yok. 30 yılı aşkı süreç bu. Futbolla hiç ilgisi yok. O dönemin başlarında da FB zaten futbolda da şampiyon oluyordu. Hatta 2008’de Avrupa futboluna hava attı, kıtayı izletti kendisine, o dönemki milli takıma bile kaldıraç oldu. Sadece futbolu izleyen taraftar kesimi için kıyaslamalarınızın duygusal anlamda doğruluk payı olabilir, camia olarak asla değil, basketbol 35 yıldan beri her zaman Fenerbahçe’de özel bir yere sahip, öbür branşlar da kendi yerlerine sahip. GS ve BJK gibi futbol iyi giderken önemi azalan şeyler asla değiller. FB onlar gibi baksaydı işe, bu düzeylere gelemezdi. Bu işe “futbolun yanında başka eğlenceler de bulalım” kafasıyla değil buraları hedefleyen vizyonla girişildi. Onun için sonuç alınıyor.

  3. Yerli malı haftaları bu ulusun benliğinin sağlamlaştırıldığı çok önemli faaliyetlerden biriydi. Yabancı çıkarlarla bağlantılı çevreler tarafından tukaka edilme ve alay etme kampanyalarıyla gömüldü, başka şeyler gibi. Bugün bu ultraliberal fanatikler ve işbirlikçileri bademler yüzünden Atatürk köşesiz okullar ve Atatürk’süz İstiklal Marşsız karneler aşamasına kadar geldik. Kendine yabancılaşma ve kendi değerlerini aşağılama denen rezilliğin (bir ulusu içerden teslim almanın formülü – dünya babaları bunu kendileri ifade ederler) en çok boy attığı spor branşı basketbol. Türk oyuncu ve antrenörlerin kural da çiğneyerek ekarte edilmesine ses çıkartılmak zorunda. Voleybolun örneğin sadece kadınlar tarafında Türk antrenörler itekleniyorlar, dünya ülkeleri kulüp ve milli takımlarında Türk antrenör çalıştırırken kendi ülkelerinde hiçbir elit takımda (kendi yetiştirdikleri oyuncuların başında) görev alamıyorlar. Erkekte ise durum çok daha iyi, Ziraat Türk antrenörle geçen yıl CEV cup’ı alıp bu yıl da Avrupa’nın en tepesine yürürken, FB yerliye döndü – silkiniş alametleri gösteriyor, Altekma ise yerli ile hayatında ilk kez katıldığı Avrupa Kupalarında yarıfinal gördü, bütçe şampiyonu GS ise yabancıya geçti – düşüş başladı, 3 yıldır yabancı deneyen Halkbank başaşağı gide gide bu yıl Avrupa’da fiyasko yaşadı. Basketbolda ise bu illet Türk oyuncuların dirseklenmesine kadar ilerlermiş durumda. Bir de Türkler çalışmıyor veya yanlış yapıyor diyenler sadece basketbolda. Türk yüzücü, boksör, atlet, kürekçi, yelkenci, jimnastikçi, voleybolcu, okçu, atıcı, tenisci olunca çalışkan ve başarılı da, basketbol potasının “tembel”(!) çocukları niye bu kadar “cezbettiğini” anlayamıyorum(!!!!!) Her ülke Avrupa’da kendi değerlerini kurallı-kuralsız korur gösterir, bizim sonradan görme liberaller gibi yapan yok. Yerli malı haftası olumlu örnek, basketbol oyuncu ve antrenörlerine sahip çıkılmalıdır.

  4. Sayın Özyer,
    Değerli makalenizi okurken, “Basketbolu ülkemize getiren kulüp olarak kendisinden haklı olarak gurur duyan bir camia olan Galatasaray’ın”, beyanınıza rastladım ve basketbol bilgimden şüpheye düştüm. Bu iddiaya daha önce bu dergide yorum yazan bir beyefendinin yorumunda rastlamıştım; hemen bir mesaj yazarak yanlışını düzeltmiştim, fakat bu defa aynı iddia sizden gelince kendimden, bilgimden kuşkulandım. Evdeki yazılarımdan bu iddianın yanlışlığından yeniden emin oldum, ama size bir makale tavsiye etmeyi borç bildim.
    Mustafa Mutlu (2023). Basketbolun Türkiye’de doğuşu ve gelişimi (1938 yılına kadar). Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, 13(3), 1681-1698.
    Sayın Mutlu makalesinin giriş bölünün son paragrafında aynen şöyle yazmış: “Çalışmada spor tarihiyle alakalı telif eserler ve dönemin basın malzemeler temel başvuru kaynakları olmuştur. Çalışma kapsam olarak geniş bir tarih aralığında olduğundan ağırlıklı olarak basketbolun İstanbul’daki gelişimine değinilmiştir.”
    Kısaca, çok kapsamlı bir çalışmadır, makalenin sonunda yararlanılan ve/veya atıfta bulunulan kaynaklar listesi yer almaktadır.
    Son olarak belirtmeliyim ki, Türkiye’ye basketbolu getiren kulüp Galatasaray değildir. Fenerbahçe veya Beşiktaş da değildir. Dolayısıyla kimsenin bununla övünmesine de gerek yoktur.

    • Üstad, kaynaklarda Robert Kolej hocasının basketbolu ülkemize getirdiği yazıyor ama sanıyorum ki kulüp bazında basketbol takımının kurulması ilk Gs kulübü ile başlıyor o nedenle de basketbolu ülkeye getiren kulüp olarak kabul ediliyor. Saygılar…

      • Öyle bir “kabule” onlardan başka kimse mazhar olamazdı zaten. Onların işi tarihi “yeniden yazmak”, çünkü tarihin mevcut haliyle sıkıntıları çok…..

      • Sayın Beyefendi, lütfen o makaleyi okuyunuz. Kaynakça listesindeki eserlerden bir ikisinin nüshasına da sahibim. Türkiye’ye basketbolu getiren (esas itibariyle) bir Amerikan kuruluşu. Kulüp bazında takım kuranlarsa başkaları. 1938 yılına kadar GS, FB ve BJK’nin adı dahi geçmiyor. Maccabi takımının adı ise her yıl geçiyor, birçok şampiyonlukları var. Eğer “kulüp bazında” beyanınızdan kastınız, üç büyüklerse evet doğru ilk basketbol takımı kuran GS, FB ise bir yıl sonra kuruyor, fakat her ikisinin de basketbolun doğuşu ve gelişimine katkıları yok. Saygılarımla…

  5. Fenerbahçe’de erkek basketbolun 10-15 yıl aralıktan sonra yeniden ayağa kaldırılışı taaaa Ali Şen döneminde başladı. Kadında ve diğer bütün branşlarda devrim niteliğinde sıçramaların ise hepsi Aziz Yıldırım dönemindeki planlı sistemli çalışmanın ürünüdür. Basketbol da bunların arasında yerliyerine oturtuldu. Kulüp sekiz branşta altyapı endüstrisine dönüştürüldü. Örneğin onun döneminde açılan yüzme şubesi, branştaki çok eski (GS gibi) ve iddialı-yatırımlı (ENKA gibi) rakipleri geride bıraktı ve bugün dünya-Avrupa şampiyonu ve rekortmeni çıkartır hale geldi. Bu hayali bile edilemeyen bir branştaki başarıydı, diğerlerinden farklı olarak, artık onları saymaya gerek yok. 30 yılı aşkı süreç bu. Futbolla hiç ilgisi yok. O dönemin başlarında da FB zaten futbolda da şampiyon oluyordu. Hatta 2008’de Avrupa futboluna hava attı, kıtayı izletti kendisine, o dönemki milli takıma bile kaldıraç oldu. Sadece futbolu izleyen taraftar kesimi için kıyaslamalarınızın duygusal anlamda doğruluk payı olabilir, camia olarak asla değil, basketbol 35 yıldan beri her zaman Fenerbahçe’de özel bir yere sahip, öbür branşlar da kendi yerlerine sahip. GS ve BJK gibi futbol iyi giderken önemi azalan şeyler asla değiller. FB onlar gibi baksaydı işe, bu düzeylere gelemezdi. Bu işe “futbolun yanında başka eğlenceler de bulalım” kafasıyla değil buraları hedefleyen vizyonla girişildi. Onun için sonuç alınıyor.

  6. Yabancı antrenör olacak tabi yıllarca türk antrenörler değil miydi yabancı basketbolculari alan…. Şimdi antrenörler içinde yabancı sınırı kalksın sporcularla bir oylama yapsak türk antrenör isteyecek kadar hiç bir takımda türk yok….. O yüzden kendi düşen ağlamaz….

  7. Herkes herşeyi biliyor.
    Kokoskov gidince takımı niye atletik performans koçu yönetti?
    Kadınlar ligine bakın. İstatistikçi maç yönetti. Hakem de Euroleague hakemimiz değerli E.M idi. Daha çok sayarım burdan da. Ayıp olur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medya

33,250TakipçilerTakip Et
38,158TakipçilerTakip Et
65,321AboneAbone Ol

En Son Haberler