Alimpijevic ve Pozzecco’nun yıl içinde ve çeyrek final maçları sonrasında ki yapmış oldukları açıklamalara bakınca bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim…
Alimpijevic ve Pozzecco’nun açıklamaları…
Alimpijevic açıklamasında:
Mükemmel bir iş yaptıklarını belirtiyor…Ülkemize geldiği günden beri yaptığı gibi ‘taraftara!’ Teşekkür ederek söze başlıyor… Hemen ardından serinin ikinci maçını kaybetmesinden dolayı maçı yöneten hakemlerden şikâyet ederek devam ediyor… Basketboldan biraz anlayanların! ikinci maçta neler olduğunu anlayacağını, konuşursa ceza alacağını söylüyor… Galatasaray’ın bütçesinin Beşiktaş’ın bütçesinden yüksek olmasına rağmen üç sezondur sezonu Galatasaray’ın üstünde tamamladığını belirttikten sonra en iyi dört takım arasına girdiklerini, mükemmel iş yaptıklarını, Beşiktaş’ı Türkiye’nin ve Avrupa’nın en iyi takımlarından biri haline getirdiklerini ifade ediyor.
Alimpijevic, 123 yıllık geçmişi olan Beşiktaş Kulübünün ligi Galatasaray’ın üstünde bitirmesini başarılı bir sonuç olarak açıkladı. Ve ‘mükemmel bir iş’ yaptıklarını duyurdu. Ben Alimpijevic’in ‘başarı’ açıklamasını ve ‘mükemmel bir iş’ tanımını idarecilerinin ve basketbolseverlerin takdirine bırakıyorum…
Alimpijevic maçlardan sonra, oyuncuları ve teknik açıklamaları neredeyse hiç konuşmazken işin taraftar kısmını hep ilk sıraya aldı… Önemle kaybettiği maçlar sonrasında yapmış olduğu ajitasyonlarla hem idareci hem de taraftar grubunu konsolide etmeye gayret etti…
Kaybettiği maçlardan sonra kendisi ‘koç’ olarak hiçbir şekilde suçlu olmadı… İlk suçlu hakemler oldu… Ceza almaktan çekinmesinden dolayı (sanki sahada hakem kovalayan, edep yerini tutup rakiplere gösteren kendisi değilmiş gibi) hakemlere yönelik konuşmayacağını belirtti…
Sormak isterim: Bugüne kadar adlarını bilerek açıkladığı, istenmez olarak ilan edilen hakemlerimizin hangisi tekrar Beşiktaş maçını yönetebildi?..
Kısa bir süre önce de menajeri Raznatovic: “Alimpijevic’e diğer kulüpler tarafından yoğun bir ilgi olduğunu, çok isteyeni bulunduğunu ve çabuk olunmazsa Alimpijevic’in başka kulüpler tarafında kapılabileceğini!” açıklayarak son noktayı koymuş oldu…
Gelelim Pozecco’ya:
Geldiği günden beri Vlado Micov’un onu aradığı andan itibaren duyduğu heyecanı belirtiyor!.. Taraftarımız! Beni sevdi diyor… Geldiğimde mantaliteyi değiştirmeye çalıştım, takımda ki enerji düşüktü, asla pes etmeyen bir takım ortaya çıkarmaya çalıştık ve hiçbir zaman pes etmedik sözleriyle açıklamasını tamamlıyor…
Pozzecco geleli yaklaşık altı ay oldu. Kendisi Micov’un onu aradığındaki mutluluğa ve heyecana! açıklamalarında sık sık değiniyor… Bu masalı kimlerin duymasını ve kimlerin bu masala inanmasını istiyorsa altı aydır ‘duyduğu heyecan’ masalını anlatıp duruyor.
Pozzecco’da taraftarı elinde tutma derdinde ki “taraftarın onu sevdiğini ve taraftarlarla aralarında sıcak bir bağ” olduğunu söyleyip duruyor…
Takımın enerjisini yükselttiğini söylüyor ama bizler 20 sayının üstünde biten çok maçta her nedense o enerjiyi göremedik… Pozzecco’nun enerjiden kastı, neredeyse her maçta oyuncuların kucağına atlaması ve arada birde gömleğini yırtması ise ona diyecek bir şeyim olmaz…
Kaybedilen maçlardan sonra “takımı ben kurmadım” diyerek sorumluluğu üzerinden attığı açıklamalara az denk gelmedik…
Pozzecco’da her açıklamasında Micov’a değinerek işin menajer kısmını sağlama almayı da ihmal etmiyor…
Ben sizlere bir soru soracağım 2-1 elendikleri Beşiktaş maçı sonrası Pozzecco sizce neden mutluydu? Sizlere maçı 20 sayı farkla kaybetmedikleri ve maçta 110 sayı yemedikleri için desem ne dersiniz?.. Bu söylediğime inanmayanların maç sonunu tekrar izlemelerini öneririm…
Bu sezon Galatasaray’ın almış olduğu sonuçlara bakarak sevgili Yakup’a büyük adaletsizlik yapıldığını düşünüyorum. Sevgili Yakup’un en önemli eksikliği ve ‘enerji’ den kasıt, oyuncuların kucağına atlama, gömlek yırtma ve taraftarı ajite etme olayı ise kendisini bu eksikliklerinden dolayı kutladığımı belirtmek istiyorum.
Bizler sevgili Yakup’u geçen sezon Galatasaray’a Avrupa’da final oynatmasından A Milli Takımımızdaki başarılı koçluğundan fazlasıyla tanımaktayız… Bunları belirtmeden geçmem sevgili Yakup’a büyük haksızlık olacaktır…
Aklımızla dalga geçilmesi…
Alimpijevic ve Pozzecco’nun yapmış oldukları açıklamalarla gelmiş oldukları kulüplerin basketbol geçmişlerini-başarılarını yok saydıklarını büyük bir üzüntü ile görmekteyiz. İlgili kulüp yetkililerinin bu konularda koçları uyarmamaları ise ayrı bir tasa konusu…
Her iki koça aklımızla dalga geçmeyi bırakıp gelmiş oldukları kulüplerin sadece basketbol değil tüm branşlardaki başarılarını incelemelerini öneririm.
Alimpijevic ve Pozzecco’nun açıklamalarını okurken bazen kendimi George Orwell’ın distopik 1984 kitabını okuyor gibi hissediyorum… Sanki ülkemize basketbolu onlar getirmiş, onlardan önce bu ülkede basketbol oynanmıyormuş gibi bir esinti yaratıyorlar…
Artık yeni bir antrenör-koç tanımının yapılması gerekiyor!..
Şöyle ki; eskiden! (Eskiden kelimesinden de hiç haz etmediğimi belirtmek istiyorum) bir takıma koç aranırken koçluk donanımının yanı sıra geçmiş başarılarının ne olduğu, almış olduğu eğitimler, kimlerin yanında çalıştığı, yapmış olduğu çalışmalar, liderlik özelliği, tutarlı ve adaletli olması hassasiyetle incelenir ve bunların hepsinden öte nasıl bir insan olduğu, çevresine nasıl bir intiba bıraktığı ve güvenilir olup olmaması önemle dikkate alınırdı.
Ancak günümüzde gelmiş olduğumuz noktada bir koçun transferindeki en önemli etkenlerden biri hatta en önemlisi menajerinin! Kim olduğu oluyor… Ardından transfer olduğu kulüpteki taraftar grubuyla (olası başarısızlıkta yönetime karşı kullanabilmek adına) ne kadar içli dışlı olacağı-olduğu önem taşımaya başlıyor. Bunların arasına da transfer olduğu kulüpteki idarecilerden birkaçını yanına çekebildiyse o koçtan iyisi olmuyor… Tabii bu özelliklerin yanında ‘şovmen’ yanı da aranan özellikler arasında yer alıyor…
Sevgili basketbolseverler;
İşte karşımıza çıkan başarılı koç tablosu bu şekilde oluşuyor. Aslında bundan sonrası için antrenör eğitimlerinde işin teknik taktik kısmı kadar iyi bir koçta bulunması gereken özellikler arasına yukarıda yazdığım niteliklerinde yer alması gerektiğini düşünüyorum…
Saygılarımla.




Sonunda aklı başında, düşünülmüş ve örnekleriyle açıklanmış bir yorum. Çok teşekkür ederim, tam kafamdaki fikirlerdi.
Tüm sistemi provake etmek seyirciyi yanına almak,galip geldiğinde “ben “mağlupken “o” fikri bizi ileri götürmüyor. Ve fakat öyle zamanlardan geçiyoruz ki taraftar neden bazı detayları görmüyor diyemiyorum.
Elinize sağlık
Aşırı gereksiz hassasiyetlerle dolu bir yazı
Duygusal ve yerli milli yazısı olmuş gibi sanki tâbi ki bir de bu açıdan da bakmak lazım. Resmin bütününe bakarsak lig için Yakup Sekizkok ile Pozzecconun ile istatistikleri neredeyse aynı biri yüzde 53 biri yüzde 55 civarı. Pozecco ilk başta seri ve dikkat çekici galibiyetler aldığı için dikkat çekti sanırım. Ayrıca koçların hakem ve taraftar konusunda seri devam ederken düşüncelerinin ibreyi kendi tarafına çevirmek için söylediğini düşünüyorum. Yoksa öz eleştiri yapabilecek iki koç bence. Diger bir konuda futbolda olan işte bu takımları hafife alıyor soylemi basketbolda olmadığını düşünüyorum. Basketbolda Türkiye ve Türk takımları gayet biliniyor bence. Hatta Alimpijevic kulüp kültürüne, taraftar gücüne saygı duymasa Euroleague de baş altı bir takımda rahatlıkla olabileceği kanaatindeyim.
Çok yerinde tespitler Sn Özonay. Basketbolumuzun Osmanlının kapitülasyonlar dönemindeki şartları yaşadığına inanmaktayım. Ligimizin adında bir şekilde Türkiye Ligi geçmekte ancak teknik, etik ve ekonomik yönlerden sınırları belirleyenler dışarıdan. Bize ait olan tek şey heba olup giden zaman, enerji ve kaynaklardır. Bunlar lütfedip geldik edalarında gelip fazlasıyla paralarını alıyorlar, egolarını tatmin edip gidiyorlar. Biz ise bizim belirlemediğimiz ve bizim hakim olmadığımız şartları yaşamak zorunda kalıyoruz. Bize onların bıraktığı karışık, düzensiz işleri tartışmak kalıyor. İşin en acı kısmı ise tüm bunlara çanak tutan içimizdeki mühim şahsiyetler!… Bir de şunu eklemek isterim Sn Sekizkök GS’de iken kendini takımın sahibi, yöneticisi ve teknik direktörü gibi gören kaptanına rağmen işini yapmıştır ki bu başlıbaşına bir başarıdır! Ama yukarıda dediğim gibi kapitülasyonlar dönemi şartları… Sağlık ve huzurda kalın…
Bunu bide Yakup Sekizkökle çalışan oyunculara sorun bence