Türk kadın voleybolunun son yıllardaki yükselişini yalnızca kazanılan kupalarla, dünya sıralamasındaki yerle, yıldız oyuncularla ya da bir maçın sonucuyla açıklamak mümkün değil.
Çünkü bazı başarılar vardır; skor tabelasında görünür ama asıl hikâyesi skor tabelasının çok daha ötesindedir.
Türk Kadın Voleybol A Milli Takımı’nın başarısı da böyledir.
Bugün ortada yalnızca başarılı bir takım değil, başarı üretebilen bir ekosistem vardır.
Ve bu ekosistemin en önemli özelliği, başarının tek bir kişiye, tek bir kuşağa veya tek bir antrenöre bağımlı olmamasıdır.
Asıl mesele budur.
Başarı Bir Sonuç Değil, Kültürdür
Spor biliminde sürdürülebilir başarı; yetenek, antrenman, fiziksel kapasite ve taktik organizasyonun toplamından daha fazlasıdır.
Başarıyı sürdürülebilir kılan şey, bütün bu unsurların ortak bir kültür içerisinde birbirini tamamlamasıdır.
Türk kadın voleybolunda son yıllarda ortaya çıkan en önemli değişim de tam olarak burada gerçekleşmiştir.
Milli takım artık yalnızca maç kazanması beklenen bir yapı değildir.
Oyuncunun kendisini ait hissettiği, sorumluluk aldığı, hata yapabildiği, yeniden deneyebildiği ve takımın ortak hedefi için bireysel kapasitesini kullanabildiği bir yapı haline gelmiştir.
Başka bir ifadeyle;
Takım olmak, aynı formayı giymekten çıkarak aynı anlamı taşımaya dönüşmüştür.
Yıldızlar Var, Ama Sistem Yıldızlara Bağlı Değil
Türk voleybolunun uluslararası başarısında yıldız oyuncuların rolünü küçümsemek mümkün değildir.
Ancak önemli olan şudur:
Bir sistem yıldızlar sayesinde başarılı olabilir; fakat yalnızca yıldızlara bağlıysa sürdürülebilir değildir.
Başarılı sistemler, yıldız oyuncular yaratırken aynı zamanda yıldız olmayan oyuncuların da değer üretebildiği yapılardır.
Milli takımın güçlü taraflarından biri, farklı oyuncuların farklı zamanlarda sorumluluk alabilmesidir.
Bir gün hücumcu, başka bir gün pasör, bir başka gün libero veya blok organizasyonu takımın kaderini değiştirebilir.
Bu durum bize spor psikolojisinin temel gerçeklerinden birini hatırlatır:
Kendisine ihtiyaç duyulduğunu hisseden sporcu, yalnızca görevini yapmaz; sorumluluk alır.
Sorumluluk alan sporcu ise takımın kapasitesini büyütür.,
Güven: Görünmeyen Performans Parametresi
Bir takımın teknik kapasitesi ölçülebilir.
Servis yüzdesi ölçülür.
Blok sayısı ölçülür.
Hücum verimliliği hesaplanır.
Ama güveni ölçmek çok daha zordur.
Oysa yüksek performans sporunda güven, ölçülemeyen fakat sonucu doğrudan etkileyen değişkenlerden biridir.
Oyuncunun hata yaptığında kenara bakıp ne göreceğini bilmesi önemlidir.
Bir sonraki topa çıkarken geçmişteki hatasının onu tanımlamayacağını bilmesi daha da önemlidir.
Çünkü yüksek seviyede sporcu yalnızca fiziksel rakiple mücadele etmez.
Kendi hatasıyla, beklentiyle, baskıyla ve başarısızlık korkusuyla da mücadele eder.
Bu nedenle başarılı takımların en büyük avantajlarından biri, hata sonrası yeniden başlayabilme kapasitesidir.
Türk kadın voleybolunun önemli kazanımlarından biri de bu psikolojik dayanıklılık kültürünün giderek güçlenmesidir.
Milli Takım Artık Bir Son Durak Değil, Bir Ortak Akıl
Başarılı milli takım yapılanmalarında kulüp ile milli takım arasında bir rekabet değil, tamamlayıcılık ilişkisi vardır.
Oyuncu yalnızca milli takım kampında gelişmez.
Kulübünde gelişir.
Altyapısında gelişir.
Antrenörüyle gelişir.
Performans ekibiyle gelişir.
Rakiplerinden öğrenir.
Ve bütün bu birikimini milli takım çatısı altında ortak bir akla dönüştürür.
Dolayısıyla milli takım başarısını yalnızca milli takım antrenörüne veya oyuncularına bağlamak eksik bir analiz olur.
Milli takımın başarısı, yıllar boyunca oluşmuş insan kaynağının, antrenörlük kültürünün, kulüp organizasyonlarının, altyapı yatırımlarının ve rekabet ortamının ortak ürünüdür.
Bu nedenle bugünkü başarıyı anlamak için bugünkü takıma değil, geçmişte yapılan yatırımlara bakmak gerekir.
Kadın Sporunda Bir Zihniyet Değişimi
Belki de bu başarının en önemli sonuçlarından biri sportif olmaktan çok toplumsaldır.
Kadın voleybolu artık yalnızca bir spor branşı değildir.
Çocukların rol modellerini gördüğü, genç kızların kendilerini sporun içerisinde hayal edebildiği, ailelerin kız çocuklarını spora yönlendirmesinin normalleştiği güçlü bir sosyal alandır.
Bir milli takımın başarısı, kendisinden sonraki kuşağın hayal sınırlarını değiştiriyorsa, o başarı artık sadece sportif değildir.
Bir kız çocuğu televizyonda milli takım oyuncusunu gördüğünde yalnızca bir voleybolcu görmez.
“Kazanabilirim.”
“Başarabilirim.”
“Ben de orada olabilirim.”
diyebileceği bir ihtimal görür.
İşte sporun toplumsal gücü tam olarak burada başlar.
Başarıyı Getiren En Önemli Unsur: Beklenti
İlginçtir; başarı arttıkça beklenti de artar.
Bir zamanlar kazanmak başarı sayılırken, bugün bazı maçlarda kazanamamak başarısızlık olarak algılanabiliyor.
Bu, başarının doğal paradoksudur.
Başarı önce hedef olur.
Sonra standart haline gelir.
Sonra beklentiye dönüşür.
En sonunda ise kültürün parçası olur.
Türk kadın voleybolunun geldiği noktada artık asıl sınav, bir turnuva kazanmak değil;
kazanmayı normalleştirebilmektir.
Çünkü bir takımın gerçek büyüklüğü, zirveye kaç kez çıktığıyla değil, zirvede kalabilmek için kendisini ne kadar yenileyebildiğiyle ölçülür.
En Büyük Tehlike: Başarıyı Başarı Sanmak
Burada önemli bir ayrım var.
Başarılı olmak ile başarılı kalmak aynı şey değildir.
Başarı geçmişin ödülüdür.
Sürdürülebilir başarı ise geleceğin sorumluluğudur.
Türk kadın voleybolunun önündeki en büyük risk, elde edilen başarıların bir rehber olmaktan çıkıp bir konfora dönüşmesidir.
Geçmişte kazanılmış kupalar gelecekte maç kazandırmaz.
Geçmişte yaratılmış yıldızlar yeni yıldızların yetiştirilmesini garanti etmez.
Geçmişte kurulmuş sistem, kendisini yenilemezse zamanla eskiyebilir.
Bu nedenle başarıyı korumanın yolu, başarıyı sürekli sorgulamaktan geçer.
“Neyi doğru yaptık?” kadar, “Neyi artık daha iyi yapabiliriz?” sorusu da sorulmalıdır.
Asıl Başarı: Kendini Yenileyebilmek
Türk kadın voleybolunun başarısını tek bir cümleyle açıklamak gerekirse:
Bu takım kazanmayı değil, kazanabilecek bir kültür oluşturmayı başardı.
Yetenek var.
Çalışma var.
Disiplin var.
Taktik var.
Fiziksel hazırlık var.
Ama bunların üzerinde başka bir şey daha var:
Aidiyet.
Oyuncunun formayı yalnızca üzerinde taşımaması, formanın anlamını taşıması.
Takım arkadaşının başarısını kendi başarısı kadar önemsemesi.
Hata yaptığında oyundan kopmaması.
Sorumluluk almaktan korkmaması.
Kazanırken egosunu, kaybederken karakterini koruyabilmesi.
Bütün bunlar birleştiğinde ortaya yalnızca iyi bir voleybol takımı çıkmaz.
Bir kültür çıkar.
Sonuç olarak…
Türk Kadın Voleybol A Milli Takımı’nın başarısının sırrını bir oyuncuda, bir antrenörde, bir jenerasyonda veya tek bir turnuvada aramak doğru değildir.
Asıl sır;
sistemdedir.
Ama sistemin de ötesinde bir yerde:
İnanmakta, çalışmakta, sorumluluk almakta, birbirine güvenmekte ve başarıyı ortak bir değer haline getirmektedir.
Belki de bu hikâyenin en değerli tarafı şudur:
Bugün milli takımın kazandığı her maç, yalnızca bugünün skorunu değiştirmiyor.
Yarın voleybol sahasına çıkacak çocukların beklentisini de değiştiriyor.
Ve sporun en büyük başarısı belki de budur.
Çünkü bir takım kupa kazandığında tarih yazar.
Ama bir takım kültür oluşturduğunda, kendisinden sonraki neslin tarihini değiştirir.
Türk kadın voleybolunun gerçek başarısı da belki tam olarak burada yatıyor:
Onlar yalnızca fileyi aşmadılar.
Kendilerinden önce konulmuş sınırları da aştılar.
Ve şimdi mesele artık zirveye çıkmak değil.
Zirveyi yeni bir başlangıç noktası haline getirmek.




2003te Sultanlar altin jenerasyon ile ikincilik kazandi. O güc ile federasyon cok güzel yatirim yapti oyuncu yetistirmeye basladi Anadoludan. Bu arads jenerasyon yaslandi, biraz düstüler ama hic bir devsirme gelsin günü kurtarsin konsepti yapilmadi. Ki o düsmelerle bile yine kürsülere ciktik, yine olimpiyatlara gittik. 2018de yeni altin jenerasyon geldi. 2018-2022 arasinda vnlde hep ilk4e girdik. Ebrar Zehra Hande Elif hepsi daha 20 bile degildi 2018de 2. olurken yanlarinda Eda ve bir iki daha tecrübeli isimle yine madalyalar aldilar.
Vargas devsirme olabilir ama federasyon onu aramadi. Bir anda bosa cikan bir oyuncu bize geldi. O gelmeden de kizlarimiz zaten bu seviyelerdeydi ve tecrübe ile kazanabilirlerdi. Vargasin gelisi ve bu sene Ebrarin olmayisi ile sanku cok ona bagli gibi olsa da oyunumuz, onsuz da bu takim madalya adayidir. Basketbolda erkeklerde bile Larkin bir kurtarici, olmadiginda Larkin yoktu ondan yenildik muhabbetleri yapiliyor. Devsirmeler takimlarin yerli kadrosunda oynasin diye yapiliyor öncelikle.
Kadinlar daha da felaket. Nevriyeli kadro da bir rüzgar yakaladi zamaninda ama hic degerlendiremedik. Rastgele devsirmek icin oyuncu devsirdik, hücumlari onlar üzerinden kurduk. Bir sistemimiz, bir kisiligimiz yok
Kadınların branş olarak kendileri değil, kendi branş camiasınının onlara yaptıkları felâket. Kadın basketbolu ağzıyla kuş değil koca koca kartallar şahinler tuttu, dünya kupasından daha popüler olan euroleague’de dört yılda üç kez şampiyon olarak bu branşın Avrupa’da altını üstüne getirdi, Türkiye’nin reklamını erkek basketbolundan da daha fazla yaptı, ama kendi branş sitesi bütün bu zaferlerden “kulüp haberi vermeme” gerekçesiyle hiç bahsetmedi. Bu ağır koşullarda kadın basketbolcular dünya kupasında galibiyet alamasalar da birer kahramandırlar.
“En Büyük Tehlike: Başarıyı Başarı Sanmak
Burada önemli bir ayrım var.
Başarılı olmak ile başarılı kalmak aynı şey değildir.
Başarı geçmişin ödülüdür.
Sürdürülebilir başarı ise geleceğin sorumluluğudur.”
Sevgili Coşkun merhaba.
Yazının tamamı çok kıymetli. Ancak “en büyük tehlike: başarıyı başarı sanmak” cümlenin çok önemsenmesi gerekir diye düşünüyorum…
Eline, yüreğine ve aklına sağlık…
Sevgilerimle…
1992 yılında Burhan Felek Spor Salonu’nda Metin Bıkmaz Mini Voleybol Turnuvası gerçekleştirilmişti. Bu turnuvada kaptan olarak takımının başında yer alan bir çocuk için bugünkü başarı durumunu görmek şaşırtmayan ama gurur veren bir tablodur.
Çamurlu yollardan geçip buz gibi salonlarda hafta sonunun erken saatlerinde antrenmana giden bir çocuğun hayallerini —bugün kendisi sahada yapamasa bile— bir antrenör, idareci ya da yönetici olarak yetiştirdiği çocuklarla yaşaması 90’lardan itibaren atılan amatör ruhun profesyonelliğe varışını keyifle ve huzurla seyrettirmeye devam ediyor. Sürdürülebilirlik bu anlamda aynı heyecan ve disiplinle korunabilirse kız çocuklarımızın cevheri sadece voleybolda değil, tüm branşlarda kendisini göstermeye başlayacaktır.
Kadın basketbolumuzun son dönemdeki sonuçları keyif vermiyor, doğru ancak doğru yatırım, hakkaniyetli yetenek seçimi ve liyakatli teknik ekipler doğrultusunda altyapılarımız güçlendirildiğinde A takımlarımız da yeniden olması gerektiği yerlere taşınacaktır. Enseyi karartmadan doğru insan yatırımlarına devam edilmelidir. Devşirmeye gerek duyulmayacak 90 milyonluk devasa bir potansiyeli her daim ortaya çıkartabiliriz.
Ayrıca voleybolumuzu bir kez de Vargas olmadan izlemek isteriz, bakalım o halde durum gerçekten düşündüğümüz gibi mi olacak? Yanlış anlaşılmasın, bu olumsuz bir düşünce değil aksine bu yıldız potansiyelini karşılayacak müthiş cevherleri Anadolu’dan çıkartabileceğimize olan inancımızdır.
Nitekim daha önceki jenerasyonda Neslihan vardı ve basketbolumuz da olimpiyatlara gitti.
Potansiyelin var, yeter ki
Türk, Öğün, Çalış, Güven