Basketbol bazen parkede oynanmaz; bazen bir anketin gölgesinde, bazen bir serbest atış çizgisinde, bazen de 23 yaşındaki bir gencin omuzlarına asılan “abartılmış” yaftasında oynanır. Top henüz havadayken tribünden düdük çalanlar vardır ya, işte The Athletic’in anonim oyuncu anketinde Alperen Şengün’e çıkan sonuç da biraz öyle: Daha maç başlamadan tabelaya “hükmen mağlup” yazmaya çalışanların aceleci kalemi.
Sports Illustrated’ın haberine göre Alperen, anonim NBA oyuncu anketinde “ligin en abartılmış oyuncusu” sorusunda 12,3% oyla ilk sıraya konmuş. Arkasından Rudy Gobert ve Trae Young 8,6% ile gelmiş; listede Karl-Anthony Towns, Paolo Banchero ve Ja Morant gibi isimler de var. Yani bu liste mahalle kahvesinin “kim kötü oynadı?” listesi değil; herkesin bir gün hedef tahtasına konabileceği NBA panayırının meşhur dart tahtası.
Ama burada ilk turnikeyi doğru atmak lazım. 12,3% kulağa koca bir mahkeme kararı gibi geliyor; oysa bu soruya bütün oyuncular cevap vermemiş. Sonuçta Alperen’i seçenlerin sayısı yaklaşık 10 oyuncu civarında. NBA gibi yüzlerce oyuncunun olduğu bir evrende 10 anonim ses, sosyal medyanın megafonuyla bazen “senfoni orkestrası” gibi duyulur. Oysa yakından bakınca, biraz çatlak çıkan bir koro provasıdır bu.
Alperen bu sezon 20 sayının üzerinde skor, 9 ribaunda yakın üretim ve 6 asist civarında bir oyun aklıyla oynadı. Houston Rockets’ta Kevin Durant’in arkasından takımın ikinci skoreri oldu; ribaund ve asist tarafında ise takımın merkez direği gibi durdu. 23 yaşında iki kez All-Star olmuş bir uzundan bahsediyoruz. Türkiye’de biz böyle oyuncuyu bulunca önce nazar boncuğu takarız, sonra “aman çocuğu fazla övmeyelim şımarır” diye kendi içimizde kriz çıkarırız. NBA ise daha modern davranıyor: Nazar boncuğu yerine anonim anket takıyor.
Fakat yazının bu noktasında milli refleksle hemen kalkanları çekip “Alperen’e dokunan yanar” demek de kolaycılık olur. Basketbol sevgisi, mahalle abiliği değildir; sevdiğine de hatasını söylemektir. Alperen’in oyunu hücumda eski usul bir zanaatkar gibi: Sırtı dönük, eli yumuşak, pas gözü uyanık, rakibin dengesini terazideki altın gibi tartıyor. Ama savunmada zaman zaman o terazi yamuluyor; özellikle play off sertliği gelince bazı pozisyonlarda ayakları İstanbul trafiğinde kalmış metrobüs gibi ağırlaşıyor.
Lakers serisinde de bu görüldü. Bir maçta oyunu dağıtan, pas trafiğini yöneten, rakibi içerden kemiren Alperen, başka bir maçta rakibin planına takıldı. Lakers, özellikle kritik maçlarda Alperen’i sadece ikilemeyle değil, pas kanallarını kapatarak da yavaşlatmaya çalıştı. Bu, aslında küçümseme değil; tersine saygıdır. Çünkü rakip koç sana özel plan çiziyorsa, artık sen “sürpriz oyuncu” değil, maç planının ana maddesisin.
Bu şu demek: Alperen kötü oyuncu değil; bilakis o kadar iyi ki rakip koçlar artık onun etrafına savunma planı çiziyor. Eskiden Türk uzunları NBA’de sahaya çıkınca biz “aman süre alsın” diye dua ederdik. Şimdi rakip koç, “Şengün’ün pas trafiğini nasıl keserim?” diye sabaha kadar video izliyor. Bu bile başlı başına devrimdir. Ama devrimlerin de muhasebesi olur; her devrim kendi savunma ribaundunu almak zorundadır.
Gelelim LeBron James meselesine…
LeBron basketbol tarihinin en büyük figürlerinden biri. Bunu tartışmak, Boğaz’ın iki yakasını cetvelle ölçüp “hangisi daha güzel?” demeye benzer. Ama büyüklük, bazen sözünü tutmak değil, sözünü yutmaktır. Lakers serisinde LeBron’un Alperen’e yönelik sert çıkışları çok konuşuldu. Bir tarafta yılların kralı, diğer tarafta 23 yaşında, kralın saray kapısını post-up ile değil, pivot dönüşüyle açmaya çalışan bir Anadolu çocuğu.
LeBron’un hırsı efsanevidir; fakat bazen efsane hırsı, ergen bir refleks gibi parlayabilir. Kralın tacı ağırdır, kabul. Ama o tacın gölgesinden 23 yaşındaki bir oyuncuya bağırınca görüntü biraz okul bahçesinde son basketi saydırmayan son sınıf abisine benziyor. LeBron hala kazanmak istiyor; bu çok kıymetli. Ama kazanma hırsı bazen insanı genç bir oyuncuya karşı gereğinden fazla keskinleştiriyor.
Şimdi gelelim Kevin Durant tarafına…
KD muhteşem bir skorer. Top onun elindeyken savunmacılar bazen trafik ışığında yeşili bekleyen yayalar gibi kalıyor; geçeceğini biliyorlar ama ne zaman geçeceğini kestiremiyorlar. Fakat Durant denince sadece saf basketbol değil, yıllardır peşinden gelen başka bir gölge de hatırlanıyor: burner account meselesi.
Yani sosyal medyada kendi hakkında konuşulanlara başka hesaplardan cevap verdiği iddialarıyla büyüyen o meşhur KD internet mitolojisi… Bu hikaye, modern basketbolun garip tarafını çok iyi anlatır. Eskiden yıldız oyuncu cevabını sahada verirdi; şimdi bazen parmaklar klavyede pick-and-roll oynuyor. KD gibi bir oyuncunun, kendi büyüklüğüne rağmen dış seslere bu kadar kulak vermesi, genç oyuncular için de tuhaf bir atmosfer yaratıyor. Çünkü soyunma odasında bir liderin sessizliği bazen ders olur; ama sosyal medya gölgesi soyunma odasına düşerse, o dersin tahtası bulanır.
KD’nin zaman zaman “toksik” diye yorumlanan beden dili de burada devreye giriyor. Büyük oyuncuların yüz mimikleri bazen basın toplantısından daha gürültülü konuşur. Bir bakış, bir el hareketi, bir savunmaya dönmeyiş… Bunlar genç bir pivotun omzuna gereksiz bir rüzgar bindirebilir. Tecrübeli yıldız, genç yıldız adayına sadece spacing öğretmez; bazen susarak da liderlik öğretir. Ama suskunluk, yüzün altyazısıyla bozulursa, soyunma odası TED konuşması değil, aile WhatsApp grubu olur: Herkes bir şey dememiştir ama herkes bir şey anlamıştır.
Burada Alperen’in de çıkaracağı ders var. Büyük yıldızlarla oynamak, vitrinli mağazada yürümeye benzer. Işık güzeldir ama her hareketin görünür. KD’nin yanında oynamak, hem fırsat hem sınavdır. Fırsattır; çünkü dünyanın en büyük skor ustalarından biriyle aynı parkedesin. Sınavdır; çünkü her yanlış pas, her kaçan savunma rotasyonu, her tereddüt daha büyük görünür. Alperen, bu ortamda kendi sesini kaybetmeden büyümeli. Ne fazla susmalı, ne fazla konuşmalı. Oyunu konuşturmalı.
Gelelim eleştirilecek yerlere…
Alperen’in eleştirilecek tarafı yok mu? Var. Hatta olması iyi. Çünkü eleştirilmeyen oyuncu ya görünmezdir ya da emekliliğe yaklaşmıştır. Alperen bazen hakemle fazla konuşuyor. Bazen temastan sonra yüz ifadesi, pozisyondan daha uzun sürüyor. Bazen savunmada ikinci eforu verirken, hücumdaki yaratıcılığının gerisinde kalıyor. Bir pivot için ayak çabukluğu sadece bacak meselesi değildir; karar çabukluğudur. Yardıma ne zaman çıkacaksın, drop’ta ne kadar kalacaksın, kısaya ne kadar yaklaşacaksın? NBA’de bu sorulara geç cevap verirsen, cevap anahtarını Anthony Davis, LeBron, Luka Doncic veya herhangi bir elit guard elinden alır.
Ama bana göre Alperen’in bu yaz en çok gelişmesi gereken alanı savunmadan bile önce şut olmalı.
Evet, yanlış okumadınız: Şut.
Çünkü modern NBA’de uzun oyuncunun şutu, sadece sayı atmak için değil, savunmanın geometrisini bozmak için vardır. Bir uzun dışarıdan güvenilir tehdit olduğunda, rakip pivot boyalı alandan çıkmak zorunda kalır. O çıkınca pota altı açılır. Pota altı açılınca kısalar keser. Kısalar kesince pas kanalı doğar. Pas kanalı doğunca Alperen’in zaten var olan oyun aklı, kapalı çarşıdan dünyaya açılan bir ticaret yolu gibi genişler.
Alperen şu anda sırtı dönük oyunda, pas sezgisinde ve temas altında bitirmede çok özel bir oyuncu. Fakat dış şutu daha tehditkar hale gelirse, artık rakip savunmalar onu sadece boyalı alanda bekleyemez. O zaman Alperen posttan da vurur, tepeden de dağıtır, el üstünden de cezayı keser. Bu yazın manşeti bence belli: Alperen’in yaz kampı üç harften oluşmalı: ŞUT.
Sabah şut.
Akşam şut.
Yorgunken şut.
Nefesi kesilmişken şut.
Rakip üstüne gelirken şut.
Boşken tereddütsüz şut.
Çünkü Alperen’in şutu gelişirse, onun oyunu bir apartman dairesinden boğaz manzaralı terasa çıkar. Aynı oyuncu kalır ama manzara değişir.
Anonim oyuncunun “her pozisyonda ağlıyor, yetenekli ama sadece sert oyna” anlamındaki yaklaşımı ise fazla kolay bir teşhis. Bu cümle biraz doktora gitmeden komşudan antibiyotik tavsiyesi almaya benziyor. Alperen’in duygusal tepkileri tartışılır; evet, daha sakin olmalı. Ama “sadece sert oyna” demek, Alperen’in oyununun inceliklerini görmezden gelmek olur. Adamın oyunu taş fırın lahmacun gibi: Dışı çıtır, içi katmanlı. Sen sadece “acı koy” dersen ustalığı kaçırırsın.
Tyrese Haliburton örneği burada öğretici. Bir dönem “overrated” etiketi onun da yakasına takıldı. Sonra ne oldu? O etiketi söküp motivasyon panosuna astı. Basketbol tarihi böyle alınganlıkların altından çıkan hikayelerle doludur. Michael Jordan’ın “beni seçmediler” arşivi, neredeyse Britannica ansiklopedisi kalınlığındadır. Kobe Bryant’ın her bakışı “bunu not aldım” cümlesiydi. Hakeem Olajuwon, footwork’üyle rakibi sadece geçmez, rakibin çocukluk anılarına kadar spin atardı.
Alperen’in önündeki soru şu: Bu etiketi sırtında küfe gibi mi taşıyacak, yoksa ayakkabısının altına çakıl taşı yapıp daha sağlam mı basacak?
Bir köşe yazarı gözüyle sözlerimin özü şudur: Alperen’in “abartılmış” seçilmesi, onun yeteneksizliğinin değil, artık beklenti seviyesinin büyüdüğünün ilanıdır. Çırak hata yapınca kimse yazmaz; usta hata yapınca manşet olur. Alperen artık “sevimli Türk pivot” kategorisinden çıktı. Artık rakibin maç planına yazılan, oyuncuların canını sıkan, yıldızların laf attığı, koçların özel önlem aldığı bir oyuncu. Bu ligde görünür olmak bazen alkışla değil, iftiraya benzeyen iltifatlarla başlar.
Daha akademik bakarsak, bu anketin metodolojisi sınırlı. Anonim cevaplar samimiyet sağlayabilir ama sorumluluğu azaltır. “Overrated” kavramı ölçülebilir bir istatistik değildir; algı, medya görünürlüğü, kontrat, playoff performansı, milliyet, oyun stili ve kişisel antipati gibi birçok faktörün çorbasıdır. Üstelik bu soruya tüm oyuncuların yanıt vermemesi sonucu daha da oynak hale getirir. 12,3% oranı, büyük bir çoğunluk kanaati değil; küçük bir örneklemde öne çıkan bir algı işaretidir.
Bununla birlikte algıyı tamamen çöpe atmak da doğru olmaz. NBA oyuncuları parkede temas eden, perdeye takılan, dirseği yiyen, pası kesmeye çalışan insanlardır. Onların hissi bazen istatistikten önce bir şeyi yakalar. Eğer bazı oyuncular Alperen’in fazla şikayet ettiğini, duygusal reaksiyonlarının oyun sertliğini gölgelediğini düşünüyorsa, bunu “Amerikalılar bizi kıskanıyor” klasörüne atıp kapatmak kolay ama eksik olur. Eleştiri bazen rakibin attığı hava topudur; iyi oyuncu onu ribaunda çevirir.
Lakers serisi bu bakımdan laboratuvar gibiydi. Bir maçta Alperen paslarıyla oyunu ip gibi örerken, diğer maçta aynı ip rakibin savunma makasına takıldı. Bu yüzden mesele “Alperen abartılmış mı?” değil. Mesele şu: Alperen’in oyunu playoff mikroskobunda hangi hücrelerinde zayıf çıkıyor?
Cevap belli:
Dış şut.
Savunmada karar hızı.
Hakem psikolojisi yönetimi.
Duygusal enerjiyi oyuna kanalize etme.
Top kaybı baskısı altında sadeleşme.
Bunlar gelişirse, bugün “overrated” diyenler yarın genel menajer odalarında kahveye şeker yerine pişmanlık atar.
Alperen Şengün için SWOT Analizi
Güçlü Yönler
Alperen’in en büyük gücü, uzun pozisyonunda kısa oyuncu zekasına sahip olması. Pas hissi, sırtı dönük oyun repertuvarı, perde sonrası kararları ve oyunu yavaşlatıp hızlandırma becerisi onu sıradan bir pivot olmaktan çıkarıyor. NBA’de pek çok uzun potaya gider; Alperen potaya giderken yanında hikaye götürüyor.
İkinci gücü yaşı. 23 yaşında iki kez All-Star olmuş bir oyuncudan söz ediyoruz. Türkiye’de 23 yaşında hala “askerlik ne olacak?” diye sorulan çocuklar varken, Alperen’e NBA oyuncuları “abartılmış” diyor. Bu bile seviyenin nereden nereye geldiğini gösteriyor.
Üçüncü gücü karakterinin ateşi. Evet, bu ateş bazen tencereyi taşırıyor; ama ateş yoksa yemek de pişmez. Alperen’in rekabet duygusu gerçek. O sahada figüran değil, senaryoya müdahale etmek isteyen oyuncu.
Zayıf Yönler
Birinci zayıflık, dış şut tehdidinin henüz istenen seviyede olmaması. Modern NBA’de uzun oyuncu dışarıdan tehdit değilse, rakip savunma boyalı alanın tapusunu üstüne alıyor. Alperen’in şutu gelişirse, rakibin savunma planı dağılır. Gelişmezse, playofflarda bazı takımlar onun etrafına kalabalık bir savunma mahallesi kurmaya devam eder.
İkinci zayıflık savunma istikrarı. NBA playofflarında hücumda Mozart olsan, savunmada kapıyı açık bırakırsan rakip içeri ayakkabıyla girer. Yardım savunmasında doğru açı, doğru zamanlama ve ikinci efor Alperen için büyüme alanı.
Üçüncü zayıflık duygusal görünürlük. Hakeme itiraz, yüz ifadesi, pozisyon sonrası tepki… Bunların hepsi rakibin iştahını kabartır. NBA’de bazen rakip seni blokla değil, sinirinle yenmek ister. Alperen burada kendini biraz sessiz güç moduna almalı.
Fırsatlar
Bu etiket, doğru kullanılırsa altın değerinde bir motivasyon. Tyrese Haliburton örneği masada: Dün “abartılmış” denilen oyuncu, sonra takımını zirve yarışına taşıdı. Alperen de bu sonucu bir duvar yazısı gibi kullanabilir: “Bunu unutma ama buna esir olma.”
İkinci fırsat, Houston Rockets’ın kadro yapısı. Büyük yıldızlarla oynamak zor ama öğreticidir. Kevin Durant gibi bir skor ustasının yanında Alperen, hem alan paylaşımını hem de elit oyuncu sorumluluğunu öğrenebilir. Fakat burada önemli olan, kendi oyun karakterini kaybetmemek.
Üçüncü fırsat, yaz dönemi. Bu yaz Alperen için kariyerinin en önemli yazlarından biri olabilir. Eğer şutunu bir üst kata taşırsa, oyununun tavanı da yukarı çıkar. Çünkü şut, Alperen’in oyununa eklenecek aksesuar değil; anahtardır.
Tehditler
Birinci tehdit, algının yapışkanlığı. NBA’de bir etiket formaya sponsor logosu gibi yapışır. “Soft”, “flopper”, “overrated” gibi kelimeler bir kez dolaşıma girince, oyuncunun her hareketi o gözlükle izlenir.
İkinci tehdit, yıldız egoları arasında sıkışmak. LeBron’un yaş almayan hırsı, KD’nin sosyal medya gölgeleri, anonim oyuncuların perdesiz yorumları… Bunların hepsi genç bir oyuncunun zihnini gereksiz yere kalabalıklaştırabilir. Alperen’in en büyük sınavı, bu kalabalığın içinde kendi iç sesini duyabilmek olacak.
Üçüncü tehdit, eleştiriyi yanlış yere koymak. Eğer bu sözleri kişisel hakaret gibi alırsa omzuna yük olur. Eğer gelişim dosyası gibi alırsa kariyerinin dönüm noktası olur.
Şimdi gelelim yazının en içten kısmına…
Sevgili Alperen, bu satırlar sana bir nutuk gibi değil, basketbolu seven bir ülkenin usulca masaya bıraktığı not gibi gelsin. Biz senden kusursuz olmanı istemiyoruz. Kusursuzluk müzelerde olur; basketbol sahasında ter, hata, itiraz, tökezleme ve yeniden ayağa kalkma vardır.
Ama şunu bil: NBA’de artık sana “genç yetenek” kredisi sonsuza kadar verilmeyecek. O kredi kartının limiti düşüyor; artık ekstre geliyor. Bundan sonra her play off serisi, her switch savunması, her hakem itirazı, her yüz ifadesi senin dosyana yazılacak. Sen de o dosyayı ya savunma dilekçesine çevirirsin ya da kariyer romanının en iyi bölümüne.
LeBron sana laf ettiyse, cevap serbest atış çizgisinde verilmez. Cevap, bir sonraki pozisyonda doğru yerde durarak verilir.
KD’nin yüzü asıldıysa, ona yüzünle değil, spacing’inle cevap verilir.
Anonim oyuncu “çok şikayet ediyor” dediyse, ona açıklamayla değil, 82 maçlık bir suskunluk disipliniyle cevap verilir.
Unutma: Hakemle konuşan oyuncu bir pozisyonu kurtarmaya çalışır; oyuna dönen oyuncu maçı kurtarır.
Senin oyunun Anadolu’nun eski ustaları gibi. Biraz Hakeem Olajuwon ayak izi, biraz Nikola Jokic pas kokusu, biraz mahalle potasında “son sayı bende” diyen çocuğun inadı var. Ama artık bu karışıma bir de Tim Duncan sessizliği ve Dirk Nowitzki çalışma takıntısı eklemelisin.
Bu yaz şut çalış Alperen.
Sadece üçlük değil.
Orta mesafe.
Pick-and-pop.
El üstü.
Boş şut.
Yorgun şut.
Maçın son beş dakikasında bacakların yanarken atılan şut.
Çünkü bir gün rakip pivot senden iki adım geride beklediğinde, o topu tereddütsüz kaldırmalısın. O şut girdiğinde sadece tabela değişmeyecek; rakibin sana bakışı değişecek. Savunma bir adım öne çıkacak. O bir adım, senin pas kanallarını açacak. O pas kanalları, senin oyun zekanı sahaya serecek. İşte o zaman Alperen Şengün, sadece iyi bir uzun değil, savunmanın nereye saklanacağını bilemediği bir basketbol bilmecesi olacak.
Türk milleti adına sana öğüdüm şu: Bizi sırtında taşımaya çalışma. Biz bazen sevdiğimizi ağır severiz. Sen bizi temsil etmek için değil, oyunu doğru oynamak için sahaya çık. Oyunu doğru oynarsan zaten bizi temsil etmiş olursun.
Bir de şunu sakın unutma: “Abartılmış” denilen adam, aslında konuşulacak kadar büyümüştür.
Kimse görünmeyen oyuncuya lakap takmaz.
Kimse sıradan bir uzuna özel savunma planı çizmez.
Kimse önemsiz bir gence serbest atış çizgisinden laf yetiştirmez.
Kimse korkmadığı oyuncunun adını anonim ankete yazmaz.
Bu gürültü, senin kapının önüne gelen kalabalıktır. Kapıyı açıp kavga da edebilirsin; ışığı kapatıp çalışmaya da devam edebilirsin.
Ben ikinci yolu seçmeni isterim.
Çünkü en iyi cevap manşet değildir.
En iyi cevap tweet değildir.
En iyi cevap basın toplantısı değildir.
En iyi cevap, gelecek sezon bir play off gecesi rakip koçun mola alıp yüzünü avuçlarının içine gömmesidir.
O gece geldiğinde, kimse “Alperen abartılmış mıydı?” diye sormayacak.
O gece LeBron’un sözü, KD’nin gölgesi, anonim oyuncunun fısıltısı ve o ucuz etiket aynı anda susacak.
Basketbol bazen en güzel susarak konuşur.
Çünkü bazı oyuncular cevabını cümleyle vermez.
Bazıları cevabını ayak oyunuyla verir.
Bazıları cevabını ribaundla verir.
Bazıları cevabını savunmada doğru yerde durarak verir.
Ama büyük oyuncular?
Büyük oyuncular cevabını sezonla verir.
Şimdi sıra sende Alperen.
Bu yaz şutunu cilala.
Öfkeni törpüle.
Savunmanı keskinleştir.
Sessizliğini büyüt.
Gelecek sezon o etiketi parkede yere bırak.
Çünkü bazı kelimeler forma numarası gibi taşınmaz.
Bazı kelimeler, maç sonunda çöpe atılır.
“Abartılmış” da onlardan biri olmalı.
YGE
7 Mayıs 2026




Elinize sağlık…Alperen bu anketi motivasyon için kullanmalı ve tamamen dediklerinizi yapmalı.Anadolu’nun bağrından çıkan, tırnakları ile kazıya kazıya buralara gelen evladımız bunlara ilk tokatı milli takımı da taşıyarak gösterdi… Ne yıldız faulü alıyor ne hakemlerden gerektiği kadar saygı görüyor amma velakin istatistikleri çok iyi… İnşallah daha da iyi olacaktır…
Yazının yarısını okumam yeterli , olay Alperen değil yıldız oyuncuların kontratları.
Adamlar kendi başarısızlıklarını Alperene yüklemeye çalışıyor.
Kimse takımın 1 senedir guardsız oynadığını ve Alpereni dışarı çok fazla çıkardıklarını , geçen seneki oyun sisteminden uzaklaştırdıklarını konuşmuyor.
Bu çocuk savunma mı yapacak
Bu çocuk çember altın da mı boğuşacak
Bu çocuk top mu getirecek
Bu çocuk oyunun merkezinde olup oyun mu kuracak
Bu çocuk ribaund mu alacak
Bir de üstünü işi bitmek üzere olan star oyuncuların baskısıyla uğraşacak.
Kimse bu denilenleri hepsini bir arada yapamaz kendinizi kandırmayın
Bu ara da Alperen bu yazılanların hepsini yapacak ama kafasının rahat olması ve biraz zaman verilmesi lazım…
Ben aslanın sonuna kadar arkasındayım.
Tüm Türkiye olarakta arkası da olacağız…
Çocuğu rahat bıraksınlar Alperen basketbolu çok seviyor ve keyif alıyor , keyif aldığında daha iyi oynuyor
Bir de faul almak için kafasını darbe almış gibi hareket ettirmese…
Kabul edelim işi zor. içeride boğuşmak zorunda kaldığı azmandutlar için hem fiziki güçlenmesini sürdürmesi hem pick and roll savunmalarında ayak çabukluğunu arttırması hemde şutunu geliştirmesi gerekiyor. Yani üç merkezli ağır ödevi var. 2-3 yıldır yazları Sırp şutör hoca eşliğinde çok sıkı şut çalıştığını söylüyor.Söylüyor da güncelde dış şut tekniğinde, mekaniğinde ve sonuç olarak isabetliliğinde hiçbir değişiklik görünmüyor. Hatta bu yıl sayısı azımsanmayacak airball lar yolladı potaya. Serbest atışlar ayrı bir facia 69%. Bu şut olayı normal değil. 23 yaşından sonra nereye, nasıl pozitif olarak eğrilir bilemiyorum ama şut çalışma methodunun kesinlikle değişmesi gerekiyor. Rabbim bunları başarabilecek güç, fırsat ve imkan versin kardeşimize..