Herkes Beşiktaş’ın güle oynaya Eurocup’ı kazanacağını tahmin ediyordu. Normal sezonda iki kez yendiği Fransız Bourg takımını nasılsa yeneriz diyorlardı. Hatta bazı dostlar önümüzdeki Euroleague sezonuna takım kurmaya başlamıştı! Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Beşiktaş’ın 3’te 1’den az bütçesine sahip 2.4 milyon Avro brüt bütçeli bir de oyuncuların kendi adlarına ödedikleri en azından yüzde 30 vergiyi hesap ederseniz 1.8 milyon net antrenör oyuncu bütçesine sahip Bourg kupayı aldı.
“Niye böyle oldu?” derseniz; Fransız takımları liglerinde oynanan basketbol paralelinde çok atletik oyunculardan kurulu. Bu atletizmle başa çıkamadık. Son maçta rakibe verdiğimiz hücum ribauntları bunun en büyük göstergesi. Bir de savunmada çabuk ayaklarla deyim yerindeyse her deliği kapatıyorlar. Beşiktaş kupayı ilk maçta kaybetmişti. Bana göre sezonun en flaş takımı tartışmasız Beşiktaş. Çok başarılı ama maalesef koçlarıyla tarifsiz kederden sıyrılıp lige konsantre olmalılar. Gördüğüm kadarıyla koçların zamanla en büyük hastalığına yol açan virüs Alimpijevic’e de bulaşmış: “Ben takımdan büyüğüm, oyuncular kötü!”. Seni bu takım bir yerlere getirdi. PR’ı bırakmalısın. 10 milyon dolarla Eurocup’ın en büyük bütçelerinden birisi Beşiktaş’ın. İşini hakkıyla yap. Kaybettiğin motivasyonunu tekrar kazan. “Dünkü güneşle çamaşır kurutulmaz” demiş büyüklerimiz.
Geçen hafta Hidayet Türkoğlu FIBA tarafından ödüllendirildi. FIBA’ nın Hall of Fame’ine girmeye hak kazandı. Çok gurur duydum. Hak ettiği bir yerdi. Zaten Hidayet’in oyunculuğuna laf söyleyen taş olur. Tebrikler. Benim sorunum federasyonun yönetim tarzına. Federasyon başkanı olduğuna göre buradaki baş sorumlu kendisi. Etrafındaki çürük elmaları, dalkavukları ve idükleri temizlemesini beklemek basketbol camiasının en doğal hakkı. Sivil toplum örgütleri, basketbol vakıfları bu işten maddi bir kazanç sağlamayan ve yalnızca işleri kolaylaştıran kurumlardır. Ben Hidayet Başkan’ın basketbol camiasında yerleri olmayan kişilerin karşı dolduruşlarına gelmemesini tavsiye ediyorum. O hak ettiği yeri aldı ama o dalkavuklar unutulur gider sonra biz bize kalırız. İnsanları çok kırdın ama düzeltmek senin elinde. Bu konuya değindiğim son yazım. Top sende.




Sayın Kunter “herkes” derken hangi kitleyi (futbolkolikler) kastettiğiniz apaçık ve aslında hiç de herkesin öyle umutlanmadığını hepimizden iyi bilirsiniz. Takımları ve oyunları bir yana, o takımlarıın “ruhlarını” ya da toyluklarını naifliklerini vb okumak da başka bir yana, hepimizden daha iyi bildiğiniz bir diğer etmen, bizdeki “eurolegue takımlarından sonra ikinci en iyi grup takımların” (Bahçe-BJK-Telekom) bu turnuvaya gitmeleri, ama bizim ülkemiz kadar iyi bildiğiniz Fransa ile diğer üç büyük Avrupa ülkesi Almanya-İspanya-İtalya’dan bir önceki sezonun genellikle “ikinci” değil de “üçüncü en iyi grup takımlarının” bu turnuvaya katılmalarıdır. EL’e kolay yoldan katılmak uğruna bu turnuva çok ciddiye alınmıyor o büyük ülkelerde, FIBA-BCL daha çok saygı görüyor ve puan sıralamalarının veya play-off’ların “euroleague takımlarından sonra ikinci en iyi grubu” genellikle o turnuvayı tercih ediyor, bizdekinin tersine. Bizimkilerle eşleşmelerde açık bir dengesizlik oluşuyor haliyle. GS-Tofaş-Mersin “sikletlerinden” büyük turnuvaya (BCL) katıldıkları için birer birer ezildiler, oysa “eurocup”a katılsalardı “üçü birden yarıfinale” çıkamayacak da olsalar, bizi o gittikleri BCL’ye kıyasla daha bir temsil edebilirlerdi. Bu daha bütçeli “üçlümüze” (Bahçe-BJK-Telekom) gelince, bu derme çatma turnuva yerine BCL’e katılsalardı, “üçü birden yarıfinale” kalamazlardı ve daha bir “akranlarına (bütçe olarak) çatarlar”, yener-yenilir deneyim kazanırlardı, bu da onları geliştirirdi. Eurocup’ta o dört büyük ülkeden bu sezon bir tek bu Bourge kendi liginde “yukarıyı” zorlayan bir takım. Bu isitsna da BJK’ın finalde daha önce başarılı olduğu turlarda yaşamadığı bir dezavantajdı. Antrenörünün BJK’ın saflığını bilerek “favorisiniz” diye daha baştan rakibini pohpohlaması aslında BJK potasına atılmış ilk sayıydı. Avrupa Liglerini izleyenler asıl favorinin kim olduğunu biliyorlardı ve futbol adamlarının sorumluluğunda yönetilen (90 yıllık şube açısından bir fecaat) BJK’ın işinin futbolseverlerin sandığından çbu nedenle çok daha zor olduğu biliyorlardı. Bunu baştan sizin en iyi bildiğinizden de eminim.
burada asıl konuşulması gereken ilk maçta otuz sayıyla deplasmanda yendiği takıma ankarada yenilen telekom takımıdır.akıl alır iş değil.bourg ankadara yendiği gün şampiyon olmuştu zaten.ve ne gariptir ki herşey normal devam ediyor telekom takımında.eleştiren de yok.