Galatasaray’ın Kimlik Arayışı (Murat Özyer)

- Reklam-

Televizyon ekranı, basketbolun sadece bir kısmını sunan dar bir penceredir. Oyunu gerçekten hissetmek, o ritmin ve yüksek tempolu temasın içine girebilmek için mutlaka salonda, o havanın içinde olmak gerekir.

Dün BSL’de sezonun ilk canlı maçını salondan takip ederken bu gerçeği bir kez daha derinden hissettim. Oyunu üç boyutlu izleyebilmek, oyuncuların fiziksel varlığını birebir gözlemlemek kadar; kameraların açılarına girmeyen ayrıntılara şahit olmak da işin en kıymetli tarafı. Salonda kimin nerede oturduğundan, kenar yönetiminin ve oyuncuların olaylar karşısındaki reaksiyonlarına, vücut dillerine kadar her şey önünüze seriliyor. Hatta ilk yarı bittiğinde Koç Pozzecco’nun takımdaki geleceğiyle ilgili durumdan belki de sadece kendisinin haberinin olmadığını o anki kenar dinamiklerinden okuyabiliyorsunuz.

Yapay Zeka ve “O” Düdük

Bu sezon Merkez Hakem Kurulu’nun (MHK) yapay zeka teknolojisinden faydalanacağı duyuruldu. Yaklaşık 14 yıl önce uygulandığı gibi, kulüplerin maç sonu hakem puanlamalarının da bu sisteme dahil edileceği ve kulüplerin sürece katkı sağlayacağı belirtiliyor. Ancak basketbol kamuoyunun aklında haklı olarak şu soru var: Son birkaç sezonda kulüplerin maçlarında görmek istedikleri ya da kesinlikle istemedikleri hakemlere dair biriken tercihler ve veriler de yapay zekanın algoritmasına işlenecek mi? Tüm süreç şeffaf yönetilebilirse tartışmaların önüne geçmek kolay olacaktır.

Maça dönecek olursak; hakem üçlüsü genel anlamda oldukça iyi bir yönetim sergiledi. Tabii seyirci baskısının olmadığı, sadece tek bir takımın temaslı savunmayı zorladığı rahat bir atmosferin de bunda payı büyüktü. Fakat maçın bitimine 16 saniye kala Galatasaraylı oyuncuya üç sayı çizgisinin gerisinde yapılan bir temas var ki, orada çalınmayan o tek düdük, geride kalan 39 dakika 44 saniyelik başarılı yönetimin üzerine bu pozisyon hakemlerin puanlarını düşürebilir. Hakem dostlarımızı çok kızdırmadan sormak istiyorum: “Bu temas, ligdeki hangi salonlarda ve hangi ev sahibi takımlara karşı çalınmadan geçilebilirdi?” İlk üç salonla ilgili fikirlerinizi merakla bekliyorum.

Koçlar ve TBF “Ekolü”

Ligin teknik ve idari yapısına baktığımızda dikkat çekici istatistiklerle karşılaşıyoruz. Dün itibari ile 16 takımlı BSL’de görev yapan koçların 8’i Türk, 8’i yabancı. İlginç olan ise bu 16 koçun 11’inin dokuzu oyunculuk geçmişinde Süper Lig seviyesinde oyun kurucu olarak, ikisi ise skorer guard olarak forma giymiş olması. Saha içi aklının ve oyunu yönlendirme güdüsünün bench’e taşınması ligimiz adına değerli bir zenginlik.

İdari tarafta da benzer bir durum hakim: BSL’de görev yapan 9 Genel Menajer, geçmişte TBF bünyesinde idarecilik yapmış ya da halen bu görevleri sürdüren isimler.
TBF’yi bir “idarecilik okulu” olarak konumlandırdığımızda; ortak bir dil üzerinden iletişim kurmak, şüphesiz sistemin çarklarını TBF adına kolaylaştırır. Ancak TBF’nin asıl yönetsel karnesi; bu okuldan yetişen idarecilerin lige kattığı verimlilikte, kulüplerin ekonomik dayanıklılığında ve yapısal disiplininde gizlidir.
Gerçek idarecilik; bütçe ve finans dengelerini gözetmeyi, alt ve üst kademelerle doğru iletişim kurmayı ve teknik konulara hakimiyeti gerektirir. En önemlisi de temsil edilen kulübün tarihine ve kültürüne sahip çıkıp o mirası geleceğe taşımaktır. Bu mesleği sahiplenenlerin başarısı, dokunduğu kulübe değer, kimlik ve sürdürülebilir bir vizyon katmakla ölçülmelidir.

Galatasaray’da Kimlik Arayışı ve Yapılanma
Maçın son 16 saniyesindeki kritik pozisyona dönelim. Reaksiyon verilmesi gereken o anda, hakem kararına sahanın içinde sadece gönderileceği KSK maçından beri konuşulan Koç Pozzecco’nun itiraz etmesi, sarı-kırmızılı camianın üzerinde derinlemesine düşünmesi gereken bir tablodur. Bir takımın genlerine “isyankâr, mücadeleci, pes etmeyen, tutkulu ve formasının ağırlığını hisseden” sıfatlarını kazandırmak sadece koç değişimiyle hallolacak bir konu değildir. Bu bir kültür meselesidir; ya vardır ya da yoktur.

Galatasaray’ın yakın geçmişine baktığımızda, 2020’den bu yana sadece tek bir sezonu koç değiştirmeden tamamladığını ve o sezonda da Şampiyonlar Ligi’nde final oynadığını hatırlatmakta fayda var. İstikrarın olmadığı yerde kimlik inşa etmek zordur.

Süreç biraz çocukluğumuzun el üstünde oynanan o tekerlemeli “Hani bana, hani bana” oyununa benziyor… Hani başparmaktan başlayıp serçe parmağa kadar sayarak oynardık ya: “Bu tuttu, bu kesip pişirdi, bu sofrayı kurdu, bu yedi… Bu küçük de hani bana, hani bana dedi.”

Sezon bitmeden “Seneye takımı ben kuracağım” diyen dönemin Genel Menajeri Micov kadroyu kurdu. Eski şube sorumlusu ve yönetim kurulu transferleri onayladı.

23 Mayıs 2026’daki seçimle göreve gelen yeni yönetim ise göreve başlar başlamaz Micov’un işine son verdi, Koç Pozzecco’yu takımda tuttu, yeni genel menajerle anlaştı.

Ardından Şehmuz Hazer hamlesini yaparak önemli bir transfer imzasını attı.

Şimdi sıra en küçük parmağa geldi; elde var eksikler, camia soruyor: Hani oyun kurucu, hani skorer?..

İşte bu noktada, seçimin ardından basketbol şubesinden sorumlu olan Yönetim Kurulu Üyesi Mecit Çetinkaya’nın varlığı kıymetli bir şans olarak öne çıkıyor. Hidayet Türkoğlu’nun TBF ilk başkanlığı döneminde TBF Yönetim Kurulu üyeliği yapmış, daha sonra istifa etmiş olan Çetinkaya, çantasında yönetsel becerisi yüksek olan bir isim. Kendi sektörü olan denizcilikten şubeye sponsorlar kazandırması, Şehmuz Hazer transferindeki aktif rolü, TBF ile kurduğu “dengeli” iletişim, şubedeki her detayla yakından ilgilenmesi ve yarattığı yüksek enerji oldukça değerli. Ancak bu enerjinin kulüp için sürdürülebilir bir verimliliğe ve saha içi başarısına dönüşüp dönüşmeyeceğini elbette süreç gösterecek

“Leo” Yellow’a karşı

Yok bu Leo, Rafa olan değil. Zaten futbolcu olan Leao diye yazılıyor.
Başta dedim ya salona gidince her şeyi görme şansınız oluyor.
Basketbol çok uzun zamandır sadece parkede oynan bir spor değil. Saha içinde ve dışında başarıyı veya başarısızlığı etkileyen çok fazla etken var. Onları yönetmek için de geniş ekipler kuruluyor.
Fenerbahçe’nin maskot Yellow figürüyle yarattığı marka değeri, ürün satışı ve saha içi dinamizmi ortadayken; Galatasaray’ın buna karşılık düşündüğü maskotu Leo’yu salonda izlerken sanki maça zorla getirilmiş bir havası vardı. Leo’ya can veren arkadaş da bizim gibi salon 1,5 saatte gelmiş, salondaki az sayıdaki seyirciden olumsuz etkilenmiş olabilir. Maskot kıyafetini giyince en iyisini yapmalısın, çünkü o formada 121 yılın emeği var. “Oyun kurucu yokken maskota mı takıldın?” diye sorabilirsiniz. Büyük dönüşümler, maskotun görev tanımına kadar inen en ufak detaylara gösterilen özenle başlar. Herkes için en iyi şekilde yapmalı.

Kültür ve Kaptanlar
Şubenin konuya bakışı ve heyecanı Leo’yu da etkilemiş olabilir. Takımdaki bazı oyuncuları etkilediği kesin vücut dillerine bakınca. Büyük takımların geçmişlerine sahip çıkması onlara saygı ve sevgi göstermesi o formayı giyip kulübünü temsil edeceklerin ( oyuncu-antrenör-masör-idareci-maskot ve diğerleri) bunu bilmesi aslında bir çok konuyu kolaylıkla çözer. Tarihe olan bir sorumluluk yükler omuzlara. Bunu fark eden kulüplerin performanslarına olumlu çarpan etkisi yapar.
Salonda Galatasaray formasını geçmişte terletmiş, kaptanlık yapmış üç değerli isimle karşılaştım ve uzun uzun sohbet ettik. Kulüp kültürünü yaşatmak tam olarak burada başlıyor. Bu değerli isimlerin salondaki varlığının kulüp tarafından fark edilmesi ve yayıncı kuruluşun —Avrupa ya da NBA örneklerinde olduğu gibi— maç öncesinde bu değerleri ekran başındakilere tanıtması; hem ligin marka değerini artıracak hem de 121 yıllık dev bir kulüp kültürünü ve emeğe saygıyı yeni nesillere aktaracaktır. Gerçek başarı, her zaman detaylarda gizlidir.

Basketbol Olmadan “Dominasyon” Tamamlanmaz
Galatasaray Futbol Şubesi’nin son 4 yılda kazandığı 4 şampiyonlukla övünülen o “Dominasyon” kavramının bir ayağı; basketboldaki bu idari, kültürel ve saha içi bütünlük sağlanmadıkça bana göre hep biraz eksik kalmaya mahkûmdur.
Galatasaray basketbolunun kulüpteki mevcut durumu, şimdilik Ümit Besen’in o meşhur şarkısındaki sitemi hatırlatıyor:
“Bir tahta masada adımız kalmış / Ayağı kırılmış o tahta masa / Senden çok vefalı çıktı sevgilim…”
Ancak camianın asla unutmaması gereken bir gerçek var: O tahta masanın ayağı sağlamken, basketbol branşının kazandığı tarihi EuroLeague şampiyonluğu sayesinde 13 Nisan 2014’teki Mali Genel Kurul’da kulübün kaderi ve geleceği adeta maçın son üç dakikasında değişmişti.
Galatasaray Spor Kulübü’nün; basketbol branşının en zor zamanlarda harç görevi gören stratejik bir sütun olduğunu yeniden idrak etmesinde, ona hak ettiği değeri vererek “basketbolu bu ülkeye getiren kulüp” kimliğini hem kendisinin tekrar hatırlamasında hem de herkese hatırlatmasında büyük fayda var.
Murat Özyer
Basketbol İnsanı

- Reklam-

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medya

33,250TakipçilerTakip Et
38,158TakipçilerTakip Et
65,321AboneAbone Ol

En Son Haberler