Sevgili Milli Basketbolcularımız Merhaba;
‘Basketbol Tanrıları’ yazım basketfaul.com sitesinde yayımlandığında henüz Sırbistan ve Fransa Milli Takımları elenmemişti. Ve biri bana Sırbistan ve Fransa Milli Takımlarının eleneceğini söylese kendisine olmaz öyle şey derdim. Ancak sizlerin de bizden çok daha ciddi takip ettiği gibi bu sürprizler gerçekleşti. Zaten sporu güzel yapan da bu sürprizler oluyor desem sanırım yanlış olmaz.
Ülkemizin Çok Değerli Basketbolcuları;
Turnuvanın ilk 5 maçını Riga’da hemen sizin arkanızda eşimle birlikte büyük bir gururla izledik. Ve bize unutamayacağımız keyifli anlar, mücadeleler yaşattınız. Oynamış olduğunuz ilk 5 müsabakanın sadece Çekya maçını biraz sıkıntılı başlayıp sonraki bölümleri gerçek temponuzda oynayıp maçı istediğimiz gibi bitirmiştik.
Açıkçası Çekya maçındaki tutuk başlangıcımız acaba Portekiz maçında da olur mu diye düşünüp maça biraz tedirgin gelmiştik. Ancak Sırbistan’a son bölümde kaybeden Portekiz’i Zafer Bayramımızın olduğu gün hezimete uğratıp, bizlere unutamayacağımız bir hediye vermiştiniz.
Belleklerimizden silinmeyecek olan Letonya maçı ve müthiş savaşa sahne olup birbirinize sıkıca dayandığınız Sırbistan maçı ise hafızalarımızdan uzunca bir dönem silinmeyecek ve sizleri hep öyle hatırlamamıza neden olacaktır.
Çok Değerli Teknik Ekibimiz ve Milli Basketbolcularımız;
Thermopylae Savaşını bilir misiniz? Bu savaşa konu olan 300 Spartalı filminin hikayesinde:
“Spartalılar savaşta miğferini ya da zırhını kaybeden bir savaşçıyı cezasız affederdi” diye yazıyor Steven Pressfield. “Ama kalkanını gözden çıkaran bir asker, bütün vatandaşlık hakları ellerinden alınarak cezalandırılırdı.” Sebebi basitti: “Bir savaşçı miğferini ve zırhını kendini korumak için taşır. Kalkanını ise bütün taburu korumak için…
Sparta ordusunun gücü, mızraklarının keskinliğinden değil, ‘KALKANLARININ’ sağlamlığından geliyordu. Ve bu yüzden savaşta kalkanını kaybetmek, bir Spartalı’nın işleyeceği yegâne suç sayılıyordu.”
Riga’da olduğumuz 5 maç boyunca teknik ekibimiz olsun basketbolcularımız olsun ‘kalkanlarını’ birbirlerini korumak ve başarılı olmak için çok başarılı bir şekilde kullandılar.
‘Yolunuz Açık Olsun’ yazımda ülkede bulunan insanların mutlu olabileceği en önemli organizasyonun spor olduğunu ve insanları ilaç kullanmadan tedavi edeceğini vurgulamış ve sizlerden gelecek haberlerle bayraklarımızı alıp sokağa döküleceğimizi ifade etmiştim.
‘Duyulmayanı Duymak’ yazımda ise teknik ekipten başlayarak her birinizin birer lider olduğunu ve liderlere düşen en önemli görevin ülkesinde ki insanları duyması gerektiği olduğunu vurgulamıştım.
Bizleri duymanızı, mutlu edeceğinizi düşündüğüm en önemli argüman ilk beş maçta olduğu gibi birlik olup, kalkanlarınızı kullanarak savaşmanız ve takımdaki herkesin birbirini EVLADINI koruyor gibi koruması olacaktır. Zaten bunları doğru yaptığınızda sizlerin de çok iyi bildiği gibi devamında başarı da gelecektir. Gelmiyorsa da sonuç ne olursa olsun bizler sizleri başarılı olarak kabul edeceğiz.
Sevgili Ergin, Sevgili Yakup, Sevgili Ender, Sevgili Cenk, Sevgili Eren, Teknik Kadrodaki Arkadaşlarımız ve Sevgili Milli Basketbolcularımız;
Spor Koçluğu kitabı yazarı Jordan Fliegel kitabın sonsöz bölümünde şöyle diyor:
“Belirleyici öge benim. İklimi oluşturan benim kişisel yaklaşımım… Hayatı berbat ya da neşeli hale getirmek için elimde var olan muazzam güce sahibim… Utandırabilirim ya da eğlendirebilirim, yaralayabilirim ya da iyileştirebilirim…”
Mutlu olmayı, ülkemize türküler söyleyerek dönmeyi inanın en fazla sizler hak ettiniz. Hem kendinizi hem de bizleri bu mutluluk türkülerini söylemekten lütfen mahrum etmeyin.
Yolunuzun açık olmasını temenni ederken şansın ve ‘Basketbol Tanrılarının da’ yanınızda olmasını dilerim.
Saygılarımla…




Ellerine sağlık be hocam ne güzel anlatmışsım hislerimizi
Elinize sağlık…