Basketbolda bazen kırk dakikalık bir strateji, sadece birkaç saniyelik bir karar anına ya da görünmez bir şanssızlığa indirgenir. Pazartesi akşamı oynanan yarı final serisi mücadelesi, tam anlamıyla iki farklı oyun felsefesinin sahada çarpışmasına sahne oldu. Maç öncesinde Anadolu Efes cephesinde Vincent Poirier’nin “Tempoyu kontrol etmeliyiz. Koştukları zaman çok tehlikeli oluyor Fenerbahçe” sözleri, aslında koç ekibinin sahaya koymak istediği stratejik aklın özetiydi. Nitekim Anadolu Efes, bu planı maçın büyük bölümünde harika uyguladı. Sezon genelinde 96.2 olan Fenerbahçe’nin possession (top hakimiyeti, hücum sayısı) sayısını 77’ye kadar çekmeyi başardılar. Hücum süresinin son 8-10 saniyesine kadar sabrederek oynanan bu yarı saha oyunuyla, normal sezonda 87.7 sayı ortalaması yakalayan sarı-lacivertlileri kendi evlerinde 60 sayıda tutarak ritimden kopardılar. Yine de Anadolu Efes, bu stratejiyi ne kadar iyi işletirse işletsin; takım kimyasındaki yapısal zaaflar nedeniyle galibiyet kapısını ardına kadar aralamışken, belki de serinin kaderine etki edecek bu maçı elleriyle teslim etti.
Baldwin ve Nando gibi yaratıcı ve delici kısaların yokluğunda hücum üretmekte zorlanan Fenerbahçe adına, her şeye rağmen maçı ayakta tutan üç temel faktör vardı: Tarık Biberovic, Talen Horton-Tucker ve Melli. Bu üç ismin sorumluluk alarak ürettikleri skorlar, olası bir Efes galibiyetinin önüne set çekti.
Sahadaki İki Farklı Periyot ve Poirier Faktörü
Maça 0/10 üçlük isabetiyle çok soğuk başlayan bir Fenerbahçe izledik. İlk yarının genelinde dış şutlarda 3/15 (%20) gibi düşük bir yüzdeyle oynayan sarı-lacivertliler, üçüncü çeyrekle birlikte adeta kabuk değiştirdi. Bu periyotta yakalanan 6/8 üçlük isabeti, takımı maça ortak etti ve çift haneli sayılara çıkan farktan geri dönüşün fitilini ateşledi.
Maçın en büyük kırılma anı ise bitime 6 dakika 23 saniye kala yaşandı. Anadolu Efes’in maç boyu en büyük kozu olan, Türk Telekom serisinin de kahramanı Vincent Poirier, topsuz alanda kayarak talihsiz bir sakatlık yaşadı. Aşil tendonu şüphesiyle soyunma odasına giden tecrübeli pivotun çıkışı, sadece pota altı savunmasını değil, tüm serinin gidişatını etkileyecek cinsten.
İstatistiksel olarak bakıldığında:
• Poirier sahadayken skor 53-45 Anadolu Efes lehineydi.
• Sakatlık sonrası bitime 1.27 kala Nicolo Melli’nin üçlüğüyle skor 54-54’e geldi.
• Poirier’siz geçen bu kritik sürede Fenerbahçe, 9-1’lik bir seri yakalayarak maçı eşitledi. Anadolu Efes, sarı-lacivertlilerin agresifleşen savunması karşısında çemberden uzak kaldı ve bu çeyrekte uzun süre sadece 3 sayı üretebildi.
Son Saniyelerdeki “Satranç Hamleleri” ve Faul Tartışması
Son bir dakika, her iki takım adına da büyük bir heyecana sahne oldu:
• 39 saniye kala: Ercan Osmani ile Anadolu Efes 56-54 öne geçti.
• 28 saniye kala: Horton-Tucker hücum faul yaptı, top Efes’e geçti.
• 25 saniye kala: Nick Weiler-Babb serbest atış çizgisinden 2/2 ile dönerek farkı 4 sayıya çıkardı (54-58).
• 13 saniye kala: Tarık Biberovic, köşeden yay gerisinden çok kritik bir üçlük göndererek farkı 1 sayıya indirdi (58-57).
• 12 saniye kala: Taktik faul yapılan Shane Larkin çizgide 1/2 attı: 59-57.
Ve tartışılan, basketbolseverlerin üzerine fallar açtığı o ana geldik: 59-57 öndeyken, bitime 12 saniye kala Jasikevicius’un molası sonrası Anadolu Efes neden faul yapmadı?
Bir antrenör gözüyle bakıldığında, bu durum ekran başından göründüğü kadar basit bir “hata” olarak nitelendirilemez. 12 saniye, basketbol sahasında hem çok uzun hem de çok kısa bir süredir. Eğer orada faul yapıp rakibi çizgiye gönderirseniz ve rakip 2/2 atarsa skor eşitlenir. Molanız kalmadığı için tam sahadan topu oyuna sokmak ve baskı altında şut üretmek zorunda kalırsınız. Diğer senaryoda ise takımınızın savunma disiplinine güvenip rakibi zor bir atışa zorlamayı seçersiniz. Anadolu Efes teknik ekibi, topu savunmayı seçti ancak Horton-Tucker’ın 3 saniye kala bulduğu turnike ve ardından gelen faul (basket-faul) ve Larkin’in son saniyede kullandığı atış isabet bulmayınca maçın skorunu belirledi: 60-59.
Teknik Analizde Görünmeyen Detay: Hakem Eğilimleri
Basketbolda maç hazırlığı sadece rakip oyuncuların setlerini ya da şut yüzdelerini incelemekten ibaret değildir. Sahadaki hakem üçlüsünün düdük standardı da en az rakibin tam saha baskısı kadar stratejiyi doğrudan etkiler.
Bu kritik müsabakanın başhakemi, ülkemizin en tecrübeli isimlerinden ve EuroLeague’deki temsilcimiz Emin Moğolkoç‘tu. Moğolkoç ve ekibi, oyunun sertlik seviyesini çaldıkları 36 faul düdüğü ile belirledi. Bu durum bir yorum değil, tamamen verisel bir tespittir. Nitekim bu üçlü, çeyrek finaldeki ilk Beşiktaş – Galatasaray derbisini de yönetmiş ve orada da 32 faul düdüğü çalmıştı.
İki benzer sertlikteki maçta çıkan 32 ve 36 faullük bu istatistik, bize hakem üçlüsünün oyun karakterine dair çok net bir mesaj veriyor. Toplamda iki takımın 36 faul yaptığı böyle bir iklimde; teknik ekiplerin oyuncuların yıpranma payını, faul problemlerini ve serbest atış çizgisine giden yolu çok iyi hesaplaması gerekir. Günümüz basketbolunda takımların maç stratejilerini belirlerken hakem üçlülerinin düdük karakterlerini ve geçmiş maç istatistiklerini de analiz havuzuna eklemelerinde çok büyük fayda var. Düdüğün standardını bilmek, sahada ne kadar agresif kalabileceğinizin de sınırını belirler.
Euroball Kültürü ve Serinin Geleceği
Bu maç bize gösterdi ki, Anadolu Efes adına bu sezonun en büyük yapısal problemi, Shane Larkin’in sahada olmadığı ya da ritim bulamadığı anlarda oyuna akıl koyacak, sahayı doğru okuyacak bir “ikinci yönlendirici” eksikliğidir.
Pj Dozier, Nick Weiler-Babb ve Jordan Loyd gibi isimler üst düzey atletizme ve bireysel yeteneklere sahip olsalar da, Avrupa basketbolunun gerektirdiği o elit oyun okuma (Euroball) becerisinde Larkin’in yokluğunu doldurmakta zorlanıyorlar. A Milli Takım’dan oldukça formda dönen Şehmuz Hazer’in de sezonun genelinde o veya bu sebepten ötürü bir türlü beklenen o ritmi yakalayamamış olması Efes’in elini fazlasıyla daralttı.
Larkin’in eski dominant çizgisinden uzak olduğu, Poirier’nin sakatlıkla sarsıldığı ve daha da önemlisi gelecek sezonun antrenör adaylarının henüz bu sezon bitmeden yüksek sesle konuşulduğu bu hassas süreçte, Anadolu Efes’in saha içi ve saha dışı odaklanmayı tam olarak sağlayıp Fenerbahçe’yi serinin kalanında domine etmesi oldukça güç görünüyor.
Yine de bu seviyelerde her maç yeni bir hikayedir. Basketbolun cilvesi buradadır; bazen rotasyonda geride kalan, adı az anılan bir oyuncu şans kapıyı çaldığında eğer mental ve fiziksel olarak hazırlıklıysa tek bir maçta kahramanlaşabilir. Serinin kaderini, antrenörlerin bu gürültülü iklimde yapacağı yeni taktiksel ayarlamalar ve oyuncuların bu zorlu mental eşiği sahada nasıl geçeceği belirleyecek.
Peki, siz o sıcak anda tahta başında olsaydınız nasıl bir risk alırdınız? 59-57 öndeyken, bitime 12 saniye kala Pablo Laso benchte dönüp size sorsa; “Faul yapıp takımı çizgiye mi gönderelim, yoksa bu düdük standardında son saniyeye kadar savunmada mı kalalım?” derdiniz?
Ya da madalyonun diğer yüzünden bakalım: Jasikevicius’un moladan sonra son topu Horton-Tucker’a emanet edip çembere göndermesi yerine, siz olsaydınız net bir üçlük setini mi tercih ederdiniz?
Kuşkusuz basketbol maçı bittikten sonra, sahada o baskıyı hissetmeyen bizlerin tüm alternatifleri sanki koçlar bunları hiç düşünmemiş gibi rahatça sunması, antrenörlük mesleğinin en büyük cilvesidir. Bir basketbol insanı olarak bunu tamamen kabul ediyorum; çünkü o maçta sahada akıp giden saniyelerle, tribünde veya ekran karşısında geri sarılan saniyeler hiçbir zaman aynı ağırlıkta olmuyor.
Murat Özyer
Basketbol İnsanı
Jasikevicius Ve Laso’nun Son 12 Saniye Hamlesi (Murat Özyer)

- Reklam-
- Reklam-



Hocam çok iyi niyet ile yazmışsınız ama FB hücumlarında herşey o kadar açıktı ki , haklı sebeplerden dolayı Laso’nun da maç umrunda olmadığı için sonuç beklenildiği gibi oldu.Fb 3 opsiyon ile oynadı Tarık şut üzerine, Melli ters eşleşme (iç dış) değerlendirme ve Tucker içeri penetre… Son hücum da oyuna K.Jones’u sürsen en azından hücumu net faulle keserdin… Çünkü dış savunma Efes’in bugün çok iyiydi… Ama Laso için bu maç yenmişsin yenilmişsin umrunda değil çünkü yönetimin hiç umrumda değil!!! Hatta mutlu oldular “Laso’yu gönderirken fazla tepki almayız artık” deyu!!
Değerli yorumunuz ve teknik katkınız için çok teşekkür ederim.
Pablo Laso; oyunculuk kariyerinin yanı sıra koçluk kariyerinde kazandığı 2 EuroLeague şampiyonluğuyla Avrupa basketbolunun en elit figürlerinden biridir. Üstelik Real Madrid döneminde, henüz 17 yaşındaki Luka Doncic ve Usman Garuba gibi genç yetenekleri o seviyelerin devasa baskısı altında sahaya sürecek kadar cesur, vizyoner ve benim de mesleki olarak büyük saygı duyduğum bir başantrenördür. Dolayısıyla maçın veya serinin onun adına “umurunda olmadığı” fikrine katılmam pek mümkün değil; bu seviyedeki hiçbir elit yarışmacı sahaya kaybetmek için çıkmaz.
Ancak bu durum, onun saha içi yönetimini ve tercihlerini eleştirmeyeceğimiz anlamına kesinlikle gelmez. Basketbolda fikirler, yöntemler ve farklı pencereler tam da bu yüzden, yani tartışılmak ve oyunu zenginleştirmek için vardır.
Fenerbahçe’nin hücum opsiyonlarını (Tarık’ın şut tehdidi, Melli’nin iç-dış ters eşleşme yaratması ve Horton-Tucker’ın deliciliği) analizinize katılıyorum. Özellikle son saniyelerdeki savunma yerleşimi için yaptığınız Kai Jones tespiti bence de çok haklı ve üzerinde durulması gereken önemli bir hamle alternatifiydi. O atletizmle, çemberi savunmak ya da pozisyonu net bir faulle kesmek adına sahada fark yaratabilirdi.
Saha dışındaki yönetimsel dedikodular ve kontrat süreçleri bu seviyelerde her zaman konuşulur, bu da mesleğimizin bir diğer cilvesidir.
Katkınız ve nitelikli analiziniz için tekrar teşekkürler, selamlar. Murat Özyer
Teşekkürler Hocam, zaten bence şu an Efes’te en masum kişi P.Laso… Benim maç sonu Laso’yu eleştirmemdeki asıl sebepte yönetim… Adam maça mı konsantre olsun, kariyerine mi?!?! Üstelik, bana kalırsa yardımcı koçlar hiçbir şey katmıyorken bir de!!!Pana içinde aynı haber (büyük ihtimalle Oly tarafından üstelik) çıktı, lig finali öncesi; “Obra gelecek” şekilde…Anında yalanladı çok eleştirilen Pana yönetimi haberi!!! Allah için Hocam, sizde yıllarca yöneticilik yaptınız, peki Efes yönetimi ne yaptı bu dedikodular hakkında? Dolayısıyla teşbihte hata olmaz, CHP kendi içinde “üstelik dış müdahalelerle” geleceği için problemlerle uğraşmak zorundayken , Efes yönetimi sanki kendi kendine krizler çıkarıp geleceğini şekillendiriyor!!!
Uzocu,sirtakici mertis babayannis’in ülkesinin ve şeyhinin takımıyla ilgili haber nasıl da ağrına gitmiş ki hemen konuyla ilgisiz bir haberde bile bahsetmiş…
Pozisyon,taktik,oyuncu,koç değerlendirmek kolay ama hakemlerin düdük standartları neye,kime göre belirlenir? Önceki maçta faul çalınan bir pozisyona aynı hakem bir sonraki maçta çalmıyorsa ya da tam tersi durumda bunu nasıl değerlendirmek gerekir? Basketbol ve basketbolcu gelişiminde hakemlerin de rolü ve payı büyük, onlar kötü olursa diğer paydalar da kötü olur ama yıllardır hakem kalitesi çok kötü maalesef ve bu ciddi sorun ya çözülemiyor ya da çözülmek istenmiyor…
Aslinda serilerde bir yerde bir sezonun özeti gibi tâbi ki daha bitmiş bir şey yok. Ama Fenerbahçe’nin senelerdir devam eden organizasyon ve koç istikrarı ile Efes’in sürekli yıkıp yeniden yapılan takım, organizasyon, koç değişimleri. Efes daha büyük bir bütçe ile yapamadıklarını Fenerbahçe daha dar bir bütçe ama istikrar ve doğru hamleler ile yaptı. Hem de klüpte ki bütün değişimlere ve kaosa rağmen. Bence Fenerbahçe doğru bir örnek futbolda bu kadar yüksek paralar ile isim alinmaya çalışırken basketbol şubesi maddi yada etik durumlara binaen kişiye göre davranmıyor azamisi de belli, asgarisi de. Günlük hadi bu karşımıza çıktı bütün kartları yeniden dağıtalim demiyor. Bu istikrarlı kademeli başarı durumu birden alinan ve devamı muallak olan başarılardan çok daha değerli ve bireyselligin ötesinde bir organizasyona başarısı. Yani bir nevi Fenerbahçe turu geçerse iyi bir örnek olarak devam edecek ama Efes yanlıştan doğru çıkarırsa öncelikle kendisi adına yarınlarda hatalı kararlar verebilir. Ama topun yuvarlakligi basketbolda da geçerli ve top fileden geçtiği zaman kazananın hikâyesi yazılmaya başlıyor.