[MUSTAFA KEMAL]
Bir gece önce,
koca bir ordu karanlığın içinden
Afyon’un güneyine aktı.
Ne bir ateş yandı
ne bir ses yerimizi ele verdi.
Kocatepe’ye çıkarken düşündüm:
Ayak sesleri bile vazifesini biliyordu.
Sabah ova önümdeydi.
Haritada birkaç çizgiden ibaret tepeler,
burada tel, taş, toprak ve insandı.
Her şeyin hesabı vardı:
topun menzili, yolun saati, ihtiyatın yeri.
Yalnız, eve dönmeyecek olanların
hangi evlerden çıktığı yazmıyordu.
Askerlere baktım.
Birinin cebinde ekmek,
birinin cebinde mektup vardı.
Benim cebimde harita.
Hangimizin yükü daha ağırdı,
bunu söylemeye hakkım yoktu.
Yalnız emri doğru vermeye mecburdum.
Korku da vardı elbet.
Parmağımı dudağıma götürdüm.
Onu inkar etmedim;
yerini tayin ettim:
hesabın içinde,
kararın dışında.
Topçu ateşi başladı.
Taş ayağımın altında titredi.
Zaferi düşünmedim o anda.
Bir gün bu sırtlarda
bir çocuğun oturup
ayakkabısındaki taşı çıkaracağını düşündüm.
Burada ne olduğunu bilmeden.
Bilmesin.
Dumlupınar’ın ardından
düşman çözülmüştü,
yol bitmemişti.
Vakit, başka bir emri istedi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
[BİR TÜRK GENCİ — BİR ASIR SONRA]
Bir asır sonra
aynı taşa oturdum.
Ayakkabımı çıkardım.
İçinden küçük bir taş düştü.
Burada ne olduğunu biliyorum.
Top sesinden değil;
tahtaya Kocatepe yazan
bir kadın öğretmenin sesinden.
Kapıda kızlarla oğlanlar
aynı zilin altında bekliyordu.
Cumhuriyet o sabah,
aynı kapıdan içeri girmekti.
Senin düşlediğin çocuklardan biriyim.
Savaşı yaşamadım.
Unuttum da sanma.
Senin cebinde harita vardı.
Benim cebimde küçük bir ekran.
Bir parmakla dünyanın öbür ucunu görüyorum:
Gökte uydular dönüyor,
yerde nehirler çekiliyor.
Bir makine insan gibi konuşuyor.
Bir çocuk hala boş bidonla su bekliyor.
Doğruyla yalan
aynı camdan geçiyor.
Hangisine inanacağımı
ben seçiyorum.
Bir milletin de bir bedeni varmış.
Bir yerinde orman yanınca
öbür yerinde nefes daralıyor.
Bir evde ekmek eksilince
öteki evin sofrası da tamam olmuyor.
El, ayağın yarasını duymazsa
aynı gövde yürüyemiyor.
Akdeniz’e vardık.
Zaferin tarihi belliydi.
Hürriyetin ertesi günü vardı.
Sonra bir ertesi daha.
Taşı avucumda tuttum.
Küçüktü.
Biraz önce canımı acıtmıştı.
Toprağa bıraktım.
Ayağa kalktım.
Bir asır sonra
cevabımız uzun değil:
Yol bitmedi.
Yürüyoruz!
YGE
26 Ağustos 2026



