39 gün, 104 maçlık Dünya Kupası macerası 19 Temmuz’da İspanya’nın şampiyonluğuyla sona erdi fakat yankıları, dedikoduları, eleştirileri hala devam ediyor. A Kadın Milli Voleybol takımımızın Milletler Ligi’ndeki şampiyonluğuna kadar, ne U17 basketbol takımımızın Dünya 4.lüğü, ne Zeynep Sönmez’in madalyaları, ne Aysu Türkoğlu’nun Japonya Tsugaru Boğazı’nı geçmesi, ne de Milli Atletizm takımımızın altın madalyaları, Dünya Kupasındaki ‘Viking küreklerini’ veya statların çevresinde gezinen robot köpeklerin yarattığı tartışmayı geçemedi.
Futbol büyük bir endüstri. Yapılan araştırmalara göre, bugün 2.3 trilyon dolar olan küresel spor ekonomisinin 2050 de 8,8 trilyon dolara ulaşması hedefleniyor. Yüzde 40-50’lik pazar payıyla futbol bu pazarın en büyük oyuncusu. Dünya Kupası da bu pazarın en büyük şovu. Sadece sporcular ve takımlar değil, seyirciler, siyasetçiler, hatta güvenliği sağlamak için getirilen robot köpekler bile ön plana çıkabiliyor.
Türk Milli Takımının erken elenmesi de turnuvaya olan ilgimizi azaltmadı. Hakarete varan 2-3 günlük eleştiri yağmuru unutuldu gitti. Neden elendik biz? Ne oldu? Nerelerde hata yaptığımız şu anda herhangi bir resmi kurumda konuşuluyor mudur acaba? Aslında soruyu şöyle de sorabilirim; turnuvaya gitmeden evvel neleri nasıl yapmamız gerektiği, teknik ekip haricinde ne kadar konuşulmuştur, tartışılmıştır?* Sportif branşların geleceğini gerçekten kim belirleyecek; yıldız oyuncular mı, yöneticiler mi, yoksa oyunun kendisi mi?
Davos kentinde Ocak ayında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun FIFA World Cup 2026 panelinde Gianni Infantino, Arsène Wenger ve Alessandro Del Piero bir araya geldiler. Sadece 2026 Dünya Kupası’nı değil, futbolun önümüzdeki yıllarda nasıl bir yöne evrileceğini tartıştıkları bu panelde ortaya çıkan ortak fikir; futbolun artık yalnızca 90 dakikalık bir oyun değil, ekonomiyi, eğitimi, teknolojiyi ve toplumları etkileyen küresel bir güç olduğu…
2006 Dünya Kupası’nı kazanan Del Pierro’nun ve FİFA’nın küresel futbol gelişim direktörü Arsene Wenger’in yorumları sadece sporculara değil, idarecilere, ailelere ve antrenörlere de ders niteliğindeydi. Panelin en dikkat çekici bölümlerinden biri Wenger’in; futbol başarısını sadece fiziksel yetenekle açıklamanın yetersiz olduğu, eğitim seviyesi ile futbol kalitesi arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu savunmasıydı. Konuyla ilgili bütün savunduklarını tek bir cümleyle özetledi: İyi futbol, iyi karar veren oyuncularla oynanır. İyi karar veren oyuncular ise iyi öğrenen insanlardan çıkar.
Paneli takip edenler arasında iki kadın özellikle dikkat çekiyordu: Nuria Martinez Navas ve Lise Klaveness: 2026 Dünya Kupası organizasyonunda ön plana çıkan bu iki kadından ilki; kusursuz organizasyon becerisiyle şampiyon İspanya Milli Futbol takımının işleyişini yöneten takım menajeri, diğeri ise futbolculuktan hukuk ve yöneticiliğe uzanan kariyeriyle Norveç Futbol Federasyon başkanı… Erkek egemen futbol dünyasında bu iki kadının ortak noktası, bulundukları göreve birilerinin sayesinde değil, bilgi, deneyim ve liderlik becerileri sayesinde gelmiş olmaları.
Aslında sadece yönetim kademelerinde değil, sahada da aynı gerçeği görüyoruz. A Kadın Milli Voleybol Takımımızın son yıllarda elde ettiği tarihi başarılar, tesadüflerle açıklanabilecek sonuçlar değil. Bu başarıların arkasında uzun yıllara yayılan altyapı yatırımları, eğitim, nitelikli antrenörler, kurumsal yönetim anlayışı ve her şeyden önemlisi, doğru insanların doğru görevlere getirilmesi var. Spor bize bir kez daha gösteriyor ki, başarı cinsiyet, ırk, din, milliyetle değil; bilgi, disiplin, çalışma kültürü ve liyakatle inşa ediliyor.
Hangi spor branşına yönelirsek yönelelim, ilerleme “bizden olsun” anlayışını geride bırakıp, “en iyisi kim?” sorusuna dürüstçe cevap verdiğimizde gerçekleşecek.
Kaynak: Ekonomi Gazetesi




Sevgili Ömer merhaba.
“Liyakat” yazını büyük bir dikkat ve keyifle okudum.
Yazında ‘EĞİTİM’ ve ‘LİYAKAT’ olayını çok güzel bir şekilde vurgulamış ve örneklemişsin.
Aslında yazının son paragrafını dikkate alarak daha farklı bir açıdan da bakmamız gerekir diye düşünüyorum…
Şöyle ki; bugün ülkemizin içinde bulunduğu durum “bizden olsun” ve “en iyisi kim?” sorusunun cevabına doğru bir şekilde yanıt veril(e)memesinde yatmaktadır…
Yani, nepotizmin sıradanlaşması ve liyakat kavramının ise ayaklar altına alınarak çiğnenmesinde vücut bulmaktadır.
Yazında ‘EĞİTİM’ ve ‘LİYAKAT’ gibi çok önemli ve değerli kavramı ön plana çıkardığın için bir öğretmen olarak çok teşekkür ediyorum…
Eline, yüreğine ve aklına sağlık.
Sevgilerimle.