U17 Milliler sayesinde 2010 Dünya Şampiyonası’ndan bu yana ilk kez basketbol ülke gündeminde bu ölçüde yer buldu. Böyle yoğun bir atmosferin doğmasında büyük olasılıkla Futbol Milli Takımı’na duyulan kızgınlığın da etkisi oldu.
Turnuvanın ilk gününde normalde daha rahat yenmemiz gereken Yeni Zelanda karşısında 25 farktan geri dönüp iki uzata sonunda kazanmamız, aslında farkındalık açısından yarar sağladı ve herkes bu büyük mücadeleyi veren çocukları izlemeye başladı. Çeyrek finalde Fransa gibi, bizden daha güçlü gözüken bir rakibi elediğimizde madalya ümidimiz artmıştı ancak pilimiz bitti. Noyan’ın sakatlanmasıyla rotasyonumuz daraldı, Ömer Kutluay ve Darius Karutasu’nun yanına sorumluluk alabilecek, oyunu yönlendirebilecek, eli titremeden top kullanacak yeterli sayıda oyuncumuz olmadığı için kürsünün dışında kaldık. Elbette daha diri kalabilsek, daha fazla oyuncuyu işin içine sokabilsek daha ileri de gidebilirdik ama turnuva başlamadan önce Kanada ve Fransa gibi takımları altımıza almayı beklemediğimizi de söylememiz ve emeği geçen herkese teşekkür etmemiz gerekir.
Türkiye oldum olası, basketbolda en iyi organizasyonu yapan ülke olarak tercih nedeni. En iyi otel, en iyi yemek, en iyi ulaşım, en iyi salon… Şampiyona sonunda sportif açıdan bazıları amacına ulaştı, bazıları hedeflerinin dışında kaldı ancak hepsinin ortak noktası TBF’nin organizasyonunun mükemmelliği karşısında mutlu olmalarıydı.
U17 Dünya Şampiyonası Milli Takımımız açısından ilk üçe giremememize rağmen başarılı geçti. Bunu kabul etmeliyiz. Ancak yanıtını vermemiz gereken önemli bir soru var. Ömer Kutluay neden Real Madrid’de? Noayn Tolan neden Valencia’da? Sarp Arda Kaya neden Amerika’da? Yahya Başaran neden Avustralya forması giyiyor? Ortak yanıt şu: Onlar basketbolu daha iyi öğrenmek için Türkiye’den ayrıldılar. NCAA’e gidenler gibi para almıyorlar. Tek dertleri daha iyi oyuncu olabilmek? Bu soruyu yok sayıp, herşeyin yolunda gittiğini düşünürsek hata yaparız.
Koskoca Türkiye’de gerçek anlamda altyapıya yatırım yapan kulüp sayısı bir elin beş parmağını geçmiyor. Demek ki federasyon işi kulüplerin keyfine bırakmadan, altyapıya yatırım yapanların sayısının artması için sert ve zorlayıcı kararlar almalı… Bunun yanı sıra elbette antrenör kalitesi geliştirilmeli… Aksi halde yukarıdaki örneklere yenilerinin katılması kaçınılmazdır. Kendi oyuncunu yetiştiremeyip başkalarının eline bakmak, Türk basketbolu’na yakışıyor mu?



