PLAY OFF’LAR FARKLIDIR
Hakem yönetimi açısından her maç aynı değildir… Hele hele bir normal sezon maçıyla, play off maçı hiç aynı değildir… Önemli olan iki tarafa da aynı şekilde davranmaktır. Play off’ta tolerans sınırı daha yukarıdadır… Gerek faullerde, gerekse davranışlara verilecek tepkilerde… Oyun daha sert oynanır, bu nedenle faul çıtası daha yukarı konulur… Oyun bunu ister… Kazanma isteğine bağlı olarak, adrenalin artar ve tepkiler fazlalaşır…Hakemlerin verdiği teknik faulleri herkes anlayabilmeli, içine sindirmelidir. Sadece bir hakemle bir antrenörün arasındaki geçen diyalogda kimse teknik faul beklemez… Elbette hakaret olmadıkça… Ortada küfür yoksa, Emin Moğulkoç’un Sarubas Jasikevicius’a verdiği ve atılmasına neden olan teknik faul oyuna yakışmadı. O ana kadar dengede geçen maçta Saras’ın atılmasına Beşiktaşlılar daha fazla üzülmüş olabilir çünkü Fenerbahçe tarafında motivasyon bu olayla birlikte tavan yaptı ve maçın kırılma anı oldu.
ALİMPİJEVİC HAKLI
Darbeye bağlı sakatlıklara yapılacak fazla bir şey yoktur ama yorgunluğa bağlı sakatlıklar daha üzücü olur. Çünkü elbette oyuncunun kendisine iyi bakması, adalelerini hazırlaması dışında maç takvimi etkilidir. Avrupa kupası oynayan takımlarda sakatlıklar, haftada bir maç yapanlara göre daha fazla olur. Çok sık maç yapılan play off’larda sakatlıklar daha da artar. Bir takım iki günde bir maç oynama durumunda kalırsa risk büyür. Jonah Mathews’un son Fenerbahçe maçında aşil tendonunu kopması gibi…
Beşiktaş Koçu Dusan Alimpijevic haklı olarak programın kötü olmasından söz etti. Aslında bu serzeniş kulüpten gelmeliydi.
Fenerbahçe’nin Euroleague Final Four’da oynaması nedeniyle ligimiz neredeyse üç hafta tatile girdi. Takımlar oyuncuları nasıl diri tutacaklarını şaşırdılar. Normal sezonla play off arasında takımların hazırlık maçı yapacak rakip aradığı, bizden başka bir ülke olmuş mudur? Olmaz çünkü herkesin ligi değerli olduğu için böyle saçma bir program yapılmaz. Sonuçta Milli Takım için sezonun Haziran sonuna kadar sarkmamasını isteyen federasyon sıkıştırılmış play off programıyla takımları zor durumda bıraktı… Zor serilerden gelen Beşiktaş hiç dinlenme fırsatı bulamadığı için Jonah Mathewws’u kaybetti. Umarız başka sakatlık olmaz.

ŞİMDİLİK CURAÇO’NUN OLDUĞU YERDEYİZ
Almanya, Dünya Futbol Şampiyonası’nda Curaçao ile oynarken hepimiz google sorduk… İsmini ilk kez duyduğumuz Curaço nerdedir? Curacolular ne yer, ne içer?
Karayip Denizi’nin güneyinde ve Venezuela’nın kuzeyinde yer alan bir ada ülkesiymiş. Hollanda Krallığı’nı meydana getiren dört ülkeden biriymiş. Başkenti Willemstad imiş. Bankaları kara para aklamamalarıyla ün yapmış… Nüfusu 144 bin imiş…
Yıllar sonra Dünya Futbol şampiyonası’na katılma hakkını elde ettiğimizde neredeyse milli bayram ilan edecektik. Şişirdikçe şişirdik… Oysa kupada tam 48 takım var… Biraz futbol oynayıp, şampiyonaya gitmeyeni dövüyorlar… Ankara’nın Çayyolu semti kadar nüfusu olmayan Curaçao bile orada. Çeyrek finale kalabilirsek, bir başarıdan söz edebiliriz… Bunun dışındaki sonuçlarla övünmek sadece reklamlara girer.

ZEYNEP’İN VERDİĞİ MESAJ
Tenişci kızımız Zeynep Sönmez kendi başına harika işler çıkarıyor. Bugünlerde de Nottingham’da üst turlara ilerliyor. Bu turnuva sonunda belki Dünya sıralamasında 50. sıraya gelecek. Yaptığınız işte Dünyanın en iyi 50’si arasında olabilmek büyük başarı.
Bir turnuvada ball boy’un baygınlık geçireceğini farkettiğinde oyunu bırakıp yardıma koşarak gönülleri fethetmişti. En büyük ritüeli ise sandalye molası sırasında çantasından çıkardığı kitapları okuması. Bu, onun kendisini iyi hissetmesini sağlıyor ve izleyen herkese şu mesajı veriyor… Okuyun, öğrenin… Finlandiya’daki anaokulunu küçük görenlere, eğitime inanmayanlara inat…




Sevgili Necip Ağabey merhaba.
Her konu başlığınız ayrı ayrı değerli. Ancak sevgili Zeynep ile ilgili bölümü ayrı bir şekilde ele almalıyız.
Çünkü ‘EĞİTİM’ şakaya dikkate alınmayaya gelmez. Ve bedeli çok ağır olur. Bugün Türkiye’mizin bedelini çok ağır bir şekilde ödediği gibi.
Bugün olaya sadece ‘parasal’ zenginlik ile bakanlara dönüp petrol zengini olan ülkelere bakmalarını önereceğim…
Siz hiç bugüne kadar Japonya, Finlandiya, Güney Kore, Almanya, gibi gelişmiş ülkelerin parasal zenginlikleri ile övündüğünü gördünüz mü?
Gelişmiş ülkelerin dikkate aldığı tek konu ‘EĞİTİM’dir…
Gelişmiş ülkeler zenginliği şöyle tanımlamaktadır:
“BİZİM YER ALTI VE YER ÜSTÜ ZENGİNLİKLERİMİZ EĞİTİMLİ ÜSTÜN NİTELİKLİ ÇOCUKLARIMIZDIR…”
Sevgili Necip Ağabey yazınız sabah sabah bana çok iyi geldi. Kucak dolusu teşekkürler…
Sevgilerimle.
Yani Fenerbahce nin Final 4 a kalması kabahat oldu. Yokca bjk şampiyon olacaktı. O olmazsa galatasaray.
Ne kadar boş bir yorum, diğer takımların maçları başlayıp 2 günde bir değil de 3-4 günde bir oynanabilirdi.
Tebrik ederim sizi. Küçük bir yorumla ülkenin sosyolojik bir çok problemini, eğitim problemi,fanatizm problemi, okuduğunu anlama problemi ,analitik düşünme problemi vs. özetlediniz. Peki; buna yakın başka fikstür uygulayan bir lig var mı?
Sezon boyu 38 hafta euroleague’in 25 haftaya sıkıştırılmışını oynayıp haftada ortalama ikibuçuk maç ile pestili çıkarılmış euroleague takımının çift hafta maçlarını hiç dikkate almadan fikstür “yapan”, çift hafta maçları sonrası takımı, tezgahladığı fikstür icabı oraya buraya deplasmana gönderen derin federasyona itiraz etmek şöyle dursun, avuçlarını ovuşturan, – bu nedenle – ikinci euroleague takımının dördüncü bitirilmesi sağlanıp birincisiyle daha yarıfinalde erken final oynamasına ve kendisinin dört ayak üzerine “finalist” diye düşürülmesine yol açılan, sezon boyu yorulmaya ve yorgunluktan ileri gelen sakatlıklarına itiraz etmemiş rakibine karşı, dinlenmeye itiraz eden ağlakların ağlama duvarına dönmüş burası.
Üstad, yakın geçmişte Fb İspanya’da çift maç yaptı direk Gaziantep’e gitti maç yaptı döndü Fransa’ya maça gitti. Bir keresinde de Fransa çift maç haftası sonrası da Ankara’ya gidip maç yapıp sonra İstanbul’da eurolig maçına çıkmıştı. Bakılsa bunlara benzer Fb’ye karşı birçok fikstür azizliği ! vardır ve Fb bir kez ağzını açıp da şikayet etmemiştir de kime neyi, nasıl anlatacaksın?
Değerli dostum, ezikler ağlaktır, viyaklar dururlar, asiller ise kafası bile kırılsa ses çıkarmayı asaletlerine yediremezler. Bak Beşiktaş antrenörü Trabzonlu Şenol Güneş’e “kafam yarıldı” diye hastane hastane dolaşıp yalanına alet edeceği doktor arayan bir figür, zaten 2011 iftira alçaklığında başrole soyunmuş bir zavallı. Bak İsmail Kartal’a, Trabzonluların yardığı kafasıyla “bir şeyim yok” diye basın toplantısını aksatmayan boğaz çocuğuna. Sargılı başı bayrak olmuş Basri Dirimlili’nin (Kıbrıs Mücahidi(gerillası) Memetçik Basri) ocağında yetişmiş adam, Balıkçı İsmail, boşuna değil. Asalet ve eziklik iki karşıt dünya, birbirinin zıttı iki kültür. Ama dediğin gibi bunu kime anlatacaksın ? Eşek hoşaftan ne anlar ?