“Sürekli yaptığımız şey neyse biz o’yuz” demiş Aristoteles.
Geçtiğimiz günlerde Anadolu Bölge Şampiyonaları’ndan yansıyan o meşhur skorları gördünüz: 179-10, 164-20. Sosyal medyada fırtınalar koptu, antrenörler eleştirildi, “ayıptır” denildi. Ama gelin çuvaldızı biraz daha derine batıralım. Bu skorlar sadece bir maçın sonucu değil; altyapıdaki düşünce sistemimizin, vizyonumuzun ve önceliklerimizin duvara tosladığı anın belgesidir.
Saras Şok Olmakta Haklı, Biz Alışmakta Hatalıyız!
Son beş senede EuroLeague’in en iy koçları arasında öne çıkan Saras Jasikevicius, Türkiye’deki altyapı maçlarını izlediğinde “Şok oluyorum” diyor. Neden mi? Çünkü biz 14 yaşındaki çocuğa basketbolun neşesini, fundamental’ını, oyun zekasını vereceğimize; ona “box-and-one” yaptırıyoruz, 12 yaşındaki çocuğa 1-3-1 alan savunmasını 10 yaşındaki çocuğa tam saha zone press savunması” ezberletiyoruz.
Saras’ın tespiti net: “15-16 yaşına kadar her şey bireysel gelişimle ilgili olmalı.” Biz ise yöneticimizle, antrenörümüzle, hakemimizle ve velimizle oyunu ve oyuncuya yanlış davranışlar silsilesiyle geleceğimizi el birliği ile karanlığa teslim ediyoruz. “Kazan da nasıl kazanırsan kazan” diyen sistemle, galibiyet üzerinden değerlendirme yapan yöneticiyle, kendine ekonomik ve statü çıkışı galibiyetten bekleyen antrenörle, fiziksel olarak geç gelişen ama yetenekli olan o çocuğa, sertliğe göz yuman hakemlerle, antrenör/yönetici gibi davranarak çocuğuna diğerlerinden avantajlı alan yaratmaya çalışan velilerle, yani top yekun tünelin karanlık noktasına doğru el ele gidiyoruz.
Saras’ın Bilmedikleri
Koç Saras’ın bu yoğun takvimde altyapıyı gündem yapması, altyapı emekçileri için çok değerli. Yıllar evvel kendisiyle yaptığımız bir söyleşide Litvanya basketbolunun sırrını sorduğumda; gülerek “Litvanya’da her çocuk önce basketbolcu olmak ister, sonra beyin cerrahı veya mühendisliğe yönelir,” demişti. Biz de gereken cevabı almıştık. Basketbolu bu denli yoğun yaşayan birinden gelen mesajlar kıymetlidir.
Ancak Koç’un bilmediği “çıplak” gerçeklerimiz de yok değil:
Ücretsiz eğitim veren kulüp sayısı yok denecek kadar azaldı.
Kulüplerin altyapı bütçelerini yük görmesi, yöneticilerin dar vizyonları, tesis sıkıntısı, salon kiralarının yüksek olması, antrenörlerin çalışacak kulüp bulamaması, kulüplerin kendi koşullarında çalışacak antrenör bulamaması gibi konular bir birini tetikliyor.
Çocuklar artık 5-6 yaşında basketbola aidatlı spor okullarında ve kulüplerinde başlıyor. Bu yapılar geleneksel kulüplere göre daha yaygın organize olabiliyorlar.
Ülkemizde spor okulları genelde haftada 2-3 gün 1’er saatlik antrenmanlar planlayabilirken, milli takım havuzunu oluşturmaya aday kulüpler ise hafta en az 6 antrenman 1 maç şeklinde yaptıkları planlamalara, yurt dışında ve içinde özel turnuvaları da ekleyerek çalışma yoğunluklarını artırabiliyorlar.
Koç Saras tabii ki bunları bilmek zorunda değil ama not olarak burada kalmasında fayda var. Biz yine onun işaret ettiği “A Ligi” seviyesini konuşmaya kaldığımız yerden devam edelim.
“A Ligi” Ama Ne Kadar Rekabetçi?
2024- 2025 sezonunda İstanbul U16 A Ligi’ne bakalım; 24 takım, 105 maç. Kağıt üzerinde muazzam bir rakam. Ancak bu noktada ligin verimliliğini analiz etmek daha gerçekçi olacak. 2024-25 sezonunda maçların %44’ü 25 sayı ve üzeri farkla bitmiş. Seksen (80) sayı farkla biten maçlar var. Başka bir deyişle elit olarak adlandırdığımız A Liginde her iki maçtan biri nerdeyse “antrenman maçı” havasında geçiyor.
Bununla da kalmıyor; Şubat ayında A Ligi bitiyor, Türkiye Şampiyonası için tam 3 ay bekleniyor. Milli takım yetenek havuzunu oluşturan kulüpler, resmi ve rekabetçi bir maç oynamadan koca bir 3 ay geçiriyorlar… Sonra ver elini Türkiye Şampiyonası! Finale kadar giderseniz toplamda sadece 6 maç oynayabildiğiniz, Türkiye’nin o yaş grubundaki en iyi takımlarının geldiği bu şampiyonada; maalesef şaşırsak da 104-44 ve 101-45 gibi skorlarla biten maçlar olabiliyor.
Bu planlamayı yeniden düzenleyip herkes için faydalı hale getirmek bence mümkün. Sportif gelişim açısından süreci değerlendirirken; bu güncellenmesi şart olan planlamanın fizyolojik ve psikolojik tahribatlarını hayal etmeniz için konuyu burada, sizin takdirinize bırakıyorum.
“Sayı Averajı” Kıskacı
Anadolu Bölge Şampiyonası’ndaki 179-10’luk skora dönelim. Herkes koçu suçluyor. Peki ya yönetici? Ya sistem? Bir üst tura çıkmak için “en iyi ikinci” olma şartı koyarsak, o antrenörü sayı averajı için tam saha prese zorlamış olmaz mıyız? Aslında sistemin kendisi takımları fark atmaya, rakibini “ezmeye” mecbur bırakıyor. Haftada iki gün zor şartlarda antrenman yapabilen bir kulübün, haftada 6 gün antrenman bir gün maç yapan kulüple aynı sahada mücadele etmesini ve bu maçın iki taraf için de verimli olmasını beklemenin kimseye faydası yok hatta zararı söz konusu.
Çantamızdaki Çözüm Önerilerine Bir Bakalım
Sıra geldi Saras’ın asistini sayıya çevirmeye…
Yıllardır sahada ve eğitimlerde meslektaşlarımla konuştuğum, artık “anonimleşmiş” ama uygulanmayı bekleyen çözümleri buraya bırakıyorum. Belki bir gün “çocuklarımız için ne yapabiliriz” aşamasına hep beraber geçeriz:
• İllerin Basketbol Seviyelerine Göre Kategorize Edilmesi: Her ili; lisans sayısı, antrenör – hakem sayısı ve seviyesi, tesis imkanı ve milli takıma verdiği oyuncu ve antrenör sayısına göre seviyelere ayrılabilir. A seviyesindeki il, kendi dengiyle oynar.
• “En İyi İkinci” Uygulamasına Son Verilmesi: Takımları sayı averajı peşinde koşmaya, rakibini aşağılamaya, çocukları basketboldan soğutmaya dur demeliyiz. Çapraz eleme veya klasman grupları kurarak adaleti sahada sağlaması herkes için daha sağlıklı olur.
• A Liglerinin “Gerçekten Elit” Olması: İstanbul gibi büyük illerde A Liglerindeki takım sayısını bir dönemden sonra azaltılması yöntemi maç kalitesini ve sayısını artıracaktır.
• ”Elit” Ligde teknik kurallar koyulması: Koç Jasikevicius’un işaret ettiği gibi yaşa uygun oyun ile ilgili bilgi transferi ve oyuncunun bireysel gelişimini önceliklendirelim. Portekiz ve Fas U13 ve alt yaş gruplarında yaşlara uygun özel uygulamalar yapıyorsa, FIBA da bu felsefeyi destekliyorsa, biz herkesten daha iyisini yapabiliriz. Yapmalıyız. Daha fazla beklemeyelim. ( Koç Batıkan Kumuk’un ilgili yazısına linkten ulaşabilirsiniz https://www.tubad.org.tr/fiba-mini-basketbol-batikan-kumuk/ )
Hayatın Anlamı ve Basketbol
Ikigai felsefesi bize her sabah yataktan kalkmak için bir sebep sunar. Ikigai Uygulama Rehberi kitabının yazarları Hector Garcia ve Francesc Miralles’in belirttiği gibi:
“Hayat, çözülmesi gereken bir problem değil, içinde bulunulması gereken bir gerçekliktir. Her şeyi mükemmel yapmaya çalışmak yerine, yaptığınız işin içindeki akışı ve neşeyi bulun.”
Şimdi kendimize dürüst olalım: Eğer biz çocuklarımıza o parkenin üzerindeki “akışı” ve “neşeyi” veremiyorsak; basketbol kültürünü küçümseyebileceğimiz Fas veya Portekizli basketbol paydaşları kadar bile vizyon ortaya koyamıyorsak, neyi başardığımızı iddia edebiliriz ki?
Tabeladaki 179 sayısı, sadece bizim sistem olarak iflas ettiğimizin dijital kanıtıdır. Artık son kararı verelim: Saras sonuna kadar haklı mı? Yoksa içinde bulunduğumuz karanlık tünelde karşıdan gördüğümüz o ışık, aslında üzerimize son sürat gelen trenin farları mı?
Murat Özyer
Basketbol İnsanı



