Sevgili Zeynepgül Ene’nin “okullar artık veliyi müşteri olarak gördüğü için öğretmenler velileri çocukları konusunda uyaramıyor!” düşüncesi için şunları belirtmek isterim:
2012 yılıyla başlayan ve 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemizde yaşanan olaylar sonucu dershanelerin kapatılması ile yüzlerce yeni okul açıldı. Özel okulların öğrenci bulma ya da elindeki öğrencisini kaptırmama! Düşüncesi işleri iyice çığırından çıkardı. Bu durum ‘veli’ yerine ‘müşteri’ olmayı dört gözle bekleyen, ‘çuvallar dolusu’ para ödediğini düşünen ebeveynlerimiz için bulunmaz bir nimet oldu…
Büyük çoğunluğu ‘ticarethaneye’ dönen okul yetkililerinin, veliler karşısında iki büklüm oldukları yetmezmiş gibi ülkemizin değerli öğretmenlerini de kendilerini ‘müşteri’ gibi görmek isteyen velilerin önünde iki büklüm olmak, eğilmek zorunda bıraktılar…
“ETİ SENİN, KEMİĞİ BENİM!”
Ve Günün sonunda, Çocuğunu biz öğretmenlere “ETİ SENİN, KEMİĞİ BENİM” diyerek tam yetki ve büyük bir “GÜVEN” ile emanet eden, usta çırak ilişkisine inanan “EĞİTİM” de otoritenin öğretmen olduğunu tescilleyen saygılı aile tanımından “MÜŞTERİ AİLE” tanımına jet hızıyla geçtik. ‘Görgüsüz para’ gücünü eline geçiren ebeveynler de çocuklarına şunu demeye başladılar;
“Oğlum-kızım ‘ÖĞRETMENİN ETİ DE SENİN, KEMİĞİ DE’…
Özetlemem gerekirse; “Bir harf öğretenin kölesi olurum” anlayışından öğretmeni ‘köle’ yaparım anlayışa geldik…
Müşteriye dönen veliler haklı! Olarak çocuklarının ders notlarının da yüksek verilmesini istediler… Çünkü okullara ‘çuvallar dolusu’ para ödüyorlardı! Matematiği 30 olamayacak, Türkçe ve edebiyat dersinde bir paragrafı doğru okuyamayan, okuduğunu anlamayan çocuklarımıza bu derslerden 90-100 ler verildi. Veliyi mutlu! Edecek notların sonunda ne mi oldu?
Üniversite sınavına giren çocuklarımız 280 km hızla giden aracın duvara çarpması gibi duvara çarpıp hüsrana uğradılar… Yüzlerce okul birincimiz günün sonunda üniversite sınavında ilk basamağı bile geçemedi… Anne ve babalar bu başarısızlığın sonunda ne mi yaptı?.. Başarısızlığın nedenlerini araştırmak, nerede hata yaptık demek, sorumluluğu almak yerine yeni suçlular arama yoluna gittiler…
Hak etmedikleri notları isteyen ve aynaya baktıklarında ‘KRALIN ÇIPLAK’ olduğunu gör(e)meyen velilere bir nokta da anlayışta! Göstermek gerekiyor. Neden mi?
Sistem ve Yalan Mutluluk…
Bir dönem LGS sınavında binlerce birinci, ikinci ve üçüncü çıktı! Okullar kapılarına 15-20 LGS birincimiz! Var diye pankartlar astılar…
Olan şuydu ‘sistem’ her evden ya birinci ya ikinci ya da üçüncü olan bir çocuk çıkarmıştı… Anne ve babalar, hepimiz ülkece mutluluktan! Uçuyorduk. Ülke olarak dünyada eşi benzeri görülmemiş bir başarı elde etmiştik! Hiçbirimiz kendine, bir ölçme olayı ortaya binlerce birinci, ikinci, üçüncü çıkarır mı? Diye sormadı. Hepimiz o ‘yalan mutluluğu’ sonuna kadar doyasıya yaşadık.
Dik Duran Öğretmenler Dik Duran Nesiller Yetiştirirler…
Bu ülkenin kıymetli anne ve babalarına şunu belirtmek isterim:
“Velilerin önünde eğilen bükülen öğretmenler eğilip bükülen, biat eden nesiller yetiştirirler. Öğretmenlerinizi eğip bükmeye çalışmayın… Öğretmenlerinizin önünüzde eğilmelerine asla izin vermeyin… Unutmayın, dik duran öğretmenler dik duran çelik gibi nesiller yetiştirirler…”
Büyük deha Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenlerle ilgili yazdıklarını, söylemlerini okumanızı öneririm.
Çözüm Önerileri…
Şunu unutmayın biz öğretmenlerde sizin gibi insanlarız… Sizler gibi iki gözümüz, iki kulağımız var… Bizlerinde ailesi var… Bizlerinde sağlık sorunları var… Bizlerinde zor anları var… Kısacası bu yaşamda yaşamış olduğunuz sıkıntılardan biz öğretmenler de üzerimize düşen payı alıyoruz, hem de fazlasıyla…
Bu bağlamda biz öğretmenlerde hata yapabiliriz, eksiklerimiz de olabilir. Bu hata ve eksiklerimizi konuşacağınız, bizleri yargılayacağınız kişiler çocuklarınız ya da WhatsApp grubundaki veliler değildir. Soluğu alacağınız yer hiçbir şekilde CİMER şikâyet hattı olmamalıdır…
Tüm çalışma yaşamını okulun içinde geçirmiş, iki çocuk büyütmüş ve eşi de öğretmen biri olarak sizlere şöyle bir geri bildirim vermek isterim:
“Öğretmenle, öğretmenlik mesleğine yakışır şekilde sağlıklı iletişim kuran, çocuklarıyla ilgili öneri, eleştiri ve geri bildirimleri öğretmenlerle ele ele tutuşarak çözmeye çalışan ve çocuklarına sahip çıkan anne babaların tamamı, evlatlarıyla ilgili olarak başarılı sonuçlar aldılar… Hem eğitim hem de akademik olarak…”
“Dünyaya Bir Daha mı Geleceğim, Anı Yaşa”
İdarecilik dönemimde velilerimizden ‘dünyaya bir daha mı geleceğim?’, ‘anı yaşa’ cümlelerini sıklıkla duymaya başlamıştık. Çocuk sahibi olmak hepimizin de iyi bildiği gibi çok büyük bir sorumluluk. Bazı velilerimiz çocuk büyütürken ‘hiç yorulmak, emek sarf etmek’ istemiyorlar. Üzülerek belirtmeliyim ki çocuk sahibi olduğuna pişman olan ebeveynleri gördük!.. Ben okula çuvalla para ödedim okul sorunların tamamını çözsün diyen binlerce ebeveyn var.
Çuvallar dolusu para ödediğini düşünen veliler, o ‘görgüsüz paralarının’ velilik görevini yerine getiremeyeceğini bilmeleri gerekir.
Anne ve Babaları Eğitmeden Başarmak Kesinlikle Mümkün Değil!
Sevgili Murat Özyer ile anne ve babaların eğitilmeleri üzerine sürekli konuşuyoruz. Ebeveynlerin eğitilmeden hiçbir konuda başarılı olamayacağımızı hepimizin çok iyi bilmesi gerekir… Bu kesin bir durum. Tartışmaya da açık bir durum değil.
Bu bağlamda anne babaların yapmaları gerekenleri kısaca yazmaya çalışacağım:
Anne ve babaların ilgili uzmanlardan (okuldaki rehberlik birimi, ilgili psikologlar, ilgili öğretmenler) destek almaları gerekir. İlgili uzmanların tespitleri, çözüm yolları hoşlarına gitmese de uygulamaları gerekir.
Yılda iki kez okullarda gerçekleştirilen veli toplantılarına aksatmadan katılmaları gerekir. Velilerimizin önemli bir kısmı maalesef bu toplantıları zaman kaybı olarak görüyorlar. (Ve bu toplantılara da ‘babaların’ katılımı neredeyse hiç olmuyor.) Günde televizyon izlemeye 6 saat! İnternete 3 saat ayıran velilerimiz evlatlarının geleceğinin konuşulacağı veli toplantılarına ayıracak zaman bulamıyorlar…
“ 53 Saniye, Binde Bir Kişi Kitap Okuyor”
Ülkemizde anne, baba ve çocuk eğitimi üzerine yazılmış birbirinden değerli binlerce kitap mevcut. Bu kitapları ebeveynlerin mutlaka okuması gerekir. Ancak ülkemizde kitap okuma sürelerine baktığımızda durumumuz iç açıcı değil. 24 saatte kitap okumaya ayırdığımız süre “53 SANİYE” evet yanlış okumadınız “ELLİ ÜÇ SANİYE…”
Velilerimize hak vermiyor da değilim… “O bilge, öğretici ve eğitici yanı tartışmasız olan, yaklaşık 4 saat süren! Televizyon dizilerinden kitap okumaya zaman bulamıyorlar…”
Çocuklarınıza kitap okuma alışkanlığı kazandırın… Bu çok önemli bir durum. Çocuklarınıza hediye olarak bilgisayar oyunları yerine kitaplar alın. Size bu konuda da bir istatistik daha vereceğim:
Türkiye çocuklarına kitap hediye etme olayında dünya da bulunan 180 ülke arasında 140. Sırada… İngiltere ve Fransa’da insanların yüzde21’i, Japonya’da yüzde 14’ü Amerika’da yüzde 12’si düzenli kitap okurken,
Türkiye’de yalnızca “BİNDE BİR” kişi kitap okuyor.
“Evinizi Kütüphaneye Çevirin…”
Bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7 kitap okurken bir Türk ise “10 YILDA ANCAK BİR KİTAP” okumaktadır…
Değerli anne ve babalar biz öğretmenlerden, ilgili uzmanlardan öğrenmek istemiyor destek almayı reddediyorsunuz… İstatistiklere göre de kitap ta okumuyorsunuz. Sormak istiyorum:
“Ülkemizin geleceği olan çocuklarımızı eğiteceğiniz bilgileri nereden öğreneceksiniz, nereden?..”
Eve girdiğiniz andan itibaren o bedeninizin bir parçası! Haline gelmiş, yüzünüze yapışmış! Olan cep telefonlarınızı sessize alıp bir kenara bırakın. Çocuklarınızla konuşurken lütfen çocuklarınızın o güzel yüzlerine, gözlerinin içine bakın… Lütfen telefonunuz elinizde olmasın, lütfen telefonunuzla meşgul olmayın.
Unutmayın çocuklar için öğrenmenin en güçlü argümanı ‘taklit etmeden’ geçiyor. Siz kitap okursanız çocuklarınızda kitap okur. Siz telefonunuzla zaman geçirirseniz onlarda telefonları ile oynar. Siz sigara içerken onlara “çocuklar sigara içmeyin” diyemezsiniz…
Son Söz…
Sevgili Selçuk Ernak ‘Öğretmenin Gücü 1’ yazıma şu yorumu bırakmış:
“Her takım Guardı kadar konuşur… Her Ülke de Öğretmeni kadar…”
Doğan Cüceloğlu Hocamızın sözleri ile yazıma nokta koyuyorum:
Eğitimin en güçlü aktörü öğretmendir.
Öğretmenin gücü toplumun geleceğine yön verir.
Saygılarımla.
Not: Vermiş olduğum istatistik bilgileri TÜİK, İPSOS ve KMG Uluslararası Yayıncılar Birliğinden alınmıştır…




Bırak veliyi, ülkemizde her konuda vatandaş değil müşteriyiz, eğitim kalitesinin kasten geliştirilmediği, parası olanın her şeye sahip olabildiği, õğretmenlerin atanamadığı,
tarikatlerin yönettiği eğitim bakanlığıyla, gericilik, yobazlıkla, para ve güç ihtirasıyla ileri değil geriye gideriz, gidiyoruz da ama bir kaç istisna haricinde kimin umurunda?